İnsanın en uzun yürüyüşü,kendi içine doğru olandır,bunu geç de olsa anladım.
Başlangıçta herkesle konuşmak, herkese yetişmek istiyor insan.
Zaman geçtikçe fark ediyorsun,her yüz dost değil,her söz hakikat taşımıyor.
İşte o zaman eksiltmeye başlıyorsun.
Yüklerinden değil sadece,insanlardan da…
Olgunluk dedikleri şey,sabretmekten ibaret değil.
Neye tahammül etmeyeceğini öğrenmektir asıl.
Kendini korumayı, ruhunu hoyratlıktan esirgemeyi bilmektir.
Sinsi bakışların,iki yüzlü gülüşlerin arasında kalmak insanı yavaş yavaş tüketir.
Fark etmeden yorulursun.
Fark etmeden uzaklaşırsın.
Çünkü bazı insanlar yanında değil, sırtında taşınır.
Cezaevindeyken okuduğum bir kitap vardı.
Sayfalarını çevirirken kendi içimi okuyormuş gibi hissetmiştim.
Orada yazan bir düşünce zihnime kazındı.
İnsan,sevgisini yitirdiği yerde kendine yabancılaşır.
O dört duvarın arasında anladım ki, insanı daraltan taş duvarlar değil, içindeki boşluktur.
Zihni olan herkes düşünmez.
Düşünebilen herkes de insan kalamaz.
Çünkü insan kalmak,sadece akılla değil, vicdanla mümkündür.
Bir gün aynaya bakarken değil,bir gün bazı insanları hayatından çıkarırken büyürsün.
Kendine verdiğin değer,kimleri yanında tuttuğunla değil,kimlerden vazgeçebildiğinle ölçülür.
Kendimden çıktım yola…
Azaldım,eksildim, sustum.
Ama her eksilişte biraz daha kendim oldum.
Şimdi biliyorum ki;
İnsanın en sağlam yeri,kalbini koruyabildiği yerdir.
Murat İLERİ