Özellikle teknik sorunların kısa sürede çözülemeyeceği yönündeki görüşler, tartışmaları daha da büyütüyor.
Mahkemenin bilirkişileri reddetmesi yenibbilirkişi ataması süreci daha da uzamasına sebep oldu
Zonguldak’ta büyüyen herkes bilir: Bu şehirde hayat yerin altında başlar. Burada insanlar sadece kömür çıkarmaz; sorumluluk taşır, gerektiğinde ülkenin kaderini sırtlar. Ama bugün o ağır yükü omuzlayan eller, kendi şehirlerinin sessizce geriye gidişini izliyor.
Mesele artık sadece kömür değildir. Mesele, emeğin, kültürün ve güven duygusunun yok sayılmasıdır.
Yerin yüzlerce metre altında tonlarca kayayı hesapla tutan bir meslek vardır: domuzdamcılık. Bu iş, hayatla ölüm arasındaki çizgiyi korumaktır. Zonguldak’ta “domuzdamcı” denildiğinde saygı duyulur. Çünkü bu insanlar dağı santim santim tutar. Bugün ise aynı madenciler, depremde enkaza giren en kritik ekiplerin başında geliyor. Ancak çoğu zaman görevlendirme ve koordinasyon süreçlerinde bekletiliyor. Bu durum şehirde büyük bir kırgınlığa yol açıyor.
Acı Bir Çelişki: Dağı Tutan Eller Bekliyor
Yerin altında dağı tutan eller, yerin üstünde insan kurtarmak için çağrı bekliyor. Bu sadece bir organizasyon sorunu değil, aynı zamanda bir liyakat meselesidir. Çünkü enkaz altına girmeyi en iyi bilen insanların bürokrasiye takılması toplum vicdanını yaralıyor.
Madenlerin Zayıflaması Ve Şehrin Sessizliği
Bir zamanlar 40 binleri bulan yer altı işçi sayısının bugün 10 bin seviyelerine düşmesi, Zonguldak için sadece ekonomik değil, kültürel bir kayıp anlamına geliyor. Enerji politikalarındaki değişim, üretimin azalması ve teknolojik yenilenmenin yavaşlığı şehirde kaygıyı artırıyor.
Bu Şehir Türkiye’nin Sigortasıdır
Zonguldak bir yük değildir. Bu şehir, Türkiye’nin en zor anlarında en güçlü dayanağıdır. Depremde, afette, kriz anlarında en önde olan insanların yetiştiği bir merkezdir.
Bu yüzden mesele kömür değil; güvenliktir, stratejidir ve gelecektir. Zonguldak’ın ayakta kalması, Türkiye’nin güçlü kalması demektir.