Bir Sendikanın Çöküşü:Emeğin ve Emekçinin Satılma Öyküsü

Zonguldak Şubenin İflası… Isparta’nın Gülü, Yozgat’ın Gülünü Yendi mi?...

Abone Ol

Bir kurum bazen bir gecede yıkılmaz.
İçten içe çürür.
Önce güven kaybolur…
Sonra mücadele ruhu ölür…
En sonunda geriye yalnızca tabelalar kalır.
Türkiye Sağlık İşçileri Sendikası bugün tam da böyle bir dönemin içinden geçiyor.
Bir zamanlar emekçinin umudu olan yapı,bugün kişisel ihtirasların, koltuk hesaplarının ve basiretsiz yönetim anlayışının gölgesinde can çekişiyor.
İki yıl önce 60 bin olan üye sayısının bugün 30 binlere düşmesi yalnızca bir istatistik değildir.
Bu tablo,işçinin sendikaya olan güvenini kaybetmesinin ilanıdır.
Çünkü işçi her şeyi affeder ama sahipsiz bırakılmayı affetmez.
Bir dönem Gazi Üniversitesi, Hacettepe gibi sendikanın kalesi kabul edilen kurumlar bugün kaybedilmiş durumda.
Rahmetli Mustafa Başoğlu döneminden kalan mücadele hafızası yerini sessizliğe ve dağınıklığa bıraktı.
Sendikanın Ankara’daki oteli kapatıldı.Ardından İstanbul’da yeni bir vitrin oluşturulmak istendi ama o proje de elde kaldı.
Sorun yalnızca kötü yönetim değil.
Sorun,emeğin yerine egonun geçmesidir.
Toy Hakan bugün sendikacılığı mücadele değil, vitrin işi zannediyor.
Delegeleri kendi belirliyor,şube yönetimlerini kendi şekillendiriyor,sonra da dönüp buna “irade” diyor.
Oysa gerçek irade işçidedir.
İşçinin sesinden korkan anlayışın sonu er ya da geç hüsran olur.
Bir zamanlar yanında yürüyen insanlar bugün ya tasfiye edildi ya da yok sayıldı.
Genel Başkan Yardımcısı Kadir Atıcı gibi sendikanın hukuk mücadelesinde önemli rol oynayan isimler dışlandı.
Doğan Alıç gibi yıllarını mücadeleye vermiş insanlar görmezden gelindi.
Çünkü liyakatten korkan yönetimler etrafında yalnızca kendisine benzeyen insanları ister.
En ağır bedeli ise yine işçi ödedi.

Isparta’nın Gülü, Yozgat’ın Gülünü Yendi mi?...

Bildiğiniz gibi Isparta gülleriyle meşhurdur.
Kokusu vardır.
Rengi vardır.
Gösterişi vardır.
Toy Hakan da belli ki gülleri seviyor.
En azından dalından koparıp vitrine koymayı sevdiği anlaşılıyor.
Çünkü sendikacılığı mücadeleden çok gösteri sanan anlayışın bugün en büyük merakı kurdele kesmek olmuş durumda.
Toy Hakan’ın güllere olan ilgisi yalnızca botanik merakıyla açıklanacak gibi değil.
Isparta’da açılan şubenin etrafında dönen kulisler, sendika koridorlarından çok magazin sayfalarını aratmıyor.
Emekçinin alın teri konuşulacağı yerde, kim kimin yanında fotoğraf verdi, kim hangi masada oturdu dedikoduları dolaşıyor.
Nitekim Isparta’da açılan şube de bunun son örneği oldu.
Delegeler yine tabanın iradesiyle değil,tepeden belirlenen isimlerle şekillendi.
Şube yönetimleri de aynı anlayışla oluşturuldu.
İşçinin sesi yerine sadakat tercih edildi.
Ne acıdır ki bazıları koltuğa sadakati, işçiye sadakatin önüne koydu.
Bunun adı da sendikacılık değil, emeğe ihanettir.
Liyakat yerine itaat öne çıktı.
Açılış günü Toy Hakan’ın elinde yine meşhur makas vardı.
Maşallah, makas kullanmayı seviyor.
Fakat insan ister istemez düşünüyor.
Bu makas gerçekten kurdele mi kesiyor,yoksa sendikanın kalan bağlarını mı?
Çünkü nerede bir açılış fotoğrafı varsa ardından bir kopuş, bir dağılma, bir kırgınlık yaşanıyor.
Toy Hakan’ın elindeki makas bazen kurdeleyi kesiyor olabilir ama görünen o ki asıl kesilen şey emekçinin sendikaya olan güveni oluyor.
Bir yanda gösterişli pozlar, diğer yanda eriyen üye sayıları…
Bir yanda alkışlar, diğer yanda sessizce uzaklaşan işçiler…
Şimdilik tabloya bakılırsa Isparta’nın gülü,Yozgat’ın gülüne bir gol atmış görünüyor.
Fakat sendikacılık gönül eğlendirme yeri değildir.
Emekçinin sırtından vitrin kurma sanatı hiç değildir.

