Her insanın severek, bıkmadan yaptığı işler vardır. İyi bir ilkokul öğretmeniniz olduysa ömrünüz her daim kaliteli, doyumlu, verimli geçer…
1970’li yıllarda, bir dağ köyünde yaşıyordum. Minicik iki binası olan ilkokulumuzda toplam 50 öğrenci vardı. Fazlı Bey ve İbrahim Bey adlı iki “Cumhuriyet” öğretmenimiz bizi 5 yıl insan olma yolunda yoğurdu…
Anam ve babam hiç okula gitmemişlerdi. Çocuklarına “uygarlık, eğitim, meslek sahibi olma, kültür, bilim, aydınlanma, akıl, üretim, proje, planlama, analiz, aklı kullanma” konularında yol gösterecek birikime sahip değildiler.
Dedem de hiç okula gitmemişti ama adeta bir filozof gibi sürekli bir şeyler anlatır, ışık tutardı. Onun nasihatleri, aradan 50 yıl geçmesine rağmen hala belleğimde durur.
3 yıl olan ortaokulu yokluk, karaborsa, pahalılık, terör, çatışma, CIA operasyonları, çürüme, boykotlar, antidemokratik yasalar, lüks düşkünü ABD paşalarının lagalugaları arasında (1979-1982) okudum. Ülke kaos içindeydi. Orta birinci sınıfta derslerin yarısı boş ya da siyasi nutuklarla geçti. 12 Eylül 1980’de, ABD tarafından kurgulanan askeri yönetime geçildi. A’dan Z’ye tüm derslerde Atatürk tapınmacılığı söz konusuydu. Yapay, gerçek dışı, militarist, kullaştırıcı, despotizmi yüceltici, egemenlerin CIA paşalarını ululaştırıcı bir Atatürkçülük yalanı beyinlerimize çakıldı. İstiklal Marşının 10 kıtasını, Atatürk’ün Gençliğe Hitabesini, yavanlaştırılmış malum “6 ilkeyi” ezberlemek için günlerce vakit kaybetmiştim. 10-12’li yaşlarda bir çocuğun beynine, metinlerdeki sözcüklerin yüzde 90’ının anlamını bilmeden ezber yaptırmak sadece geri zekalıların planı olsa gerektir…
1982-85 yılları arasında mesleki bir lisede okudum. Öğretmenlerin tümüne yakını CIA paşalarının dayattığı, gerçek dışı Atatürkçülük yalanları anlatıyordu. Hiçbir eğitimci “emperyalizm, sömürü, emek, sendika, demokrasi, Gladyo, besleme basın, bilim, AR-GE, araştırma, patent, Köy Enstitüleri, kooperatif, Faşizm, NATO, CIA, yeşil kuşak İslam’ı, Manevi Cihazlanma Derneği, 12 Eylül darbesinin esas amacı” hakkında bilgi vermiyordu. Sadece ABD’nin ezberlettiği suya-sabuna dokunmayan naylon bir Atatürkçülük yemeği yediriliyordu.
1985-89 yılları arasında İstanbul’daki Marmara Üniversitesinin Teknik Eğitim Fakültesinde okudum. 4 yıl zarfında hiç profesörden ders dinleyemedim. Hocaların çoğu CIA kulları tarafından liselerden toplanıp odalara tıkıştırılmış, makalesiz, patentsiz, projesiz, yayınsız, deneysiz, dilsiz, değersiz kişilerden oluşuyordu. 4 yıl boyunca lisede okutulan derslerin aynısını (teknik resim, motorlar, kumanda, tesisat, bobinaj, ölçme) bir kez daha gördük.
1989 yılından beri 10 farklı mesleki okulda eğitimci, idareci olarak çalıştım/çalışıyorum. Aradan geçen 36 yılda hiçbir biçimde bilimsel, ruhsal, pedagojik testlere tabi tutulmadım. Böyle bir eğitim sistemi olabilir mi? Elektrik, elektronik, bilgisayar alanında binlerce yeni buluş, gelişme söz konusu oldu. Devasa bütçeli MEB beni ve diğer yüzbinlerce öğretmeni hiç tetkik etmedi/etmiyor.
36 yıllık öğretmenlik geçmişimin son 30 yılında iyi ya da kötü, nitelikli ya da değil 139 farklı kitap yazıp yayınladım. Bunca zamanda hiçbir eğitim müdürü, hiçbir müfettiş, hiçbir kaymakam, hiçbir vali, hiçbir ulu yönetici “Siz neler yapıyorsunuz? Bu eserleri nasıl yazdınız? Bir talebiniz var mı?” diye sormadı.
Böylesine tutarsız, hedefsiz, plansız, kadrosuz, bilimden kopuk bir ülkenin Almanya, Japonya, Güney Kore gibi yükselmesi sizce mümkün müdür?
Ali Özdemir
Eğitimci-Yazar
Tlf.: 0505 220 83 85
E-posta: aozdemir53@hotmail.com
19.01.2026