İş dünyasından siyasete, cemiyet hayatından kent meclisine kadar Zonguldak’ta derin izler bırakan Eczacı ve İş İnsanı Yüksel Yazıcı, İmza Gazetesi’ne geçmiş dolu, samimi ve ezber bozan açıklamalarda bulundu.

Gelecek nesillere birer rehber niteliği taşıyan ve YouTube kanalımızda yayınlanan röportajda Yazıcı; İstanbul’un eski yıllarından sağ-sol çatışmalarına, sermayesiz başlayan ticaret hamlelerinden Zonguldak sevdasına kadar pek çok konuyu masaya yatırdı.

Eczacı ve İş İnsanı Yüksel Yazıcı'nın İmza Gazetesi YouTube ekranlarında yaptığı o açıklamalar:

"Rize'de Doğan İlahi Takdir, Zonguldak'ta Şekillenen Çocukluk"

Yüksel Bey, öncelikle sizi daha yakından tanımak isteriz. Yüksel Yazıcı kimdir, nerede ve nasıl bir çocukluk geçirdi?

"Ben 1950 yılında Rize’de doğdum. Aslında bu bir takdir-i ilahidir; annem Rize’ye gidip gelirken orada sancılanmış ve doğum orada gerçekleşmiş. Eğer Tokat’ta ya da başka bir yerde denk gelseydi orada doğacaktım. Bu yüzden ben yerli-yabancı ayrımına hep çok üzülüm. İlkokul zamanı, 8-9 yaşlarındayken Zonguldak’a geldik. İlk öğrenimimi o dönem tavanı ve tabanı tamamen tahta olan Namık Kemal İlkokulu’nda tamamladım. Ardından Zonguldak Merkez Ortaokulu’nu bitirdim. Lise ve üniversite yılları için ise rotamız İstanbul oldu."

"Kabataş Erkek Lisesi ve Yetmişli Yılların İstanbul'u"

İstanbul yılları ve eğitim hayatınız nasıl geçti? O dönemin İstanbul atmosferinden bahseder misiniz?

"Liseyi İstanbul Kabataş Erkek Lisesi’nde yatılı olarak okudum. İstanbul’da lise okumanın vizyoner anlamda çok büyük yararlarını gördüm. 1969-1970 yıllarında üniversiteye başladım. O zamanlar İstanbul bambaşkaydı, kelimenin tam anlamıyla doğaldı. Topkapı’dan ötesi, Mecidiyeköy tarafları tamamen çayırlık ve ormanlıktı; bugünkü gibi bir yerleşim yoktu.

Kabataş’ta yatılı okuduğumuz için Ortaköy, Arnavutköy, Bebek gibi semtlerde hazırlık sınıflarından çok kaliteli, hatta yabancı kökenli arkadaşlarımız oldu. Onlar gündüzlüydü, biz yatılıydık ama çok güzel dostluklar biriktirdik."

"Üniversitede Sağ-Sol Çatışmaları: Her Gün En Az 10 Kişi Vefat Ediyordu"

Üniversiteyi tam da Türkiye'nin en hareketli, sağ-sol çatışmalarının zirvede olduğu 1970'li yıllarda okudunuz. O günleri nasıl hatırlıyorsunuz?

"Evet, tam çatışmaların tam ortasında üniversite eğitimimizi tamamlamaya çalıştık. Acayip ve çok zor dönemlerdi. Her gün en az 5, 10, bazen 20 kişinin çatışmalarda vefat ettiği zamanlardı yetmişli yıllar. Biz okula, sağduyuya hakim, milliyetçi ve muhafazakar bir düşünce yapısıyla başladık. Zaten muhafazakar bir ailenin çocuğuydum ve o dönem o çizgide saf tuttuk. Allah o günleri, o yılları bu ülkeye bir daha asla nasip etmesin, amin.

O dönemden bugüne kalan, dostluğumuzun hiç bozulmadığı çok değerli arkadaşlarım var. Trabzon’dan Zekeriya Vardal, Nazım Yazıcı, Erzurum’dan Mehmet Duman ve Hasan Fehmi Altıntaş hâlâ görüştüğüm çok kıymetli isimlerdir."

"Babam Kendi Cebinden Parama Para Katmış"

Girişimci ve ticari zekanızın temelleri nerede atıldı? İlk ticari deneyiminiz neydi?

