ZONGULDAK

Demokrasi platformu madenci anıtından seslendi!

Zonguldak Demokrasi Platformu 1 Eylül Dünya Barış günü dolayısıyla madenci önünde basın açıklaması gerçekleştirdi.

Abone Ol

Zonguldak Demokrasi Platformu 1 Eylül Dünya Barış günü dolayısıyla madenci önünde basın açıklaması gerçekleştirdi. 

Zonguldak Demokrasi Platformu adına KESK dönem sözcüsü Erkut Alacalı yaptı. Yapılan açıklamada”Hitler’in Polonya’yı işgali ile başlayan 2. Dünya Savaşı nedeniyle milyonlarca insan katledildi, soykırıma uğradı ve kentler yok edildi. Büyük ve kanlı direnişlerle püskürtülen faşizmin kesin yenilgisinden sonra böylesine felaketlerin yaşanmaması için "Bir daha asla" sesini yükselten dünya halkları ve aydınlar, kalıcı barış için örgütlenmeye başlamış ve bunun sonucunda Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından 1 Eylül tarihi 1981 yılında Dünya Barış Günü olarak ilan edilmişti.

Değerli dostlar;

Bugün, Irak ve Suriye’deki savaşların hemen ardından Ukrayna; paylaşım savaşının arenası haline getirildi, Ukrayna savaşı NATO Rusya savaşına dönüştürüldü.

Günümüzde ülkemizin kuzey ve güney bölgelerinde paylaşım savaşının devam ettiği, Akdeniz, Ege, Kıbrıs'ta gerilimlerin zaman zaman yükseltildiği, Afrika ülkelerin de iktidarları askeri darbelerle el değiştirterek savaş tehditlerinin öne çıkartıldığı, ayrıca savaş hukukunu hiçe sayan paralı askerler paylaşım savaşının acımasızca sürmesinin aracı olarak beslendiği bir dönemden geçiyoruz

Afganistan’da sözde barış sağlayan egemen güçler Afgan halkını gerici/yobaz Taliban’ın insafına terk ettiler. Yemen’de dinsel ve mezhepsel savaşı destekleyip; çocuk, kadın demeden bir halkı katledip çaresizliğe mahkûm ettiler.

On iki yılı aşkın bir süredir Suriye’de yaşanan iç savaş; halkın yaşamını cehenneme çevirmiş, ülke baştanbaşa harap olmuş, neredeyse taş üstüne taş kalmamıştır. Bir yandan ırkçı Baas Rejimi güçleri, öte yandan “rejim muhalifi” adı altında kimi çete ve gruplar, insan haklarının en ağır ihlalini oluşturan suçları işlemektedir. Bugün savaş sönümlenmiş görünse de Suriye’de insani bir trajedi yaşanmaktadır.

Bu gerilim politikasının önemli sonuçlarından birisinin de Türkiye’nin milyonlarca kontrolsüz mültecinin aktığı bir göçmen deposu halini almasıdır. Batı ülkeleri ile yapılan insan haklarına aykırı göçmen anlaşmaları ise, ülkemiz açısından son derece tehlikeli sonuçları olacak anlaşmalardır.  

Dünyamızdaki tüm savaşlar, insanlık değerleri açısından bir utanç tablosu oluşturmaktadır. Her gün gencecik insanlar ölüme gidiyor. Çocuklar savaşın ortasında annesiz-babasız kalıyor. Kadınlar öldürülüyor ve tecavüze uğruyor. Binlerce insan doğdukları toprakları terk ederek mülteci konumuna düşüyor. Doğa ve tarihi değerler tahrip ediliyor, yok ediliyor. İnsanlar açlık ve sefalete sürükleniyor, çocuklar açlıktan ölüyor. İnsani değerler ayaklar altına alınıyor. Egemen güçlerce SAVAŞLAR BİTİRİLMİYOR!!!!!

Bizler, bütün dünyada ekilen nefret tohumlarına, halklar arasında yaratılan düşmanlıklara karşı barış istiyoruz, bölge halklarıyla dostluk ve kardeşlik içinde yaşamak istiyoruz, halkların kültürel ve insani haklarına saygı gösterilmesini istiyoruz.

Ülkemizde de yıllardır süren ve çözülmeyen sorunlar; çatışmalara ve toplumsal gerilimin yükselmesine yol açmaktadır. Türkiye‘nin bütün sorunları gibi, "Kürt Sorununun” da demokratik ve barışçı yollardan çözümünden başka her türlü yol ve yöntem yanlıştır. Yanlış olduğu yakın tarihimizde yaşanarak görülmüştür. Toplumun bütün kesim ve kurumlarının barışı savunması sorunun çözümünü kolaylaştıracağı açıktır.

Biz, şiddet ve baskı politikalarında ısrar edenlerin, çok kimlikli çok kültürlü bir toplumsal modeli dışlayarak, barışın kalıcı hale getirilmesinden kaçınanların, iç ve dış politikada gerilim yaratmaktan medet umanların, demokratikleşmeyi AB ile pazarlıkların sınırında tutup, hak arama mücadelesini anti-demokratik olarak görenlerin, yasal düzenlemelerdeki gelişmeleri bile hayata geçirmeyenlerin, barışın önünde en büyük engel olduğunu biliyoruz. Biz, barışın, demokrasinin ve insan haklarının yerleşmediği bir ülkede emekçilerin haklarının korunmasının da olanaklı olmadığını da biliyoruz.

Biz, yayılmacı ve teslimiyetçi bir dış politika izlemeyen, savaşa, işgale ve talana ortak olmayan, demokratik, sosyal hukuk devleti niteliğine sahip, kimliği, kültürü, dili, dini, mezhebi, görüşü ne olursa olsun, eşit haklara sahip yurttaşlar olarak yaşayabileceğimiz, ülkemizin ve toplumumuzun bir daha savaş ve şiddeti yaşamaması için öncelikle demokratikleşmeye yönelik çözümlerin benimsendiği, bağımsız, demokratik ve barış içinde bir Türkiye istiyoruz.

Değerli Zonguldaklılar, saygıdeğer basın emekçileri

Sonuç olarak bizler diyoruz ki;

Barış hakkı, insan hakkıdır! İnsanlar, çatışma ve gözyaşının olmadığı bir toplumda, refah ve mutluluk içinde yaşama hakkında sahiptir. Dünyadaki tüm savaşların ve savaşlar aracılığıyla küresel sorunlara dönüşen ırkçılık, ayrımcılık ve nefret gibi insan hakları sorunlarının, devletler ve uluslararası devlet organizasyonları tarafından sonlandırılması çabası içerisinde olması kaçınılmaz bir insani ve vicdani yükümlülüktür!

Her insanın, hiçbir ayrıma tabi tutulmadan eşit haklara sahip olduğu, herkesin diğerinin haklarına saygı gösterdiği, kadın ve erkeğin toplumsal ve bireysel açıdan eşit haklara sahip olduğu, doğa ve doğadaki diğer canlılarla uyumlu bir yaşam kurmak mümkün!

İnsanların eşit, adil, özgür, onurlu bir yaşam sürdüğü bir dünyayı hep birlikte yaratabiliriz. Buna olan inancımızı sürdürüyoruz. Böyle bir yaşam, insanlığın en kıymetli eseri olacaktır.”