Aslında özlenen, bir yüz ya da bir isim değildir. Özlenen, anlaşılmaktır.
Hayatın yükü tek başına taşındığında ağırlaşır. Aynı yük, paylaşılınca hafifler. Çünkü insan, sadece omuz gücüyle değil, gönül bağıyla ayakta kalır. Birinin “ ben buradayım ”demesi, çoğu zaman en büyük sığınaktır. Güç dediğin şey, her şeyi tek başına halletmek değil; birinin yanında kendin olabilmektir.
Sevgi, çoğu kişinin sandığı gibi büyük sözlerde değil, küçük detaylarda gizlidir. Bir bakışta, bir susuşta, bir elin diğerine temasında…
İnsan, kendisini önemseyen birinin yanında yeniden doğar gibi hisseder. Güven dediğin şey de tam burada başlar; sorgulamadan, hesap yapmadan, korkmadan…
Günümüzün en büyük yoksulluğu, sevgisizlikten çok güvensizliktir. Herkes birbirine mesafeli, herkes bir ihtimalin hesabını yapıyor. Kalpler temkinli, duygular frenli…
Böyle bir düzende insan, kendini korumayı öğrenirken sevmeyi unutuyor. Oysa gerçek bağ, risk almadan kurulmaz. Birine kalbini açmak, aynı zamanda incinme ihtimalini de kabul etmektir.
İnsan doğası gereği bağ kurmak ister. Yalnızlık bazen tercih gibi görünse de, derinlerde bir yer hep birine yaslanma ihtiyacı hisseder. Çünkü insan, tek başına tamamlanmış bir varlık değildir. İçindeki boşluk, ancak başka bir yüreğin sıcaklığıyla anlam bulur.
Peki böyle biri var mı? Bu kadar yapaylığın, çıkar ilişkilerinin, yüzeysel bağların arasında gerçekten “kalıcı” bir insan çıkabilir mi karşımıza?
Cevap kesin değil. Hayat bazen en ummadığın anda, en ummadığın kişiyi çıkarır karşına. Tam vazgeçmişken, tam “artık yok” demişken…
Bu yüzden umut, insanın en inatçı duygusudur. Kolay kolay ölmez.
Böyle biriyle karşılaşırsan, onu sıradanlaştırma. Değerini zaman geçtikten sonra anlamak, insanın kendine yaptığı en büyük haksızlıklardan biridir. Kıymet, varken bilinirse anlamlıdır. Yokluğa kalınca sadece bir ağırlığa dönüşür.
Huzur, herkesin aradığı ama az kişinin tutabildiği bir limandır. O limana ulaşmak kadar, orada kalabilmek de emek ister. Sabır ister, sadakat ister, samimiyet ister. Çünkü gerçek bağlar, tesadüfle değil, emekle ayakta kalır.
Sonuçta mesele birini bulmak değil; bulduğunda sahip çıkabilmektir. İnsan hayatında çok şey kaybeder, ama en çok kendisini gerçekten anlayan birini kaybettiğinde eksilir.
Belki de en büyük hasret, tam olarak budur: Seni anlatmaya gerek kalmadan anlayan birinin varlığı…
Murat İLERİ