Gazeteci Orhan Akyüz’ün haberine göre, Baltaş, sosyal medya hesabından yaptığı “Arkadaşım İbrahim Başçı ve Asırlık Dükkanının Önündeki Sohbetler” başlıklı paylaşımında herkesin okuması gereken şu ifadeleri kullandı:
“Doğaya yeterli uyumu sağlamayan yaşam biçimi seçmemiz nedeniyle karşılaştığımız felaketlerin yanı sıra güzellikleri daha çok yaşamamız ve paylaşmamız gereken bu bayram günlerinde birbirlerinin hayatlarını kolaylaştırmak yerine hırsları ve çıkarları uğruna insanlar maalesef birbirlerine çile çektirmeye devam ediyor. Ben de bu paylaşımımda, yaşanacak güzel günlerin geleceğine de olan inancımla bana göre Zonguldak’ın en renkli simalarından birisi olan arkadaşım İbrahim Başçı ve asırlık dükkanının önündeki sohbetleri kent belleğinde yerini alır umuduyla kayda geçirmek istedim.
‘45 Yıllık Arkadaşım’
Gençlik yıllarımdan itibaren tanıdığım yaklaşık 45 yıllık arkadaşım İbrahim Başçı. Madenci heykelinin arkasında, Demokrat Gişe’nin bulunduğu sırada, yaya olarak İstasyon yönüne giderken önünden geçilen kendine özgü bir asırlık dükkânın önünde, toplumun her kesiminden edindiği dostlarıyla yaptığı gibi birlikte ve ortak dostlarımızla zaman zaman sohbet ederiz.
‘İbrahim Başçı, İlimizde Eşi Az Bulunur…’
İbrahim Başçı, ilimizde eşi az bulunur, kendine özgü, eskilerin deyimiyle nev-i şahsına münhasır (herkese benzemeyen, değişik tarafları, kendine has davranışları olan) bir kişi. Ona şehrin caddelerinde üzerine açılır kapanır camları olan gözlüğüyle, sakalsız tıraşı, salaş giyimi, son zamanlarda eline aldığı bastonu ile rastlayabilirsiniz. Onu herkes farklı sıfatlarla tanır. Şimdilerde pek dükkânına uğramasalar da babasına hitap ettikleri gibi taşralı ve köylü kadınlar “hacı” veya “bezci”, yakından tanımayanların aslında sağlığına özen göstermesine karşın kıyafetlerine özen göstermemesi nedeniyle “dağınık İbrahim” biz arkadaşları ve dostlarının “bohem İbrahim” veya “meraklı İbrahim” diye andıkları aslında bizim İbrahim.
‘Dost Kazanmayı Para Kazanmaya Tercih Eden İbrahim Başçı’nın Asırlık Dükkanı, İnsanı Adeta Zamanda Yolculuğa Çıkarıyor’
İbrahim Başçı’nın babadan kalma dükkânı ağırlıkla çeşitli renk ve desende bezlerin, Bartın işi tel makaraların satıldığı bu şehirde eşi az bulunur, eski ahşap işçiliğiyle yapılmış küçük kapısı, panjurları ve kilidiyle yaklaşık dört metre karelik bir mekan. Kapıdan girince içeride ancak bir adım atabileceğiniz, yarı karanlık, size göre çok dağınık ama İbrahim’in dükkanda bulunan her ürüne kolayca ulaşabildiği, bildim bileli ahşaptan yapılma rafları değişmemiş, badana ve boya görmemiş, yaz-kış kapısı sürekli açık bir dükkan. Dost kazanmayı para kazanmaya tercih eden, dükkanının önünden geçen tüm tanıdıklara selam veren, birkaç kelimeyle hal hatır soran ve merak gideren İbrahim’in asırlık dükkanı bu haliyle insanı adeta zamanda yolculuğa çıkarıyor.
‘İbrahim…’
İbrahim; yıllar önce kısa sürelerle gördüğüm, anılarımda kaldığı kadarıyla doğuştan esnaf olarak tanımlayabileceğim babasına hiç benzemiyor. O zamanlar özellikle trenle Zonguldak’a gelen köylülerin dönüşlerinde uğradıkları, babasının uzun yıllar alışveriş ettiklerinden olsa gerek her birini tanıdığı, köydeki diğer müşterilerine selam gönderdiği, zaman zaman yüksek ses tonuyla konuştuğu ve sohbet ettiği, dışarıdan bakanların bu duruma anlam veremeyerek kavga mı ediyorlar diye merakla baktığı, geçmişin alışveriş alışkanlıklarını anımsatan bir dükkan.