Zonguldak Şubenin İflası…

Yaklaşık bir yıl önce, benim de kurucu şube başkan yardımcısı olarak görev yaptığım Sağlık İş Zonguldak Şubesi’nin kapısına maalesef kilit vuruldu.
Bunun adı yalnızca yönetim zaafı değil, koskoca bir sendikal çöküştür.
Düzce Eğitim Araştırma Hastanesi’nde ameliyathane servisinde çalışan Hakan Uzun’a teslim edilen şube, ne yazık ki mücadeleyle değil sessizlikle anılır hale geldi.
Hakan Uzun’un bu görevin ağırlığını taşıyamayacağı aslında daha en başından belliydi.
Çünkü sendikacılık yalnızca makam işgal etmek değil; bilgi, tecrübe,irade ve emekçinin derdiyle dertlenebilecek bir karakter meselesidir.
Ortaya çıkan tablo ise ne yazık ki mücadele eden bir sendikacı profili değil,süreci yönetemeyen, krizler karşısında etkisiz kalan bir anlayışı gösterdi.
Bir dönem Bülent Ecevit Üniversitesi’nde yüzlerce üyeye ulaşan yapı bugün eski gücünü kaybetmiş durumda.
580 üyeden geriye dağılmış bir teşkilat, kırılmış bir güven ve sessizce uzaklaşan emekçiler kaldı.
Aile ve Sosyal Politikalar ayağında ise durum daha vahim.
Neredeyse yüz üyeyi bile konuşamaz hale gelen bir şubenin hâlâ başarı hikâyesi anlatmaya çalışması trajikomik bir tablo oluşturuyor.
Sendikacılığı mücadele yerine fotoğraf karesine sığdırırsanız sonuç da böyle olur.
Kurum müdürleriyle verilen pozlar çoğaldı ama işçinin yanında duran irade kayboldu.
Meydanlarda yüksek sesle konuşanların masada sessizleşmesi, emekçinin sendikaya olan inancını da tüketti.
Hakan Uzun bugün birçok işçinin gözünde güçlü bir sendika lideri olarak değil, kaçırılmış büyük bir fırsatın sembolü olarak anılıyor.
Soyadı Uzun olabilir ama etkisi kısa sürdü.
Çünkü sendikacılık koltukta oturmakla değil,bedel ödemekle yapılır.
Bugün yaşanan kriz yalnızca yönetsel değildir.
Aynı zamanda sosyolojik bir çöküştür.
İnsanların birbirine güvenini kaybetmesidir.
Fedakârlığın yerini kişisel hesapların almasıdır.
Emek mücadelesinin yerini vitrin siyasetinin almasıdır.
İşçi artık söze değil, samimiyete bakıyor.
Çünkü alın teri kandırılmayı affetmez.


Murat İLERİ