Çünkü insanın içinde yankılanır.Dışarıdan bakana sükûnet gibi görünen şey,içeride bir hesaplaşmanın başladığı yerdir.
Sessizlik çoğu zaman yanlış anlaşılır.Eksiklik sanılır.Oysa bilinçli bir tercihtir. Konuşmamak, karşısındakini kendi zihnine mahkûm etmektir.
Cevap alamayan insan, kendi kendine cevap üretir.Ürettikçe içine gömülür.Bir süre sonra karşısındakiyle değil,kendi kurduğu ihtimallerle yaşamaya başlar.
İlişkiler her zaman bir cümleyle bitmez. Bazen kelimeler çekilir,anlamlar çözülür.
Ortada kavga yoktur ama bağ da kalmamıştır. İsmi konmamış vedâlar,insanın zihninde en uzun kalan yük olur. Çünkü kapanmayan her şey,bir ihtimal olarak yaşamaya devam eder.
Belirsizlik burada devreye girer.
Ne tamamen kaybedersin ne de gerçekten sahip olursun.Arada kalırsın.İşte insanı en çok yoran da budur.Kesinlik acıtır ama bitirir. Belirsizlik ise süründürür.Çünkü içinde sürekli bir “belki” taşır.
Sonra küçük işaretler belirir. Anlamsız bir mesaj, eski bir hatıranın hatırlatılması… Dışarıdan bakınca sıradan görünür. Oysa bu,bir duygunun değil bir kontrolün izidir. İnsan bazen sevdiği için değil,hâlâ etkili olup olmadığını görmek için döner.
İnsan ruhu garip bir dengeyle çalışır. Değer gördüğü yerde huzur bulur ama belirsiz kaldığı yerde takılı kalır. Çünkü belirsizlik, tamamlanmak isteyen bir boşluk gibi davranır.O boşluğu doldurmak isterken insan, kendini tüketir.
Edebiyat'ın en ağır yükü yarım kalan hikâyelerdir.Sonu yazılmayan her şey, zihinde tekrar tekrar yazılır.Her ihtimal yeni bir cümle olur ama hiçbiri noktayı koyamaz.İnsan bazen bir hikâyeyi değil,o hikâyenin ihtimalini taşır içinde.
Burada anlaşılan şey şudur.Beklenen kişi çoğu zaman gerçek değildir. Beklenen, onun yarattığı etkidir. İnsan birini değil, kendinde bıraktığı duyguyu özler.
Kapılar açık kalabilir.Bir ihtimal hep var olabilir.Ama insan her ihtimalin peşinden gitmek zorunda değildir. Çünkü bazı geri dönüşler, ilerlemenin kılık değiştirmiş hâlidir.
Murat İLERİ