‘Sohbetlerin Derinliğinden Vaktin Nasıl Geçtiğini Anlayamazsınız’
İşte bu dükkan önünde herkesi eşitleyen taburelere oturarak ve İbrahim’in sesli veya işaretiyle karşısında bulunan çay ocağından gelen çaylar eşliğinde yapılıyor sohbetler. Kimler katılmıyor ki bu sohbetlere…. Sıradan vatandaşlardan esnaflara, memurlardan mühendislere, doktorlara ve akademisyenlere kadar herkesle. Sohbet etmek için adeta bir çekim merkezi olan dükkanının önünde kendisi sürekli ayakta durarak, ikili üçlü arkadaş guruplarının yaptığı sohbetlerde herkesle konuşulacak bir ortak nokta bulur İbrahim. Neler konuşulmaz ki güncel memleket meseleleri, hayatın akışı, Zonguldak’ın geçmiş, bugün ve geleceği, birlikte yaptığımız sohbetlerin olmazsa olmaz konusu yeraltı kömür madenciliği, şehirde güncel yaşanan olaylara ilişkin dedikodular vb. Sohbetlerin derinliğinden vaktin nasıl geçtiğini anlayamazsınız.
‘Meraklı Bir Çocuk…’
Turizm ve otelcilik mezunu olan İbrahim, okulu bitirdikten sonra bir süre şimdi sivil uçuşlara kapatılmış olan Atatürk Hava Limanı dış hatlar servisinde çalışmış. Bir süre de Amsterdam’da (Hollanda) Plutzer Oteli’nde görev yapmış. İngilizcenin yanı sıra çok az da olsa Fransızca ile iyi derece okur yazar olarak da Osmanlıca bilmektedir. Öğrenmeye meraklı, sürekli olarak Cumhuriyet kitap ekini ve zaman zaman da merak ettiği yayınları takip eder. Yaşıt olmamıza karşın İbrahim’in öğrenme tutkusu adeta dış dünyayı anlamaya çalışan meraklı bir çocuk gibidir. Öyle ki panellerde ve bilimsel toplantılarda dahi en ön sıralarda onu görebilir, sorduğu sorulara ve yaptığı değerlendirmelere tanık olabilirsiniz.
‘Şiirleri…’
Zonguldak’ta kim kimdir o bilir. En güncel şehir dedikodularını ondan duyarsınız. Madenciliğin yanı sıra sağlığına özen gösterdiği için tıp bilimine de meraklı olan İbrahim, aynı zamanda amatör bir koleksiyoncudur. Avrupa’da sipariş ettiklerinin yanı sıra antikacılardan toplandıkları ve yıllar içinde biriktirerek sahip olduğu madenci lambaları koleksiyonu bulunan İbrahim’in, meçhul sevgili ve Zonguldak üzerine yazılmış şiirleri de vardır.
‘Dükkanın Önündeki Taburelere…’
İbrahim Başçı’nın dükkanının önünde yapılan sohbetler sadece bir iki kişinin laflaması değil, içinde samimiyet barındıran, küçük yerleşim yerlerine özgü mahalle kültürünün tüm sıcaklığını yansıtan adeta bir alışkanlıktır. Dükkanın önündeki taburelere oturduğunuzda sanki dünya biraz yavaşlar, sohbetler uzar, dertler unutulur.
‘İbrahim’in Dükkanının Önü Hayatın Aktığı Yer…’
Zaman zaman ‘bu sohbetler neden bu kadar değerli?’ sorusunu kendime sorarım. Belki de hızla akıp giden hayatın içinde insanların birbirini dinlediği sosyal terapi gibi değerlendirilebilecek ender zamanlar olmasından ve güven duygusuna olan ihtiyaçtan. Bu açıdan bakıldığında İbrahim’in dükkanının önü ticaretin yapıldığı yer değil, hayatın aktığı yer gibi geliyor bana.”