PUSULASI ŞAŞMIŞ KALEMLER VE VİCDANIN YOLU...

Hayat bazen insanı öyle duraklara getirir ki orada ne alkış vardır ne kalabalık. İnsan yalnız kalır. Sessizlikle, vicdanıyla ve geçmişiyle baş başa kalır.

Abone Ol

Demir kapıların ardında geçen günler bana tam da bunu öğretti. Zaman ağır ilerlerken insanın zihni susmaz.Duvarlar konuşmaz ama insanın iç sesi konuşur.
O sessizlikte insan kendine sorular sorar.
Hangi yolda yürüdüm?
Hangi kavgayı verdim?
Hangi sözün arkasında durdum?
Hayatın sert tarafını görmüş bir insanım. Sokakların tozunu da gördüm,hayatın ağırlığını da taşıdım. İnsan bazen bir anlık öfkenin içinde kalabilir.
Bazen kader insanı beklemediği bir virajdan geçirir. Buna rağmen insanın kalbinde merhamet ve adalet duygusu ölmemişse o insanın içinde hâlâ bir ışık ve umut vardır.

Cezaevi günlerinde tanıdığım insanların çoğu hayatın içinden gelen insanlardı.
İçlerinde sabahın ayazında işe giden işçiler vardı.
Fabrikanın gürültüsünde ömrünü tüketmiş emekçiler vardı. Tarlanın toprağında büyümüş insanlar vardı.Her birinin yüzünde ayrı bir hikâye, ayrı bir mücadele vardı.
Orada bir kez daha anladım ki bu memlekette en büyük destan ekmek kavgasıdır.
Ekmek yalnızca bir lokma değildir. Ekmek insanın onurudur.Emek ise insanın alnındaki en temiz izdir.
Hayatın içinde bazen sertlik de olur. İnsan bazen hayatın sert tarafına dokunur.Buna rağmen insanın karakterini belirleyen şey düştüğü yer değil, ayağa kalktığı yerdir.
İnsan yürüdüğü davayı yüreğiyle taşıyorsa kolay kolay vazgeçmez.
Türk düşünce dünyasının en sert kalemlerinden biri olan Nihal Atsız’ın bir sözü vardır. Yıllar geçse de o söz hâlâ zihinlerde yankılanır:
“HALBUKİ DAVASINI TERK EDİP GİDENLERİN ÇOĞU DEĞİŞİR BİR SOKAK KALTAĞINA.”

Serttir.
Rahatsız eder.
Fakat aynı zamanda bir gerçeği hatırlatır: Davaya sadakat insanın karakterini belirler.
Bugün toplumda kalem tutan insanların da bir pusulası olmalıdır. Gazetecilik dediğimiz meslek yalnızca satır yazmak değildir. Hakikatin izini sürmektir. İnsanların emeğine, hayatına ve onuruna saygı duymaktır.

Ne var ki bazı kalemlerin pusulası zamanla farklı yönler göstermeye başlıyor.
Pusula Gazetesi’nin imtiyaz sahibi Ali Rıza Tığ’ın iğrençlik kokan yazıları okuduğunda insanın zihninde ister istemez bazı sorular beliriyor. Yazılan satırların gerçekten gazetecilik mi olduğu, yoksa başka hesapların gölgesinde mi kaleme alındığı sorusu akla düşüyor.
Gazetecilik hakikatin izini sürer.
Hakikat ise çoğu zaman sabır ister.
Hakikat insanı anlamayı gerektirir.
Bir insanın hayatını birkaç cümleyle yaftalamak kolaydır. Masa başında hüküm vermek de kolaydır. Fakat hayatın içinden geçen mücadeleyi anlamak kolay değildir.

Çünkü hayat dışarıdan göründüğü kadar basit değildir.
Bazı yazıları okurken insanın aklına şu düşünce geliyor: Ortada gazetecilikten çok başka bir şey var sanki. Sözün ağırlığını değil, başka şeylerin ağırlığını taşıyan cümleler…

Kalem bazen hakikatin sesi olur.
Bazen de başka hesapların tercümanı.
İnsan ister istemez şu ihtimali düşünmeden edemiyor:Acaba bazı kalemler gerçekten kendi vicdanının sesiyle mi yazıyor, yoksa başka rüzgârların yön verdiği bir pusulaya mı bakıyor?
Elbette herkesin kendi hayat hikâyesi vardır.
Bazı insanların çocukluk yıllarında yaşadığı kırılmalar, bazı travmalar insanın ruhunda derin izler bırakabilir. Zaman geçer, yıllar değişir fakat o izler bazen karakterin gölgesi hâline gelir.
Böyle durumlarda insanın kalemi de biraz sertleşebilir.
Bazen biraz hırçınlaşabilir.
Bazen de başkalarının hayatını anlamaktan çok, onları yargılamaya meyilli olabilir.

Bu durum karşısında insanın aklına tek bir soru geliyor: Kalemin pusulası gerçekten vicdanı mı gösteriyor?
Benim pusulam çok daha basit bir yeri gösteriyor...

Vicdan.

Ekmek.

Emek.

Hayatın içinden gelen bir insan için en büyük makam insan olmaktır.
En büyük onur ise alın teriyle kazanılan lokmadır.
Demir kapıların ardında geçen günler bana bir gerçeği öğretti: İnsan vicdanını kaybetmediği sürece yolunu kaybetmez.
İnsan bazen yalnız kalır.
Bazen hakkında konuşulur.
Bazen yazılır, çizilir.
Bazen de yargılanır.
Buna rağmen insanın içinde bir ses vardır.
O ses insanın pusulasıdır.
Vicdan.
Hakikat çoğu zaman sessizdir.
Fakat gün gelir, o sessizlik bütün gürültülerden daha güçlü konuşur.
O gün geldiğinde pusulası şaşmış kalemler değil, vicdanıyla yürüyen insanlar hatırlanır.

Murat İLERİ