"Girişimciliği bana daha çocuk yaşta rahmetli babam öğretti. Henüz 9-10 yaşlarındayken tatillerde bana simit sattırırdı. Sonradan domates, salatalık gibi manav malzemeleri sattırmaya başladı. Ticarete ve hayata alışmamı istiyordu. Hiç unutmadığım bir anım vardır:

Bir pazar günü canım denize gitmek istiyordu. O zaman domatesi bakkaldan 135 kuruşa alıp 150 kuruşa satıyorduk. Babama dedim ki, 'Baba, bu domates bu fiyata para kazanırmaz. Ben bugün tezgah açmayayım, Kapuz’a denize gideyim.' O zamanlar Tünel’den Kapuz’a kaçak geçerdik. Babam, 'Bak oğlum, ne güzel satacaksın, güzel para kazanacaksın' diyerek beni göndermedi. Gittik Ahmet Bıyık’tan bir kasa domates aldık, bakkalın önüne koyup sattık. Akşam hesabı yaptığımda şok oldum. Normalde o kasadan en fazla 4-5 lira kar kalması gerekirken cebimde 10 liranın üzerinde para vardı. Meğer babam, ben hevesleneyim, ticareti seveyim diye kendi cebinden benim paralarımın arasına harçlık katmış. Bunu yıllar sonra anladım. Ben de aynı terbiyeyle büyüdüğüm için kendi 3 çocuğuma kolejde okurlarken sakız (ciklet) sattırdım; ticareti temelinden öğrensinler istedim."

"Sermayesiz Başlayan İstanbul Macerası: Tostçudan Eczaneye"

Üniversite yıllarında İstanbul'da da ticaret yaptığınızı biliyoruz. O dönüm noktası nasıl gerçekleşti?

"Üniversitedeyken en yakın arkadaşım Zeki Vardal ile okulun karşısında durup bakıyorduk. Bir tost yemek için okuldan çok uzak yerlere yürüyorduk. Zeki’ye dedim ki, 'Bak burada boş bir dükkan var, gel burayı büfe açalım. Tost, ayran, limonata satarız, iyi iş yaparız.' Karar verdik ama cebimizde beş kuruş para yoktu. Gittik Bert Yargan isimli Yahudi bir büyüğümüzden veresiye, güvene dayalı mal aldık. Sıfır sermaye ile, borçla harçla o dükkanı açtık. Yaklaşık 10 bin liraya mal ettiğimiz o büfeyi, 2 sene çok güzel çalıştırdıktan sonra 65 bin liraya devrettik. Müthiş bir paraydı o zaman. Eğer babamın verdiği o ticari ahlak ve cesaret olmasaydı, sermayesiz o işe giremezdik."

Zonguldak’a dönüşünüz ve eczane açma süreciniz nasıl oldu?

"Okul bittikten sonra askerliğimi yaptım ve Zonguldak’a döndüm. Aslında İstanbul’da kalma imkanım vardı, arkadaşlarımın çoğu kaldı. Ancak ben çocukluğumun geçtiği, ailemin olduğu Zonguldak’ı çok seviyodum. Buraya gelip eczane açmak istiyordum ama bakkal dükkanı olan esnaf bir ailenin çocuğuydum, birden o sermayeyi bulamazdım.

İstanbul’daki ortağım, öz kardeşimden öte gördüğüm dostum Zeki Vardal’ı aradım. 'Zeki, eczane açacağım ama paraya ihtiyacım var, yardımcı olabilir misin?' dedim. Bana derhal Akbank müdürüne gitmemi söyledi. Müdür de Trabzonlu Süleyman Bey’di. Gittim, Zeki bana tam 50 bin dolar ödünç para gönderdi. Allah ondan razı olsun, onun sayesinde eczanemi açtım. Bu benim hayatımdaki ikinci büyük dönüm noktasıdır. Hâlâ görüşürüz, nikah şahidim olarak beni onurlandırmış bir insandır kendisi. Buradan ona tekrar selamlarımı iletiyorum."

"Zonguldak Batsa Biz de Battık, Gitsek Biz de Gittik"

Eczacılığın yanında Zonguldak'ta mobilyacılık, inşaat gibi sektörlerde de büyük yatırımlar yaptınız. Çocuklarınız da sizinle birlikte burada. Neden tüm yatırımlar Zonguldak?

"Ben bu şehri seviyorum. Maalesef geçmişte politik veya ticari olarak Zonguldak’ın geriye gitmesini isteyen, aleyhinde çalışan çok insanla karşılaştım. 'Sen yerlisin, sen yabancısın' polemikleriyle bu şehri çok istismar ettiler. Parayı buradan kazanıp başka şehirlere yatırım yapanlar oldu. Ama bizim bütün varlığımız, yatırımlarımız burada.

Üç oğlum var; büyüğü bilgisayar mühendisi ve yazılımcı, banka programları yapıyor. O işi gereği İstanbul’da başarılı oldu, orada bıraktık. Ortanca oğlum makine mühendisi, küçüğü elektrik-elektronik mühendisi. Küçük oğlum İstanbul’da üniversitede asistandı. 15 yıl önce ortanca oğlum ticaret büyüyünce kardeşini İstanbul’dan çağırdı, asistanlığı bıraktırdı ve gelip burada ticarete başladılar. Şu an Zonguldak’ta 70-80 kişinin çalıştığı bir şirketi yönetiyorlar. Biz buradayız. Bugün Zonguldak batsa biz de battık; Zonguldak gitse biz de gittik zaten. Çocuklarım da burada olmaktan hiçbir pişmanlık duymuyorlar."

