Gazete her eve her gün uğramazdı.
Bilgi eksikti belki ama ruh fazlaydı.
O yüzden keyfimiz kolay kolay bozulmazdı.
Dışarıda kar yağardı.
Kar,sessizliği öğretirdi insana.
İçeride kuzine yanardı.
Ateş,sabrın başka bir adıdır zaten.
Üzerinde demir bir maşa durur, maşanın üstünde ekmek dilimleri ağır ağır kızarırdı.
O ekmeğin kokusu, insanın hayata olan güvenini tazelerdi.
Aydınlık bir kış sabahı olurdu.
Sucuk lüks sayılırdı.
Yumurta kıymetliydi.
Ekmek ise ekmekti, ne eksik ne fazla.
Bugün her şeye ulaşan ama hiçbir şeyden tat alamayan çocukları düşündükçe, yaşımın değil zamanın ihtiyarladığını hissediyorum.
Bir kez olsun kümesten yumurta almamış,
bir kez olsun kızarmış ekmeğin sabaha karışan kokusunu duymamış,
alışveriş merkezlerinin gürültüsünde büyümüş çocuklar var artık.
Onlar için ben değil, hatıralarım yaşlı.
Dışarıda kar vardı.
İçeride kanaat.
Kanaat,insanın kendisiyle barışmasıdır.
İçeride huzur.
Huzur,sahip olduklarını kaybetme korkusunun olmamasıdır.
Televizyon yoktu,gazete her zaman olmazdı.
Cahildik belki ama sade bir cehaletti bu.
Bilmediğimiz şeyler ruhumuzu zehirlemiyordu.
Portakal kabuklarını sobanın üzerine dizerdik.
Kokuya teslim olurduk.
Kestane közlemek bir gecenin tamamına yeten bir mutluluktu.
Sonra büyükler konuşurdu.
Hikâyeler anlatılırdı.
Hatıralar,insanı bugünden alıp başka bir yere götürürdü.
Bugün diziler ve filmler,yorgun zihinlerin ürünü sahnelerle insanı kuşatıyor.
Oysa o günlerin masalları genişti.
İnsanı büyütürdü.
Bir gün kokulara hasret kalacağımız hiç aklımıza gelmezdi.
Ekmek el değerek yapılırdı.
Çayın kokusu vardı.
Domatesin bir karakteri olurdu.
Küçücük bir bakkal dükkânı,koca bir hayata yeterdi.
Çünkü ihtiyaçlarımız az,beklentilerimiz insaniydi.
Dışarıda kar yağardı.
İçeride huzur olurdu.
Mutluluğun resmini çizmeye gerek yoktu.
Çünkü mutluluk zaten yaşanıyordu.
Bugün insan her şeye sahip ama kendine yabancı.
O günlerimizde ise her şeyimiz eksikti belki ama biz kendimize yakındık.
Asıl zenginlik de buydu.
Zamanla aşkı da yitirdik.
Sevgi de eskisi gibi kalmadı.
Aşk artık beklemiyor, sabretmiyor, sessizliği bilmiyor.
Hızlı tüketilen her şey gibi çabuk tükeniyor.
Özlem bile değişti.
Eskiden insanı diri tutardı,şimdi sessiz ve hüzünlü.
Bir mektubun yolunu gözlemek gibi değil artık.
Daha çok, gelmeyeceğini bile bile beklemek gibi.
O eski kışlarda sevgi ısıtırdı insanı.
Bugün kalabalıklar içinde üşüyoruz.
Murat İLERİ