TCK 217/A'dan Rahatsız Olanlar Önce Şu Soruya Cevap Vermeli!

Abone Ol


Malesef Özgürlük ile Sorumsuzluğu Birbirine Karıştıranlar var. Son günlerde ne zaman gazetecilik, medya etiği ya da basın özgürlüğü konuşulsa, aynı cümle tekrar ediliyor: "TCK'nın 217/A maddesi basın özgürlüğünü engelliyor."

Peki gerçekten öyle mi?
Zonguldak'ta düzenlenen gazetecilik ve medya etiği toplantısında da en çok eleştirilen düzenlemelerden biri yine bu maddeydi. Konuşmayı dikkatle dinledim. Ancak aklımda tek bir soru kaldı:

TCK'nın 217/A maddesinin tam olarak hangi hükmü yanlış?

Kimse bu soruya açık, net ve hukuki bir cevap vermiyor.
Çünkü maddeye bakıldığında görülen şey son derece açıktır. Kanun, kamu düzenini, ülke güvenliğini veya genel sağlığı bozabilecek nitelikteki gerçeğe aykırı bilgilerin, bunu bilerek ve kamuoyunda korku, panik ya da endişe oluşturma kastıyla yayılmasını suç olarak düzenliyor.

Şimdi soruyorum...
Bilinçli şekilde yalan haber üretmek ne zamandan beri basın özgürlüğü oldu?

Hiçbir demokratik hukuk devletinde ifade özgürlüğü; yalan söyleme, toplumu yanıltma, kaos oluşturma veya kamu düzenini bozma özgürlüğü değildir. Dünyanın hiçbir gelişmiş hukuk sistemi, kasıtlı dezenformasyonu "özgürlük" adı altında korumaz.

Basın özgürlüğü kutsaldır.
Ama yalan haber özgürlüğü diye bir hak yoktur.
Gerçek gazetecilik; belgeyle, delille ve doğrulanmış bilgiyle yapılır. Dedikoduyu haberleştirmek, manipülasyonu gazetecilik diye sunmak ya da kamuoyunu bilerek yanıltmak ne basın mesleğine ne de demokrasiye hizmet eder.

Bugün sosyal medya üzerinden birkaç dakika içinde milyonlarca insana ulaşan asılsız bir haberin ekonomiye, güvenliğe, toplumsal huzura ve hatta insanların hayatına vereceği zararı görmezden gelmek mümkün değildir.

Devletin buna karşı hukuki tedbir almasını eleştirmek yerine, dezenformasyonla nasıl mücadele edilmesi gerektiğini konuşmak daha doğru olmaz mı?

Elbette hiçbir kanun yanlış uygulanmamalıdır.
Hiç kimse düşüncesini açıkladığı için cezalandırılmamalıdır.
Hiçbir gazeteci, yaptığı eleştirel haber nedeniyle baskı görmemelidir.
Ancak bunlar ayrı bir tartışmadır.
Asıl tartışılması gereken konu, TCK 217/A maddesinin varlığı değil; bu maddenin herkese eşit, tarafsız ve hukuk devleti ilkelerine uygun biçimde uygulanıp uygulanmadığıdır.
Çünkü hukukta sorun çoğu zaman kanunun kendisi değil, uygulamasıdır.
Bugün "dezenformasyon yasası kaldırılsın" diyenlere şu soruyu yöneltmek gerekir:
Eğer biri bilerek ve isteyerek yalan bilgi yayıyor, toplumda korku oluşturuyor, kamu düzenini bozmayı hedefliyorsa bunun hiçbir hukuki yaptırımı olmamalı mı?
Bu soruya "hayır" diyebilen varsa, o zaman kamu düzenini, toplumun doğru bilgi alma hakkını ve vatandaşın güvenliğini nasıl koruyacağını da açıklamak zorundadır.

Basın özgürlüğü demokrasinin vazgeçilmezidir.
Ancak demokrasi, gerçeğin yerine yalanın hâkim olduğu bir düzen değildir.

Özgürlük ile sorumsuzluğu birbirine karıştıranlar, aslında en büyük zararı yine basın mesleğine vermektedir.

Gerçek gazetecilik doğruların peşinden gider.
Dezenformasyon ise gerçeği hedef alır.
İkisini birbirine karıştırmak ne hukuka ne de demokrasiye hizmet eder.