İnsan o aynalara baktığında yüzünü değil, kaybettiği zamanları görür. Dün gece ben de öyle bir gecenin içinden geçtim. Sessizlik büyüdükçe,yıllardır üzeri örtülen çocukluk sesleri birer birer geri döndü.
Bir anda kendimi unutulmuş bir yaz mevsiminin içinde buldum.Ayaklarım çiy düşmüş otlara basıyor,rüzgâr saçlarımı çocukluğun hoyrat sevinciyle dağıtıyordu.İnsan büyüyünce toprağın kokusunu unutuyor sanıyor ama unutmuyor.
Sadece üstünü kalabalıklarla örtüyor.Dün gece o örtüler kalktı.
Kiraz ağaçlarının gölgesinde geçen günler geldi aklıma. Boynumuza taktığımız hayallerin değeri vardı o zamanlar.
Bir salıncağın göğe yükselmesi bile özgürlük sayılırdı. Şimdi insanlar koskoca şehirlerde yaşıyor ama bir çocuğun salıncaktaki kadar özgür hissedemiyor kendini.
Çocukluk garip bir memlekettir.Orada hesap yoktur.Kibir yoktur.İnsanlar birbirine omuz değil, yürek verir.Açlık bile başka yaşanır çocukken.Bir dilim ekmek insanı mutlu etmeye yeter.Çünkü mesele sofranın büyüklüğü değil,baş ucunda duran merhamettir.
Sonra yıllar geçiyor. İnsan büyüdüğünü sanıyor.Oysa çoğu zaman sadece yoruluyor.Çocukken göğe bakıp kuşlarla konuşan insan, büyüyünce gözlerini yere indiriyor.
Hayat dediğimiz düzen,insanın içindeki berrak suyu bulandırmayı iyi biliyor.
Geçim derdi,yalnızlık, korkular…
Her biri ruhun üzerine ağır bir taş gibi çöküyor.
Belki de insanın en büyük trajedisi burada başlıyor. Çocukluğunu kaybetmiyor aslında,ona ulaşacak yolu kaybediyor.
Çünkü dünya büyüdükçe insan küçülüyor. Kalabalıklar artıyor ama samimiyet eksiliyor.
Herkes birbirine yakın duruyor fakat kimse kimsenin yarasına dokunmuyor.
Dün gece hatıraların içinde dolaşırken babamın elini yeniden hissettim avuçlarımda. İnsan bazı sevgileri öldü sanıyor ama ölmezmiş.
Bir ses,bir koku, rüzgârın taşıdığı eski bir toprak kokusu yetiyor onları yeniden diriltmeye.
Meğer insanın gerçek serveti; cebinde taşıdığı para değil, yüreğinde sakladığı izlermiş.
Gökyüzüne baktım uzun uzun. Çocukken yıldızları avuçlayabileceğine inanıyor insan. Büyüyünce yıldızların değil, umutların düştüğünü öğreniyor.Buna rağmen insan yine de içindeki o küçük çocuğu tamamen susturamıyor. Çünkü ne kadar sertleşirse sertleşsin, ruhun en dip yerinde masumiyet yaşamaya devam ediyor.
Sabah olduğunda gerçekler yine kapının önündeydi. Hayat bütün ağırlığıyla bıraktığım yerde duruyordu. Borçlar, yorgunluklar,eksilen dostluklar, yarım kalan hayaller… Hiçbiri kaybolmamıştı. İnsan bazen bir gecelik düşlerle dünyayı değiştirebileceğini sanıyor ama sabah olunca anlıyor. Dertler gitmiyor. Sadece bir süre susuyor.
Yine de insanı ayakta tutan şey tam burada saklıdır. Hatırlamak…
Çünkü geçmiş sadece geride kalan bir zaman değildir. Bazen bugünkü karanlığın içinde yol gösteren son lambadır.
Anladım ki insanın içinde ölmemesi gereken tek şey; çocukken taşıdığı o temiz yürektir. Dünya ne kadar kirlenirse kirlensin, insan içindeki merhameti koruyabiliyorsa hâlâ yenilmemiş demektir.
Hayat bütün sertliğiyle karşımızda duruyor bugün.
Yarının kaygısı, geçim mücadelesi, eksilen insanlar… Hepsi yerli yerinde.
Ama şükür ki çocukluğumuzdan kalan birkaç masum hatıra da hâlâ yerli yerinde.
Murat İLERİ