En uzun yolculuk ise kilometrelerle ölçülmez;insanın kendi yüreğine yaptığı yolculuktur.
Hayat bize hep aynı soruyu fısıldar: "Kim olduğunu gerçekten biliyor musun?"
Cevabı kolay değildir.Çünkü insan, kendini en çok kaybettiği zamanlarda tanımaya başlar. Acılar,hayal kırıklıkları,dost sandıklarının sessizliği,zamansız vedalar...
Bunların her biri ruhumuzun aynasına düşen birer gölgedir.
Fakat gölge,ışığın varlığını inkâr etmez.Tam tersine, onun en güçlü tanığıdır.
Psikoloji der ki;insan,yaşadığı olaylardan çok,o olaylara yüklediği anlamla şekillenir. Felsefe ise insanın hakikati arama çabasının hiç bitmeyeceğini söyler.Belki de bu yüzden her yara, biraz düşünce,her düşünce,biraz olgunluk taşır.
Anadolu'nun irfanı ise bunların hepsini tek cümlede anlatır.
Neşet Ertaş'ın sazından yükselen her türkü,sadece bir ezgi değildir.O ses, Abdal kültürünün yüzyıllardır taşıdığı gönül terbiyesidir. Dünyaya kinle değil merhametle bakmayı,insanı makamıyla değil yüreğiyle değerlendirmeyi öğretir.Çünkü gerçek zenginlik, cebindeki para değil; gönlünde taşıdığın sevgidir.
Bugün geriye dönüp baktığımda görüyorum ki insanı büyüten zaferleri değil,sabrıdır. Alkışlar değil, sessizce verdiği mücadeledir. Kırıldığı hâlde kimseyi kırmamayı seçebilmesidir.
Toprak,üzerine düşen her izi saklar. İnsan da yaşadığı her günü yüreğinde taşır.Bazı anılar zamanla silinir, bazıları ise ömür boyu yol arkadaşı olur.Onlar bize kim olduğumuzu, neden hâlâ dimdik durduğumuzu hatırlatır.
Belki de hayatın en büyük başarısı, her şeye rağmen insan kalabilmektir.
Yalanın kolay, doğrunun zor olduğu zamanlarda vicdandan ayrılmamak... Gücün değil,hakkın yanında durabilmek... Kaybetmeyi göze alıp karakterini kaybetmemek...
İşte gerçek yolculuk budur.
Neşet Ertaş'ın gönül dünyası bize şunu hatırlatır:İnsan, sevgiyi eksiltmeden yaşayabildiği ölçüde zengindir.Abdal geleneği de bunu söyler,dünya fanidir, geriye kalan yalnızca insanın gönlünde ve ardında bıraktığı iyiliktir.
Gün gelir saçlara ak düşer,omuzlara yılların yükü çöker. Ama yüreğinde umudu,sevgiyi ve vicdanı taşıyan insanın yolu hiçbir zaman bitmez. Çünkü insan, yürüdüğü yollarla değil,dokunduğu gönüllerle hatırlanır.
Belki hepimiz bir yolcuyuz.
Aynı gökyüzünün altında,farklı yükler taşıyan yolcular...
Mesele,yolun ne kadar uzun olduğu değildir.
Mesele,o yolu nasıl bir yürekle yürüdüğümüzdür.
Murat İLERİ