SENDİKACILIĞIN “TOY” HÂLİ ...

İnsanın karakteri bazen makamla değil, zor günlerde verdiği tepkiyle ölçülür.

Abone Ol

Zor zamanlar bir aynadır; kim dost, kim sadece kalabalığın içindeki bir gölge o aynada ortaya çıkar.
Süreli hapis cezam nedeniyle cezaevinde bulunduğum günlerin birinde, geçmişte paylaşılan bazı iyi günlerin hatırına Türkiye Sağlık İşçileri Sendikası Genel Başkanı Hakan Toy’u aradım.
Bir insanın zor zamanında aradığı şey çoğu zaman büyük bir yardım değildir. Bazen sadece bir “geçmiş olsun” sözü yeter. İnsanlığın en küçük ama en kıymetli ölçüsü budur.
Karşıma çıkan şey ise insanî bir ses değil, bütün kibriyle konuşan bir makam oldu.
Ne hal hatır soruldu, ne geçmiş olsun denildi, ne de soruma bir cevap verildi.
Bunun yerine öfke, küçümseme ve yılların biriktirdiği tuhaf bir kin döküldü.
O an bir şeyi çok net anladım.
Bazı insanlar koltukta büyümez; koltuk onların içindeki küçüklüğü sadece daha görünür hâle getirir.
Türkiye Sağlık İşçileri Sendikasında 2013 yılından bu yana işyeri temsilciliğinden ilçe başkanlığına, il başkan yardımcılığından il temsilciliğine, şube başkan yardımcılığına kadar pek çok görevde bulunmuş bir emekçi olarak söylüyorum:
Sendikacılık yalnızca tabelada yazan bir unvan değildir. Sendikacılık emekçinin yükünü omuzlamak, vefayı hatırlamak ve geçmişi inkâr etmemektir.
Hakan Toy’un sergilediği tavır ise tek bir kelimeyle tarif edilebilir:
“TOY”.
Evet, tam anlamıyla “TOY”.
Dostlukta “TOY”.
Vefada “TOY”.
Sendikacılığın ruhunu anlamakta “TOY”...
Konuşmanın bir yerinde bana, yıllarca Türkiye Sağlık İşçileri Sendikasında genel başkan yardımcılığı yapmış,hukuk alanında sayısız dava kazanmış, sendika mücadelesinin yaşayan hafızası olan Sayın *Kadir Atıcı* ’yı aramamı söyledi.
Burada insan ister istemez şu soruyu soruyor:
Ey Hakan Toy…
Sana sendikacılık kimliği kazandıran, seni bu sendika çatısı altında koltuk sahibi yapan isimlerden biri *~Kadir Atıcı``* ` değil miydi?
Sendika tarihinde yüzlerce davayı kazanarak emekçinin hakkını savunan bir hukuk duayeninden söz ediyoruz.
Bir sendikanın gerçek gücü bazen kürsülerde değil, mahkeme salonlarında ortaya çıkar. *_Kadir Atıcı_* tam da o salonlarda emeğin hukukunu savunan bir isimdir.
Bugün bazıları koltukların gölgesinde büyüdüğünü zanneder.
Oysa sendika tarihi başka bir şey söyler:
Gerçek mücadele insanın karakterini büyütür, makam ise karakteri büyütmez.
Hakan Toy’un dil uzattığı bir diğer isim Doğan Alıç.
Neredeyse tek başına yedi üniversitede sendikaya yetki kazandırmış bir sendikacıdan söz ediyoruz.
Böyle bir emeğe dil uzatmak, sendika tarihine değil, insanın kendi hafızasına ihanet etmektir.
Bir başka isim daha var:
Ankara Şube Başkanı Nilgün Fidan.
Mahkeme kararlarıyla sendikanın uğratıldığı zararları ortaya koyan, açılan kapatılan şubelerle ilgili usulsüzlükleri hukuk yoluyla ortaya çıkaran bir isimden söz ediyoruz.
Bu tablo karşısında yapılması gereken şey saldırmak değil, özür dilemektir.
Sosyoloji bize bir şeyi öğretir:
Kurumlar, karakterleri güçlü insanlar tarafından büyür; zayıf karakterler ise kurumların içini boşaltır.
Psikoloji ise başka bir gerçeği söyler:
İnsan bazen kendisini büyüten isimlere saldırarak kendi küçüklüğünü gizlemeye çalışır.
Bugün Türkiye Sağlık İşçileri Sendikasının üye sayısı üç yıl önce 64 bin civarındayken neredeyse yarıya düşmüş durumda.
Rakamlar bazen en acı gerçeği söyler.
Bu tabloyu açıklamak için uzun analizlere gerek yok.
Sendikacılık “TOY” ellerde kalınca sonuç tam olarak böyle olur.
Son sözüm şudur:
Sayın Hakan Toy…
“TOY”luk bazen bir yaş meselesi değildir, bir karakter meselesidir.
Bu sendikanın hafızasında emek verenlerin adı kalacaktır.
Koltukların gölgesinde büyüdüğünü sananların adı ise sadece kısa bir dipnot olur.
Tarih bazen çok sessiz yazar ama asla yanlış yazmaz.

Murat İLERİ