Zonguldak’ın çevresel ve ekonomik geleceğinin masaya yatırıldığı zirvenin en dikkat çekici oturumlarından biri, “COP67: Zonguldak İçin Adalet” başlığıyla yapıldı. Bülent Ecevit Üniversitesi (BEUN) İktisat Bölümü’nden Dr. Öğr. Üyesi Zeynep Başak’ın moderatörlüğünü üstlendiği oturumda, Zonguldak Barosu’ndan Av. Yakup Okumuşoğlu önemli açıklamalarda bulundu. Av. Okumuşoğlu, gerçekleştirdiği “İklim Krizi, Yasal Mevzuat ve Talepler” başlıklı sunumda, krizin boyutlarına ve hukuki mücadele yollarına dikkat çekti.
“İklim Krizi Soyut Bir Tartışma Değil, Hayat Memat Meselesidir”
Konuşmasına iklim krizinin artık kapıya dayandığını belirterek başlayan Av. Yakup Okumuşoğlu, bilim insanlarının küresel sıcaklık artışının 1.5 derecede sınırlandırılması yönündeki uyarılarını hatırlattı. Mevcut politikalarla devam edilmesi durumunda yüzyıl sonunda sıcaklık artışının 2.8 dereceyi bulabileceğini ifade eden Okumuşoğlu, bu tablonun çok daha büyük felaketlere yol açacağını vurguladı.
Zonguldak'ın iklim krizinin tam merkezinde yer aldığına işaret eden Okumuşoğlu, son yıllarda bölgede yaşanan şiddetli yağışlar, fırtınalar ve hayatı tehdit eden hava olaylarının normalleştirilemeyeceğini, bu durumun somut birer kriz göstergesi olduğunu dile getirdi
.
“Zonguldak Bedeli Peşin Ödedi, Şimdi Adil Geçiş ve Pozitif Ayrımcılık Zamanı”
Kömür üretimi ve termik santrallerin bölge üzerindeki yıkıcı etkilerine değinen Okumuşoğlu, Zonguldak'ın Türkiye’nin sanayileşmesine sunduğu katkının bedelini sağlıkları ve doğalarıyla ödediklerini ifade etti.
Yalnızca 1989-2020 yıllarını kapsayan bir çalışmaya göre Zonguldak'ta erken ölümler, çocuk bronşitleri ve sağlık harcamalarının ulaştığı boyutun 32 milyar doları bulduğunu belirten Okumuşoğlu, şu çarpıcı tespiti yaptı:
"Biz bu ülkenin sanayileşmesi, kalkınması için madenlerde canlarımızı kaybettik, ciğerlerimizi tozla doldurduk, doğamızı ve çevremizi feda ettik. Şimdi 'kömürden çıkacağız' denildiğinde ortaya çıkacak dönüşümün bedelini yine Zonguldaklılar ödememelidir. Zonguldak'a mutlaka pozitif ayrımcılık yapılmalı; devlet, kömürden çıkışın takvimini, işçilerin geleceğini ve kentin ekonomisinin nasıl kurgulanacağını bugünden şeffaf bir şekilde ortaya koymalıdır."
İklim Davaları ve Hukuki Sorumluluk
Av. Yakup Okumuşoğlu, sunumunda sadece devletlerin değil, büyük emisyon üreten şirketlerin de iklim krizinden hukuken sorumlu tutulabileceğini vurguladı. Dünyadan örnekler veren Okumuşoğlu, Hollanda (Urgenda vakfı davası) ve Almanya’da gençlerin ve sivil toplum kuruluşlarının açtığı iklim davalarının mahkemelerce haklı bulunduğunu hatırlattı.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 17. maddesinin yaşam hakkını, 56. maddesinin ise sağlıklı bir çevrede yaşama hakkını güvence altına aldığını belirten Okumuşoğlu, idarenin zamanında almadığı önlemler nedeniyle doğan zararlardan hukuken sorumlu olduğunu ve Zonguldak halkının da bu temelde hak arama yollarını değerlendirmesi gerektiğini ifade etti.
"İklim Kanunu Bir Karbon Ticareti Mekanizmasıdır"
Türkiye'de gündeme gelen İklim Kanunu çalışmalarına da değinen Okumuşoğlu, bu kanunun emisyonları kökten azaltmaktan ziyade, büyük sanayi kuruluşlarının karbon salınım haklarını düzenleyen bir ticaret mekanizmasından ibaret olduğu eleştirisinde bulundu. Zirve, Zonguldak'ın geleceği, ekolojik adalet ve hukuki hak arama yolları üzerine gerçekleştirilen karşılıklı soru-cevap ve değerlendirmelerle sona erdi.
Zonguldak İklim Zirvesi'nde ele alınan bu kritik başlıklar ve hukuki talepler, kentte adil bir dönüşüm sürecinin hayata geçirilmesi adına önemli bir yol haritası sunuyor.



