Ev dediği yerde yabancı,yıllarca taşıdığı isimde bile eksik hissediyor kendini.
Çünkü insanın en büyük sürgünü, başka şehirlerde değil,kendi ruhunda başlıyor.
Çocukken bize öğretilen birçok şey vardı.
Güçlü olmak, susmak,dayanmak, düşmemek…
Ama kimse,insanın bir gün kendi içinden kaybolabileceğini anlatmadı.
O yüzden çoğumuz, hayat boyu bir şeylerin peşinden koşuyoruz sanıyoruz.
Para,aşk,makam, sadakat,huzur…
Oysa insan, bütün ömrü boyunca aslında kendisini arıyor.
Kimi bunu kalabalıklarda yapıyor.
Kimi sigara dumanına saklıyor eksikliğini.
Kimi gece yarısı sessizliğinde kendi sesinden kaçıyor.
Kimi de “iyiyim” kelimesini, ruhunun mezar taşına yazıyor.
En ağır yorgunluk bedende başlamıyor.
İnsan en çok, gerçekleşmeyen umutlarının altında yoruluyor.
Çünkü hayal dediğimiz şey, yalnızca geleceğe kurulan bir cümle değildir.
Bazen insanın yaşama sebebidir.
Bir umut ölünce, sadece bekleyiş bitmez.
İnsanın içindeki ışığın bir kısmı da söner.
O yüzden bazı insanlar durup dururken dalıp gitmez.
Bazı gözler sebepsiz buğulanmaz.
Bazı sessizlikler, kelimelerin sustuğu yer değil,kalbin artık konuşacak gücü kalmadığı yerdir.
İnsan tuhaf bir varlık.
Düşmanını affeder bazen…
Kendisini affedemez.
Başkasının yarasına merhem olur ama kendi acısına dokunamaz.
Çünkü gurur,insanın en sessiz zırhıdır.
“İhtiyacım var” diyemeyenlerin çoğu,aslında bir omuza değil, anlaşılmaya muhtaçtır.
Hayatın en büyük yanılgısı da burada başlıyor zaten.
Herkes,güçlü görünen insanların ayakta olduğunu sanıyor.
Oysa bazı insanlar sadece dağılmamayı iyi beceriyor.
Yalanlar,hakikati değiştirmek için değil,kalbi oyalamak için söyleniyor.
Gerçek ise kapıyı kırarak giriyor insanın içine.
Sessizce değil…
İz bırakarak.
Sonra bir gün geliyor…
Aynaya bakıyorsun.
Yıllarca peşinden koştuğun şeylerin seni tamamlamadığını fark ediyorsun.
Çünkü insan, kendisini unuttuğu hiçbir yerde mutlu olamıyor.
Belki de bu yüzden bazı yollar yalnız yürünür.
Bazı geceler kimse çağrılmaz insanın içine.
Bazı hesaplaşmalar yalnızca vicdanla yapılır.
İşte tam orada başlıyor değişim.
Kırılmış taraflarını saklamadan yaşamayı öğrendiğin yerde…
Geçmişini inkâr etmeden yürüyebildiğin anda…
Kendi yarana bakıp nefret etmediğinde…
İnsan yeniden doğmuyor belki ama yeniden nefes alıyor.
Sonra anlıyorsun ...
Özgürlük,zincirlerin kopması değilmiş.
Kendinden kaçmayı bırakmakmış.
Ve insan…
Bütün ömrü boyunca aradığı o kayıp ruhu,bazen özgür bir kelebeğin kanadında bulurmuş.
Sessiz…
İnce…
Ama gökyüzüne ait kadar özgür...
Murat İLERİ