Kutsala Saygı Bir Lütuf Değil, En Doğal Hakkımızdır!

Abone Ol

​Son günlerde bir stand-up gösterisinde yüce İslam dinimizin değerlerinin alay konusu yapılması ve ardından açılan davada kullanılan hukuki ifade haklı bir şaşkınlık ve tepki doğurdu.

Söz konusu suçlama metnimde geçen "Halkın bir bölümünün inandığı değerleri aşağılamak" ifadesi, ister istemez şu soruyu akıllara getiriyor: Nüfusunun yüzde 99'u Müslüman olan, ordusuna "Peygamber Ocağı" diyen, bayrağında hilali taşıyan bir ülkede İslam inancı nasıl "halkın sadece bir bölümü" olarak tanımlanabilir?

Bu ifadenin ve ilgili kanuni düzenlemenin, milletimizin inanç gerçeğine ve sosyolojisine uygun şekilde, net bir dille yeniden toparlanması en doğal talebimizdir.

Bu hukuki dil, sanki%99 müslümanlı kesime bir azınlık muamelesi yapmak anlamına gelir. Biz bunu kesinlikle kabul etmiyoruz

Dalga mı geçiriyorsunuz bizimle
"Halkın Bir Bölümü"
değil
"Halkın Bütünü"
şeklinde olması gerekirdi

​Özgürlük Mü, Yoksa Değerleri Aşağılama Ayrıcalığı Mı?

​Sormak gerekir: Sizin "özgürlük"ten anladığınız şey, bir toplumun kutsal saydığı ayetlerle alay etmek, peygamberine dil uzatmak ya da inançları sahnelerde kahkaha malzemesi yapmak mıdır? İfade özgürlüğünün bile bir sınırı, bir ahlakı ve toplumsal sorumluluğu olmalıdır. Aslında buradaki asıl rahatsızlığın ne olduğunu gayet iyi biliyoruz. Mesele özgürlüklerin kısıtlanması değil; geçmişteki gibi inançlı insanların değerleri üzerinde rahatça baskı kurulamıyor oluşudur. Tıpkı her alanda serbestçe var olabildiği halde "Özgür değiliz" diye feryat eden bazılarının, asıl derdinin başörtülü kadınların kamusal alandaki varlığını kabullenememek olduğu gibi...

​Batı Dünyasındaki Çifte Standart

​Her fırsatta Batı'yı örnek gösterenlerin şu gerçeği görmesi gerekir: Bugün Avrupa'da ya da Amerika'da Museviliğin veya Hristiyanlığın kutsal metinlerini açıkça aşağılamaya, onlarla pervasızca dalga geçmeye yeltenenlerin hukuki ve toplumsal olarak hayatlarının nasıl bir gecede zorlaştığını hepimiz biliyoruz. Demek ki Batı'da kendi kutsalları ve değerleri söz konusu olduğunda hukuk bir kırmızı çizgi haline gelebiliyor. Ancak mesele İslam ve Müslümanların değerleri olduğunda, aynı çevreler bunu hemen "ifade özgürlüğü" kılıfına sokmaya çalışıyor. Müslümanları kolayca hedef alınabilecek, ses çıkaramayacak bir kitle olarak görenler büyük bir yanılgı içerisindedir.

​Çifte Standartlı Samimiyet Testi

​Bugün bize özgürlük ve insan hakları nutukları atanlar, yakın tarihimizde bu milletin evlatları kendi inançlarına ve değerlerine sahip çıktıkları için yargılanırken, zindanlara atılırken ya da haksızlığa uğrarken sessiz kalmayı tercih ettiler. Gelin, samimi bir hafıza tazelemesi yapalım:
​Adnan Menderes bu milletin değerlerine ve ezanına sahip çıktığı için idama götürülürken neredeydiniz?
​28 Şubat sürecinde binlerce başörtülü genç kızın eğitim hakkı ve istikbali ellerinden alınırken sesiniz neden çıkmadı?
​15 Temmuz gecesi bu millet egemenliğini korumak için tankların önüne göğsünü siper ederken hangi saftaydınız?

​Zor zamanlarda, milli irade mücadelelerinde ve haksızlıklara karşı durulması gereken anlarda ortada görünmeyenlerin, konu bu milletin mukaddesatına hakaret edilmesine gelince birdenbire "özgürlük neferi" kesilmesi inandırıcı değildir. Toplum artık bu çifte standartlı yaklaşımı ve gerçek maksadı net bir şekilde görebilmektedir.

​Geçmişte inancını ve değerlerini savunduğu için bedel ödeyen nesillerin torunları olarak, bugün bizler haklarımızın ve değerlerimizin farkındayız. İnancımıza, kültürümüze ve bizi biz yapan mukaddesatımıza sonuna kadar sahip çıkacağız. Farklı şer odaklarının İslam karşıtlığında bu denli birleşmesi, aslında savunduğumuz değerlerin ne kadar güçlü ve sarsılmaz bir hakikat olduğunun en büyük kanıtıdır. Bu aziz millet, kendi değerlerinden ve inancından asla ödün vermeyecektir.