Sevgi Üzerine Bir Yanılgı...

İnsanın canı yanarken anlatılan her güzel söz, hakikati temsil etmez.

Abone Ol

Bazı cümleler vardır, ilk anda iyi gelir ama içe yerleştiğinde huzur değil, sızı üretir.
Çünkü kelimeler her zaman gerçeği söylemez. Bazen yalnızca karşı tarafın vicdanını rahatlatır.
İnsan, acı duyarken susmayı öğrenir. Güçlü durması öğütlenir. Anlaması beklenir. Eksilen taraf hep kendisidir ama denge kurma sorumluluğu ona yüklenir.
Acıya sabır denir, ihmale yoğunluk adı verilir, bencillik ise sevmenin bir türü gibi sunulur.
Bu noktada kişi, yaşadığını tartmak yerine kendini ikna etmeye yönelir. Çünkü kalmak, çoğu zaman gitmekten daha az cesaret ister.
Zihin, alışkanlıkları korumakta ısrarcıdır. Kalp yara alsa bile düzenin bu bozulmamasını ister. İnsan, kendi kendine en çok şu cümleyi söyler: “Seviyor ama böyle.”
Oysa sevmenin böyle olmadığını herkes bir yerden bilir. Kabul etmek, sadece gerçeği görmek değil, onunla yaşamayı da göze almaktır.
Sevgi, can yakarken hikâye anlatmaz. Yaraya gerekçe sürmez. Kırdığını inkâr edip ardından romantik cümleler kurmaz.
Gerçek bağ, insanı sürekli kendinden şüpheye düşürmez. Sürekli açıklama gerektiren her ilişki, içten içe bir eksikliğin işaretidir.
Hayat, en çok güzel konuşanların iz bıraktığını öğretir insana.
Dilleri güçlüdür ama halleri zayıftır.
İnsan, tam da burada bazı farkları geç kavrar.
Acıyla anlatı arasındaki mesafe, zamanla belirginleşir.
O mesafede ne sevgi kalır ne de bağ...
Bir noktadan sonra insan, suskunluğunu yeniden tanımlar. Artık bu bir kabulleniş değil, bir sınırdır.
Kendini korumanın sessiz ama kararlı hâlidir.
Çünkü herkesin tahammül sandığı şey, bazen yalnızca ertelenmiş bir yüzleşmedir.
Artık biliyorum. Canımı acıtan bir yerde, ne kadar güzel anlatılırsa anlatılsın, adına ne denirse densin, aşk yoktur. Sevgi, insanı eksilterek çoğalmaz. Sessizce kanatan hiçbir şey, gerçek değildir.

Murat İLERİ