Söz Susunca Vicdan da Susar...

Dil,insanın aynasıydı bir zamanlar;şimdi çoğu yüz,kendi aksini tanıyamıyor.

Abone Ol

Kelimeler ağızdan çıkmadan önce kalpte tartılır, vicdandan geçer, oradan dudaklara varırdı. Bugün ise hızla savruluyor, hedefini bilmeyen bir mermi gibi dolaşıyor ortalıkta.
Söylenenin ağırlığı değil,çıkaracağı gürültü önemli sayılıyor;ses yükseldikçe haklı olunduğu sanılıyor.

İnsan,iç dünyasında çözemediği çatışmaları başkasının üzerine boca etmeye yatkın. İçte biriken huzursuzluk, dışarıda sertlik olarak tezahür ediyor.Kendi yarasını sarmaya üşenenler, başkasının yarasına tuz basmayı marifet sanıyor.
Böyle zamanlarda suç,karşıdakinin suskunluğuna yükleniyor;vicdan ise kolayca beraat ediyor,dosya kapanmış sayılıyor.

Kelimeler çoğaldıkça anlam azalıyor sanki.Herkes konuşuyor ama kimse gerçekten duymuyor.
Dinlemek,sabır isteyen bir erdem olmaktan çıkıp zaman kaybı gibi görülüyor.
İnsan,kendini anlatma telaşında başkasının varlığını silikleştiriyor;bu da yalnızlığı kalabalıkların ortasında büyütüyor.

Kutsal kavramlar dillerde dolaşıyor ama ağırlığını kaybetmiş sözcükler gibi.
Ahlak,erdem, merhamet sıkça anılıyor;
davranışlarda ise izine rastlamak zor. Söz ile hâl arasındaki mesafe açıldıkça insan kendine yabancı kalıyor.
Aynaya bakıyor ama gördüğüyle kurduğu bağ zayıflıyor,tanıdık bir yüz bile uzak geliyor.

Belki de mesele kelimelerde değil, kelimeleri taşıyacak yüreğin yorgunluğunda. İnsan sustuğu yerde biraz durup kendine bakabilse,dili de yeniden yolunu bulacak.
Çünkü söz,kalpten koparsa yaralar; kalpte durup olgunlaşırsa iyileştirir.
Bu çağın unuttuğu şey tam da budur. Konuşmadan önce insan olmayı hatırlamak.

Murat İLERİ