Bir Ananın Omuzlarında Taşınan Hayat...

Bozkırın rüzgârını saçlarında taşıyan bir kadındı benim anam… Son abdallardandı.

Abone Ol

Yüreğinde türkü, avuçlarında emek vardı.
Hayatı boyunca ne saray gördü ne rahat yüzü.
Ama bir gecekondunun içine,koskoca bir ömür sığdırdı.
On çocuk büyüttü.
Yokluğun içinden insan çıkardı.
Açlığı susturdu bazen bir tas çorbayla, bazen şefkatiyle örttü yoksulluğun üstünü.
Kendi üşüdü ama evlatlarını sıcak tuttu.
Kendi yoruldu ama çocuklarının önüne umut koydu.
Bazı kadınlar yaşar, bazı kadınlar ise bir hanedan gibi ayakta kalır.
Benim anam ikinci türdendi.
Hayat onu inceltmedi; çelikleştirdi.
Çünkü yoksulluk, insanın sadece cebini değil ruhunu da sınar.
Bir annenin çaresizliği ise dünyanın en ağır sessizliğidir.
Gece herkes uyuduğunda,onun yorgunluğu otururdu odanın ortasına.
Kimse görmezdi.
Çünkü analar,acıyı bile çocuklarından saklamayı bilir.
Bir gecekondunun duvarlarında büyüdük biz.
Rutubet vardı belki ama merhamet eksik değildi.
Ekmek küçüktü ama vicdan büyüktü o evde.
Şimdi dönüp bakınca anlıyorum,
fakirlik insanı utandıran şey değilmiş.
Asıl yoksulluk, sevgisizliğin olduğu yerlermiş.
Ben bugün hâlâ dimdik durabiliyorsam, biraz da onun omurgası yüzündendir.
Çünkü bazı anneler çocuk doğurmaz sadece…
Karakter yetiştirir.
Direnç yetiştirir.
Vicdan yetiştirir.
Rahmetli Suna anam…
Bozkırın tezenesine kardeş bir ömür sürdün.
Türkü gibi yaşadın, dua gibi göçtün bu dünyadan.
Yokluğun hâlâ evin içinde dolaşıyor anam.
Bir çayın buharında, eski bir türkünün içinde,gece çöken sessizlikte…
Mekânın cennet olsun.
Senin mücadelen, bu dünyanın en büyük zenginliğiydi.

Murat İLERİ