Gün ağır ağır oraya düşüyor.
Dalgalar sessiz ve sakin.
Köpükler adeta kıyıya dokunuyor.
Zonguldak’ın taş sokaklarında alın teri,
Yüz yıllık Kömür kokusu havada.
Gündüzün telaşı geride kaldı.
Gecenin ağırlığı henüz gelmedi.
Sadece iki zaman arasında bir boşluk...
Hatıralar eriyor birer birer.
Yüzler,isimler,eski sesler soluyor.
Zaman yavaşlıyor bir bakıma.
Düşler kıyıya vuruyor, Can çekişircesine.
Gazipaşa Caddesi’nin ortasında duruyorum.
Sevgilim önümde, sol yanı biraz hayata kırgın.
Ama hem asi, hem de mavi.
Güzelliğinin karşısında diz çöken bir kabadayıyım şimdi.
Gururu bir kenara bırakmak mümkün oluyor.
Kalbim,yıllardır küsmüş yasaklı bu düşlere.
Sevgiye ve aşka bir adım daha atıyorum.
Caddenin köşesinde bir çocuk keman çalıyor.
Sesi,akşamın içine sızıyor.
Kalplerimiz birbirine dokunuyor.
Sevenler de kavuşur, diyor esmer kemancı çocuk.
Rüzgâr saçlarını okşuyor sevgilinin.
Gözleri masmavi denize bakıyor.
İçimde bir dinginlik yükseliyor.
Tüm yükler birden hafifliyor.
Sevgiliye kavuşmak, zamanın ve mekânın ötesinde bir hâl.
Kömür kokan sokaklar ,her dalgada kendini fısıldıyor.
Denizin mavisi, gecenin karası,
Sonunda insan, kendi iç denizinde yol alıyor.
Kalbin sessiz rehberliğinde her adım...
Tasavvufun öğrettiği bir farkındalık gibi sanki.
Her nefes,bir teslimiyet gibi.
Her bakış,varoluşun sırrına dokunuyor.
Taş sokaklar,kömür kokusu,akşamın loşluğu,
Hepsi bu anın içinde anlam buluyor.
Diz çöken kabadayı, yalnızca kendini değil,
Kendi içindeki gökyüzünün maviliğini de kucaklıyor.
Yaşam o anın içinde yeniden başlıyor.
Keman çalan esmer çocuk,uzaklardan fısıldıyor:
Sevenler de bir gün kavuşur.
Murat İLERİ