Bir haber beklemek,bir kapının açılmasını beklemek,adaleti beklemek,özlediğin bir sesi duymayı beklemek...
Beklemek,çoğu zaman görünmeyen bir yüktür.
Bu memlekette milyonlarca insan farklı sebeplerle bekliyor.Kimi iş bulmayı,kimi evladına kavuşmayı, kimi hakkının teslim edilmesini,kimi de yarınların bugünden daha güzel olmasını bekliyor.Bekledikçe yıllar geçiyor, mevsimler değişiyor,insanın saçlarına ak düşüyor.
Ben de bekledim.
Dört duvar arasında geçen günlerde, demirin soğukluğundan çok zamanın sessizliği dokundu insana. Takvim yaprakları koparken insan bazen özgürlüğü değil,umudu kaybetmekten korkuyor.Her sabah yeni bir ihtimalle uyanıp her akşam aynı belirsizlikle uyumak, görünmeyen bir imtihan gibi çöküyor insanın üzerine.
Fakat hayat bana şunu öğretti:
İnsanı ayakta tutan şey,şartların kolaylığı değildir. İnsanı ayakta tutan şey,yüreğinin sağlamlığıdır.
Bazı insanlar vardır; başlarına gelenlerle küçülürler.Bazıları ise yaşadıkları acılar kadar derinleşir.Acı onları sertleştirmez, olgunlaştırır. Yalnızlık onları karanlığa sürüklemez, kendileriyle tanıştırır.
Zamanla anlıyor insan...
Hayatın dümeni her zaman bizim elimizde değil.Her şeyi değiştiremiyoruz. Her kapıyı açamıyoruz.Her yarayı saramıyoruz. Bazı yolları yürümek,bazı acıları taşımak ve bazı sonuçları sabırla beklemek zorunda kalıyoruz.
İşte bilgelik biraz da burada başlıyor.
Olmayanın yasını tutarak değil, elindekinin kıymetini bilerek.İnsanlardan bekleyerek değil, kendine dayanmayı öğrenerek. Başkalarının sevgisiyle değil, kendi vicdanıyla barışarak...
Çünkü insan kendini kaybettiğinde dünyayı kazansa ne olur?
Bugün dönüp geriye baktığımda,bana en büyük dersi ne özgür günler verdi ne de rahat zamanlar.En büyük dersleri beklediğim günler verdi. Sabretmeyi, susmayı,direnç göstermeyi, yıkılmadan ayakta kalmayı o günlerde öğrendim.
Bu yüzden artık biliyorum...
Hayata karşı yürekli duruşunu ve bilge kişiliğini kaybetmeyen insanlar asla yenilmezler.Onlar bazen tökezler, bazen yorulur, bazen canları yanar. Fakat karakterlerinden, onurlarından ve inançlarından vazgeçmezler.
Çünkü gerçek yenilgi düşmek değildir.
Gerçek yenilgi, insanın kendi içindeki ışığı söndürmesidir.
Beklemek ağırdır.
Belirsizlik ağırdır.
Hasret ağırdır.
Fakat hepsinden ağır olan,insanın kendisinden vazgeçmesidir.
Ben beklemenin yükünü taşıdım. Umudun inceldiği günleri de gördüm. Fakat öğrendiğim en büyük hakikat şu oldu:
Zaman insanın elinden birçok şeyi alabilir,özgürlüğünü, yıllarını,fırsatlarını...
Ama yüreğini teslim etmeyen bir insandan asla onurunu alamaz.
Çünkü bazı insanlar kazanarak büyümez.
Bazı insanlar,bütün kayıplarına rağmen dimdik ayakta kalarak tarih olurlar.
Murat İLERİ