Batı Karadeniz Kalkınma Ajansı (BAKKA) tarafından düzenlenen VadiFest 2026 kapsamında, Zonguldak Kömür Jeoparkı moderasyonunda gerçekleştirilen bilimsel oturumda ezber bozan açıklamalar yapıldı. Oturumda söz alan Prof. Dr. Şenol Hakan Kutoğlu, endüstri mirasının korunmaması durumunda Zonguldak'ın kültürel bir alzaymır tehlikesiyle karşı karşıya kalacağı uyarısında bulundu.
Bir İşçi Kentinin Hafıza Kaybı Ve Kimliksizleşme Tehlikesi
Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Şenol Hakan Kutoğlu, konuşmasında kentsel bellek ve toplumsal kimlik arasındaki bağa dikkat çekti. Tarım kültürünün hâkim olduğu İç Anadolu gibi geniş topraklara sahip bölgelerden farklı olarak, Zonguldak'ın tamamen bir işçi kenti dinamiğiyle kurulduğunu vurguladı. Ataların inşa ettiği iki yüz bin yıllık insanlık kültürünün ve kömür sektörünün getirdiği dayanışma ruhunun rant uğruna yok edilmemesi gerektiğini belirten Kutoğlu, "Geçmişteki gençlikle bağınızı sildiğinizde kendi kimliğinizi ve benliğinizi de kaybedersiniz. Şehirde dolaşırken artık kimliksiz insanlar, Zonguldak'ı tarif etmekte zorlanan gençler görüyorum" diyerek tehlikenin boyutunu gözler önüne serdi.
Unutulan Değerler ve Kültürel Alzaymır Çıkmazı
Kendi yaşamından örnekler vererek kültürel mirasın aile içindeki önemine değinen Prof. Dr. Kutoğlu, maden işçisi bir babanın evladı olarak evlerinde pişen "malay" ve "papara" gibi yerel yemeklerin kendilerini ifade eden temel unsurlar olduğunu dile getirdi. Bu değerlerin hafızalardan silinmesinin insanı köksüzleştireceğini ifade eden Kutoğlu, "Bunlar unutulduğu zaman, artık bizler alzaymır olmuş bir insandan farksız hale geliyoruz; dünyadaki anlamımızı yitiriyoruz. Bu yüzden geçmişi korumak ve mutlaka gençlere aktarmak zorundayız" dedi.
Türkiye'nin Sanayileşme Destanı Bu Topraklarda Yazıldı
Zonguldak'ın sadece yerel halk için değil, tüm Türkiye için ulusal bir hafıza merkezi olduğunu belirten Kutoğlu, ülkenin kendi endüstri devriminin bu topraklarda başladığını hatırlattı. Geçmişte coğrafya kitaplarında sanayi tesisi olarak listelenen Filyos ateş tuğlası, kâğıt fabrikası ve Erdemir gibi dev yapıların tüm ülkeye gurur verdiğini söyledi. Türkiye'nin nereden gelip nereye gittiğini anlamak adına bu eserlerin korunmasının şart olduğunu vurgulayan Kutoğlu, dönemin devlet başkanlarının Türkiye'nin sanayi gücünü gösterebilmek için yabancı kralları ve devlet liderlerini trenlerle Zonguldak'a getirdiğini, bu yönüyle kentin aslında bir "krallar kenti" olduğunu ifade etti.
Kendi Kentine Yabancılaşan İnsanlar ve Kentsel Bellek Turları
Kent Konseyi Başkanlığı yaptığı dönemde hayata geçirdikleri "kentsel bellek turları" projesine de değinen Kutoğlu, yerel halkın kendi yaşadığı coğrafyaya ne kadar yabancılaştığını üzülerek gözlemlediklerini belirtti. Belediye desteğiyle düzenlenen turlarda, Zonguldak'ta yaşamasına rağmen Üzülmez bölgesindeki Dilaver (Rombaki) Konağı'na ya da TTK Memurlar Kulübü (A Tipi Konukevi) gibi tarihi yapılara hayatında hiç gitmemiş insanların büyük bir şaşkınlık ve hayranlık yaşadığını aktardı.
Yılda 4.5 Milyar Avroluk Dev Ekonomi Örneği
Endüstri mirasının sadece kültürel değil, aynı zamanda devasa bir ekonomik potansiyel barındırdığını ifade eden Kutoğlu, dünyadaki başarılı koruma modellerinden örnekler verdi. Avrupa'daki benzer endüstriyel dönüşüm alanlarının sadece müze olarak kalmayıp teknoloji şirketlerine ofis sağlayan, sosyal etkinlik alanları barındıran yaşayan merkezler hâline getirildiğini ve yıllık 4,5 milyar avro gelir elde edildiğini belirtti. Polonya'daki küçük bir tuz madeninin bile yılda 1 milyon turist ağırladığına dikkat çeken Kutoğlu; antik eserleri, endüstri mirası, denizi ve ormanı bir arada sunan Zonguldak'ın doğru bir planlamayla dışarıdan gelen turistleri 15-20 gün boyunca konaklatabilecek benzersiz bir destinasyon olduğunu savundu.
Eksik Kalan Resim ve Satılabilir Bir Zonguldak Hikâyesi
Konuşmasının son bölümünde Üzülmez Kültür Vadisi için harcanan yüklü kaynaklara ve emeğe dikkat çeken Kutoğlu, projenin sadece mevcut alanla sınırlı tutulmasının "tamamlanmamış bir resim" olarak kalacağı uyarısında bulundu. Resmin tamamlanması ve küresel ölçekte pazarlanabilmesi için bütüncül bir hikâyeye ihtiyaç olduğunu söyleyen Kutoğlu, bu büyük hikâyenin ana hatlarını şu şekilde sıraladı:
Kömürün Yer Altı Yolculuğu:
Maden Müzesi ve simülasyonlarla kömürün yer altından nasıl çıkarıldığının gösterilmesi.
Yüzeydeki İşleme Süreci:
Kömürün yer üstüne çıktığında nasıl işlendiğinin anlatılması. Liman bölgesindeki kayıp alanın ardından Çatalağzı'nda yer alan lavuar tesisinin mutlaka korunarak bu zincire dâhil edilmesi.
Enerji ve Çeliğin Doğuşu:
Kömürün enerjiye ve çeliğe dönüşüm serüveni. Türkiye'nin şehirler arası elektrik dağıtım tarihinde bir milat olan tarihi Işıkveren (Çatalağzı) Santrali'nin öneminin vurgulanması.
Sosyal Yaşamın Hafızası:
Sektörde çalışan bekar ve evli işçilerin, mühendislerin ve müdürlerin nerede, nasıl yaşadıklarının; sosyal tesislerin, plajların ve tenis kortlarının sergilenerek hafızanın diri tutulması.
Prof. Dr. Kutoğlu, bu adımlarla resim bütünüyle tamamlanmadığı takdirde harcanan tüm kaynakların vergi mükelleflerinin cebinden çıkan boşa bir yatırım olarak kalacağını belirterek sözlerini noktaladı.