Kahpe Döngü

Abone Ol

Çok derin bir araştırmaya gerek duymadan aklımda kalan bilgilerle ve tarih vermeden bir kronoloji oluşturmaya çalışacağım.

Hemen yazımın başında belirtmek isterim ki benim atam dedem, köküm-soyum-sopum Osmanlı ile sınırlı değil, onlardan öncesinden günümüze kadar hangi devlet veya imparatorlukların bu güne gelmemizde katkısı varsa hepsine şükran borçlu olduğumu belirtmek isterim.

Gelelim günümüze: Osmanlı devleti SEVR antlaşmasıyla İç Anadolu’ya sıkıştırıldığında çareyi başka şekilde arayan vatanseverler, emperyalist ve tek dişi kalmış sözde medeni batıyı LOZAN antlaşmasına zorladı, maslara vura vura isteklerini kabul ettirdi ve bu günkü Misak-i Milli sınırları çizdirdi. Tarihçi değilim ama kendi çapımda olayları iyi arşiv etmeye çalışırım.

O günün şartlarında Lozan Antlaşmasını kabul etmek zorunda kalan Vahşi Batı bu yenilgiyi bir türlü hazmedemedi ve her fırsatta iç ve dış düşmanlarını kullanarak pişmanlıklarını gidermeye çalıştılar, bu meyanda: zaman zaman kendi kuklalarını kullanarak iç isyanları desteklediler ve maddi-manevi, lojistik desteklerde oldukça cömert davrandılar.

Cumhuriyetin kurulması ile birlikte ve eğitim konularında çığır açan uygulamalar devreye sokulduğunda bütün entrikaları boşa çıkan Vahşi Batı, ülke genelinde parlayan ışığı görünce panik halinde Köy Enstitülerini kapatmak için ellerinden gelen bütün fırsatları devreye soktular, çünkü tehlike büyüktü ve büyümeye devam ediyordu. Bu eğitim kurumlarının kapatılmasında kimin ne rolü varsa en yakınımda olsa Allah belasını versin.

Köy Enstitüleri kapanınca ABD denen kafir:

“Size uyan İmam Hatip türü bir eğitim sistemidir “ diye akıl verdi. Sakın İmam Hatip fikrine karşı olduğum çıkarılmasın, onlarda lazım ama onlar kadar bu ülkeye bilim ve sanatta lazımdı, olmadı, ışıldayan ışığımızı kapattılar, hele bir Marshall yardımı vardı ki Allah beterinden korusun Cehenneme giden yolların çiçeklerle döşenmiş haliydi...

Ondan sonra ülkemizde yapılan askeri ve sivil darbeler, etnik ve mezhep çatışmaları, sağ-sol çatışmaları, FETÖ türü yapılanmalar ki bu süreç bitmedi halen devam ettiğini üzülerek görüyorum.

AB denen canavarın yarım asırdan fazladır kapısında bizi bekletmesini bir kenara koyuyorum ama bazen güya bizi alacak oluyorlar hemen ardından : “Atatürk’ün fotoğraflarını resmi dairelerinizden kaldırın” gibi aptalca bir çıkış yapıyorlar, hâlbuki bu dediklerin yapsak bile bizi almayacaklarını biliyoruz.

Lozan Antlaşmasını temsilciler meclisinde onaylamayan bir ABD denen canavar ise açık açık: “benim için Türkiye’nin bu günkü sınırları tartışmalıdır” demeye devam etti ve bunu da her fırsatta bize beysbol sopası gibi saklamadan gösterdi.

Yakın tarihlere bakacak olursak: Demokratik, laik bir Türkiye Cumhuriyeti ne zaman derin bir nefes alacak olsa mutlaka başımıza bir çorap geçirmek için bahane uyduran vahşi batı belli etmese de gizli olarak bize karşı bir din savaşı sürdürmektedir.

Ülkemizde laiklik tarafında olduğunu söyleyen bazı sözde aydınlar ise laikliği kendi düşünce tarzına göre uygulamak istediklerinden Atatürk’ün dediği laiklikten oldukça uzaklaştı ki buda düşmanın arayıp da bulamadığı bir fırsattı. Ülkemiz düşman işgalinden kurtulduktan ve düşmanı denize döktükten sonra ne olduysa bundan sonra oldu.

Genç Türkiye Cumhuriyet’ini kuranlar hiçbir zaman Osmanlıyı yok saymadı ve ondan kalan kapitülasyonları da ata-dede borcu olarak ödedi, çünkü biz Osmanlıdan değil düşmandan kurtulmuştuk, bu yanlışı düzeltmekte fayda var.

Bu ülkenin kurtuluşunda Türk vardı, Kürt vardı, Müslüman vardı, gayri Müslüm vardı dahası her din, her dil, her etnik köken ve her renkten insan top yekûn bu ülkenin kurtuluşunda can verdiler.

Ben sadece Osmanlı torunu değilim, benim soyum İlk İnsandan başlar, Etiler, Hititler, Selçuklulardan günümüze gelir.

Ben Türk olduğum için değil Laik olduğum için tüm etnik köken ve dinlere saygım vardır.

Son Bir Tespitim:

Atatürk’ü kimler sevmiyor?

Birincisi Araplar sevmedi ki bu Araplar Osmanlı’ya da düşmandı ve hiçbir zaman da bunu gizlemedi, Halifeliği İstanbul’a kaptırmak uzun süreli kine dönüştü ve süreç devam ediyor,

İkincisi: ABD denen canavar hiç sevmedi ve her fırsatta iç oğlanlarını kullanarak ülkemize zulüm etmeye devam etti, ediyor.

Üçüncüsü: Ülkemizde kurulu bir siyasi parti kongrelerinde ülkemizin ortak değerlerinden hiç birini tanımadı da kabul etmedi de ve bunu hiçbir şekilde gizlemedi de..

Son olarak; İnanalar için söylüyorum; Kuran’da Laikliğin tarifi var ve herkesin bilgiği gibi: “Senin didin sana ,benim dinim bana” gibi bir yaklaşımı vardır.

Atatürkçü gibi görünüp, solculuğa geldi mi mangalda kül bırakmayan sahte laikler yukarıdakiler kadar bu ülkenin çimentosu olan değerli mozaiğini parçalamak, bölmek ve diğer kötülükleri yapmak için düşmanla hep iş birliği içinde oldular ve ne yazık ki bu ihanetlerinin farkına bile varamadılar, hatta bazı kendini entelektüel olarak gören sözde aydınlar ise laf ebeliği ve pirincin içindeki beyaz taş gibi davranarak, Nobel Edebiyat ödülü bile alan bu sözde aydınlar Atatürk’e “beton Kemal” , 1915 olaylarında ise güya entel görünüp birilerine yaranmak için: “ ülkemizin soykırım yaptığını ve gerçeklerle yüzleşmesi gerektiğini, Türkiye’nin Kıbrıs’ta ne işi var” gibi hamasetten de geri durmadılar.

Şimdi söyler misiniz bizim kaç düşmanımız var ve kaç cephede savaşıyoruz, hala nasıl oluyor da dimdik ayaktayız?

Aklımın erdiğince cevap veriyorum: Bu ülkenin gerçek vatanseverleri iş başa düştüğünde tıpkı Kurtuluş Savaşında olduğu gibi bir araya gelme refleksi hiçbir toplumda bulunmayan “Ulusal Refleks” tir ve vahşi batının yıllardır bu şifrelerimizi çözmek üzerine yapmış olduğu hiçbir entrika başarıya ulaşamamıştır. NOKTA!