Bir sokak lambasının altında, kendi gölgesiyle baş başa kalan bir adam gibi…
Kaçamazsın kendinden...
Nereye gidersen git, en çok kendine rastlarsın.
Bazı hatıralar vardır, unutulmaz. Unutulmadığı gibi eskimez de.
Bir bakış mesela… Yarım kalmış bir cümle…
Tam söylenecekken yutulmuş bir “kal”… İnsan en çok söyleyemediklerinden yaralanır.
Çünkü kelimeler uçup gider ama içte tutulanlar,kalbin en derin yerine yerleşir.
Birini kırdığını hatırlarsın sonra. Belki farkında bile olmadan.
Bir sözle, bir susuşla,bir ihmalle… İnsan bazen en büyük yarayı,en sevdiğine açar. Sonra dönüp bakar geriye;ne o an geri gelir,ne de o kalp eski hâline döner. İşte o an anlar insan,bazı şeylerin telafisi yoktur.
Kalbini kapattığını sanırsın. İ
Güvende olduğunu… Kimse incitemez artık dersin.
Oysa gecenin bir vakti,hiç beklemediğin bir anda sızlar içi.
Bir şarkı çalar, bir koku gelir,bir sokaktan geçersin… Her şey yeniden başlar.Çünkü kalp unutmaz,sadece susar.
Şehir dışarıda yaşamaya devam eder.İnsanlar güler, konuşur,bir yerlere yetişir. İAma senin içinde zaman bazen durur.Bir anın içine sıkışıp kalırsın.
Ne ileri gidebilirsin ne geri dönebilirsin. İşte en ağır yalnızlık budur; kimsenin görmediği,kimsenin bilmediği bir yerde yaşanır.
Sonra yavaş yavaş anlarsın…
Mesele başkaları değil.Ne gidenler, ne kalmayanlar…
İnsan,en çok kendine geç kalır. Kendini duymaya, kendini anlamaya, kendine merhamet etmeye…
Gece biraz daha koyulaşır.Sokak lambası titrer.Adam başını eğer.İçinden tek bir cümle geçer, kimse duymaz:
“Keşke bazı şeyleri zamanında söyleyebilseydim…”
Ama hayat, keşkelere yer açmaz.Sadece öğretir.Sessizce, derinden…
Ve biraz acıtarak.
Murat İLERİ