Sustuğumuz Yerden Başlayan Hikâye...

Gün batımı insanın içini susturmaz, aksine konuşturur.

Abone Ol

Kızıllığa bürünen gökyüzü yalnızca bir doğa olayı değildir. İnsanın kendi içinden geçenlerin aynasıdır.Güneş çekilirken ardında bıraktığı o solgun ışık,hatırlamanın en ağır hâlidir.
Eski bir radyodan yükselen bir makam,zamanı geri sarmaz,insanı olduğu yere sabitler. Çünkü bazı duygular ilerlemez,sadece derinleşir.Sesler değişir,şehirler değişir,yüzler değişir ama insanın içinde biriken o tanıdık sızı yerini terk etmez.
İnsan,hatıralarıyla yaşadığını sanır. Oysa gerçek daha keskindir.İnsan, uğurladıklarının gölgesinde yürür.
Bir zamanlar baş tacı ettiği anlar,gün gelir sessizce içinden geçer.
Ne tamamen silinir ne de olduğu gibi kalır.Şekil değiştirir, ağırlaşır,bazen de en umulmadık anda kalbine dokunur.
Ömür dediğin şey bir ağaç gibidir,her gün bir yaprak düşer.Kimisi fark edilmeden toprağa karışır,kimisi gözünün önünde süzülür.En çok da o yavaş düşenler yakar insanın içini. Çünkü gidişini izlemek, kabullenmenin en zor hâlidir.
İçindeki o tarif edemediğin burukluk sebepsiz değildir.İnsan, yaşadıklarından çok yaşayamadıklarının ağırlığını taşır. Söylenmeyen sözler, yarım kalan hikâyeler,geç kalınmış vedalar… Hepsi birikir ve akşamın sessizliğinde kapını çalar.
İşte tam o anda başlar hikâye.
Sustuğun yerden…
Bir serzeniş yükselir içinden.Ne tam bir isyan ne de tam bir kabulleniş.Biraz sitem,biraz yorgunluk,biraz da “keşke” kokar.İnsan en çok kendi içindeki sessizlikle yüzleşirken yorulur.
Eski şarkılar bu yüzden ağır gelir. Sözleri değil, taşıdığı zaman dokunur insana.Her nota geçmişten bir iz taşır.Dinledikçe değil,hatırladıkça incitir.
Gün batımı bu yüzden güzeldir belki de.Her bitiş, insanı kendine yaklaştırır.Gürültü çekilir,maskeler iner, geriye yalnızca kalbinin sesi kalır.
O ses bazen bir sızıdır.
Bazen bir özlem.
Bazen de adı konulamayan bir eksiklik.
İnsan çok şeyi unutur.
Ama sustuğu yerleri asla unutmaz.

Murat İLERİ