Yıllardır bu kentte okurum,yazarım ama kendimi aşağıdaki fıkraya konu olmuş gibi hissederim.
Kudüs'te görevlendirilen bir gazeteci, Ağlama Duvarı'nın önünden her geçişinde, yaşlı bir Musevî'nin orada öyle durup dua ettiğini fark etmiş. Bir hafta, iki hafta... sonunda adamla bir röportaj yapmaya karar vermiş. İzin alıp teybini açmış, sormuş adama:
Yılardır bu kentte çok değişik konularda yazdım, görüş belirttim, aklımın ediğince çözüm üretmeye çalıştım, bunları değişik araçlarla kamuoyuna aktarmaya çalıştım ve ne yazık ki “Ne hissediyorsunuz?” diye sormayın, duvara konuştuğunu hisseden Yahudi benden daha mutlu ve daha mantıklı. Her konuda ama her konuda naçizane bir görüşüm vardı, iyi-kötü en azından bir şeyler düşünmüş ve çözüm için küçük de olsa beynimi yorduğum konular olmuştu sonuç? Sıfır. Öyle bir kentte yaşıyoruz ki –artık lafımı esirgemeyeceğim kırılan kırılsın- adamın parası varsa yanı başında yalakası da çok, dalkavuğu da çok ve ne hikmetse it .surdukça yalan söylese bile söylediği söz her kesim tarafından dinleniyor, ciddiye alınıyor, daha da abartıyorum: Söylediği her yalan bile olsa kanun gibi algılanıyor, öte yandan bu kent için bir şeyler yapmaya çalışan benim gibi faniler de söyledikleriyle kalıyor. Yıllardır bu kentin kanayan yarası kaçak ocakları yazdım, bu kent için hayatı kolaylaştıracak projeler tasarlamaya çalıştım, TTK için çözüm yollarını dillendirdim vs. Ha bu arada unutuyordum isim vermeyeceğim ama anlayan anlar: “Buraya bu hastane olmaz, yapmayın,etmeyin, alın size yer, alın size çözüm “ diye kapılarında beklediğimiz siyasetçilerin kör inadı yüzünden hastane dedikleri yere yapıldı, bunun yorumunu siz yapın, her kim görevini layıkıyla yapmıyorsa babamın oğlu bile olsa tüyü bitmemiş yetimin hakkını çar-çur edenleri Allah’a havale ediyorum.
Şimdi Rödevans için basit, pratik ve herkesin kazançlı çıkabileceği çözüm yollarını buraya neden ve niçin yazayım , neden buz üzerine yazı yazayım? Çözüm yollarını merak edenler buyursun İmza Gazetesinde ağırlayalım.