İnsan en çok, kendisine vaat edilen dünyaların yıkılışında büyür.
Bu yüzden kimseye öfke biriktirme. Ne gerçeği eğip bükenlere...
Ne giderken arkalarına bile bakmayanlara...
Ne yarım bıraktıkları hikâyeleri senin omuzlarına yükleyenlere...
Ne de umut diye uzattıkları avuçlarında yalnızca boşluk taşıyanlara.
Çünkü bazı insanlar hayatımıza sevgi olmak için değil, aynaya dönüşmek için girer.
Kırıldığını sandığın her yer, aslında ışığın içeri girdiği yer değil miydi?
Her ihanet,insanın başkasını değil önce kendini sorguladığı sessiz bir geceye dönüşmedi mi?
Her terk ediliş, başkasının yokluğundan çok, kendi varlığını fark ettiğin uzun bir yolculuğun ilk adımı olmadı mı?
Hayat bazen en ağır derslerini,en sevdiğin insanların sesiyle anlatır.
Acı,ruhun istemediği ama bilincin ihtiyaç duyduğu öğretmendir.
Çünkü insan, konforun içinde karakter inşa edemez.
Ruhu en çok sarsıldığında kendi derinliğini keşfeder.
Bir gün anlarsın...
Başkalarına yetişebilmek için tükettiğin ömrün, aslında kendine verilmiş en büyük haksızlık olduğunu...
Kendine ayırmadığın her dakika,senden sessizce eksilen bir hayatmış.
Sonra bir sabah, hiçbir çağrı olmadan doğanın sesini duyarsın.
Rüzgârın konuştuğunu, ağaçların sustuğunu,denizin insan kalbinden daha eski sırlar taşıdığını fark edersin.
İnsan bazen bir ormanda, bazen dalgaların kıyıya vuruşunda,bazen gökyüzüne uzun uzun bakarken iyileşir.
Çünkü tabiat hiçbir zaman senden mükemmel olmanı istemez.
Sadece kendin olmanı ister.
Sonra müzik girer hayatına.
Bazı ezgiler, söyleyemediğin cümleleri senin yerine kurar.
Bir keman,yıllardır sakladığın hüznü usulca omuzlarından alır.
Bir piyano tuşunda çocukluğunu bulursun.
Bir şarkıda,çoktan öldüğünü sandığın umut yeniden nefes almaya başlar.
İnsan bazen konuşarak değil, dinleyerek iyileşir.
Sonra yollar çağırır seni.
Bir şehir başka bir şehrin eksik bıraktığı cümleyi tamamlar.
Bir kasaba, çocukluğunu geri getirir.
Bir ada,yalnızlığın korkulacak değil, dinlenecek bir liman olduğunu öğretir.
Gidersin...
Aslında dünyayı değil,içindeki seni dolaşırsın.
Anlarsın ki özgürlük, pasaportta mühür biriktirmek değildir.
Özgürlük,kimsenin onayına ihtiyaç duymadan kendi ruhunda yaşayabilmektir.
İşte o gün sevgiyi de yeniden tanımlarsın.
Gerçek sevginin gürültü değil huzur olduğunu...
Sahte sevginin sürekli ispat isterken,hakiki sevginin sessizce var olabildiğini...
Ve güvenin, herkese verilen bir hediye değil; zamanın sabırla inşa ettiği bir emanet olduğunu öğrenirsin.
En sonunda ise en zor gerçekle karşılaşırsın.
İnsan,hayatı boyunca en çok kendisini ihmal edebilir.
Başkalarına gösterdiği merhameti kendisinden esirgeyebilir.
Herkes için savaşırken kendi ruhunu unutabilir.
İşte bütün yolculukların vardığı yer tam da burasıdır.
Kendine dönmek...
Çünkü insan, kendisini sevmeyi öğrendiği gün dünyanın yükü hafiflemez,fakat omuzları güçlenir.
Artık hiçbir yalan seni peşinden sürükleyemez.
Çünkü hakikati önce kendi içinde bulmuşsundur.
Artık hiçbir terk ediliş seni eksiltmez.
Çünkü senin değerin,yanında kalanlarla ölçülmez.
Nihayet artık bilirsin...
Hiç kimse sana seni veremez.
Çünkü insanın en büyük yurdu,kendi ruhudur.
Kendine sahip çıkmayanı hiçbir dünya koruyamaz.
Kendini bulanı ise hiçbir dünya kaybettiremez.
Belki de hayatın bütün sırrı tek bir cümlede saklıdır.
İnsan,başkasının sevgisini aramayı bıraktığında değil; kendi varlığını sevmeyi öğrendiğinde gerçekten özgür olur.
Murat İLERİ