53 metre yükseklikten 20 mil öteye umut saçan fenerin tarihinde, Bileda kardeşlerin direnişinden Ersöz ailesinin teknolojiye yenik düşen hüzünlü hikayesine kadar pek çok dram gizli.
İlk Nöbetçiler: Naime Hanım ve Kızları
Fenerin 1908’deki inşasından sonraki ilk kayıtlarında, bu zorlu görevi bir anne ve iki kızının üstlendiği görülüyor. Naime Işık ve kızları Bileda ile Nebahat, o dönemde fenerin bakımı ve temizliğinden sorumluydular. "Bileda Kardeşler" olarak hafızalara kazınan bu kadınların hikayesi, idarenin "görevlerini aksattıkları" gerekçesiyle işten el çektirmesiyle bir trajediye dönüştü. İşlerini kaybetmeyi kabullenemeyen kız kardeşlerin, evleri bildikleri fenerden çıkmamak için uzun süre direndikleri, yerel tarihin tozlu sayfalarında hüzünlü bir efsane olarak kaldı.
1940’tan 2010’a... Ersöz ve Algır Hanedanlığı
1940’lı yılların sonunda fenerin işletmesini Mehmet Nafiz Ersöz devraldı. Bu görev, bir bayrak yarışı gibi çocuklarına ve en son torunu Semih Algır’a kadar ulaştı. 2010 yılına kadar fenerin ışığını yanık tutan aile, feneri sadece bir iş yeri değil, bir yaşam biçimi olarak gördü. Ancak teknoloji, bu geleneği kökünden değiştirdi.
Uydudan Gelen Işık, İnsana Veda Getirdi
1985 yılında elektrikle çalışmaya başlayan fener, zamanla tamamen otomatikleşti. Artık uydudan kontrol edilen sistemler, fener bakıcılarına olan ihtiyacı ortadan kaldırdı. 2010 yılında yapılan ihale ile restoran ve kafe işletmesine dönüştürülen tarihi yapı, son işletmecisi Semih Algır’ın görevden ayrılmasıyla "fenercilik" ruhunu kaybetti.
Vefasızlığın Hüznü
Deniz fenerleri gemiler için kavuşmanın ve güvenin simgesi olmaya devam etse de, emektar bakıcıları için ayrılığın ve "teknolojik vefasızlığın" sembolü oldu. 2018 yılında aramızdan ayrılan son fenerci Semih Algır ile birlikte, Zonguldak Deniz Feneri’ndeki insan dokunuşu ve o meşhur aile geleneği tamamen sona erdi.