"Siyasette Ezber Bozan Duruş: CHP'li Meclis'te Seçilen Muhalif Encümen"

Bir dönem Doğru Yol Partisi (DYP) çatısı altında Zonguldak Belediyesi Meclis Üyeliği yaptınız. O dönem siyasette hiç görülmemiş bir olay yaşadığınızı belirttiniz. Neydi o olay?

"Ben siyasete milliyetçi-muhafazakar çizgide girdim. Yüksel Aytaç abimizin belediye başkanı olduğu dönemde, Ali Uzun’un adaylığı süreciyle birlikte Doğru Yol Partisi’nden belediye meclisine girdim. O dönemin meclis üyeleri, partisi ne olursa olsun... Çok kaliteli, görevini layıkıyla yapan insanlardı.

Siyasette belki de hiç görülmemiş bir şey anlatayım: CHP’li bir belediye başkanının olduğu ve mecliste CHP’li üyelerin çoğunlukta bulunduğu o dönemde, ben muhalefet partisi üyesi olarak onların oylarıyla iki dönem üst üste Daimi Encümen seçildim. Hatta bir dönem beni belediye başkan vekilliğine bile seçtiler. Neden? Çünkü o zaman muhalefet veya iktidar fark etmezdi; doğruya doğru, yanlışa yanlış derdik. Herkes Zonguldak sevdalısıydı. Şimdiki gibi kişisel menfaatler veya katı particilik anlayışı yoktu."

Kozlu Belediye Başkanı Altuğ Dökmeci'yi başarılı buluyor musunuz?
Kozlu Belediye Başkanı Altuğ Dökmeci'yi başarılı buluyor musunuz?
İçeriği Görüntüle

"İl Genel Meclisi Yılları: Valilere ve Peşkeşlere Karşı Dikkat Çeken Mücadele"

93-94 yıllarında İl Genel Meclisi üyesiyken, Türkali’deki otel projesinde dönemin valisine karşı gösterdiğiniz dik duruş ve 100. Yıl Tesisleri mücadeleniz hafızalarda. O süreci bir de sizden dinleyelim.

"Belediye meclisinden sonra İl Genel Meclisi’ne seçildim. Oraya bir geldim ki, idari mekanizma beni şaşırttı. Zonguldak’ı yönetenler, bir hemşire tayini için bile valinin peşinde dolaşıyor, kendi işlerini yaptırmaya çalışıyordu. Ben ticaret adamıyım, bütçe komisyonundaydım. 1994 yılında dönemin valisi bir yazı gönderdi; Türkali’deki otelde müteahhit havuz yapacakmış, bütçeden 5 milyon lira ödenek ayrılmasını istedi. 5 milyon lira o zaman çok büyük para. Hesapladım; devletin o otelden aldığı kira 15 bin lira. Ayrılan parayı amorti etmek 40 seneyi geçiyor.

Komisyondaki arkadaşlara 'Ticarette böyle bir mantık yok, bunu onaylayamayız. Adam para kazanıyorsa havuzu kendisi yapsın, kazanmıyorsa bıraksın ben işleteyim' dedim. Arkadaşlar 'Biz bunu valiye nasıl söyleriz?' dediler. 'Siz demeyin, ben derim' dedim. Mecliste çıktım, 'Biz bu ödemeyi kabul etmiyoruz, parayı ayırmıyoruz. Eğer valilik bu parayı zorla verirse şahsen bakanlığa şikayet dilekçesi yazacağım. Devlet bize bu parayı köylere, mahallelere su götürelim, yol yapalım diye veriyor, bir müteahhit havuz yapsın diye değil' dedim. Vali Bey bana 'Sen çok şişmişsin' gibi bir ifade kullandı. Güldüm, geçtim. 'Siz bugün varsınız, yarın yoksunuz ama biz hep buradayız' dedim ve o parayı vermedik."

Aynı dönemde 100. Yıl Tesisleri ve Cemil Çakmaklı ile de büyük bir mücadeleniz oldu...

"Evet, Cemil Çakmaklı meselesi... Oradaki 100. Yıl Tesisleri normalde bir vakıf üzerinden işletiliyor gibi görünüp devletin, hükümetin imkanlarıyla tadilatı yapılıyor, kişisel saltanat sürülüyordu. Bedavaya çakıl çıkartılıyor, ihaleler sorulmadan komik paralarla veriliyordu. Üst kademelerle, daire müdürleriyle karşılıklı çıkarlar dönüyordu.

Ben orayı kişisel menfaatleri için peşkeş çekenlerle çok mücadele ettim. Aradan 30-35 yıl geçti ama ne yazık ki gelinen noktada yine haklı çıktım. Zonguldak’ı böyle parça parça ettiler, parayı kazananlar çekip başka şehirlere gitti. O dönemki siyasetçilerin de bunda büyük vebali var. Aslında orası o dönem önerdiğimiz gibi üniversiteye devredilip muazzam bir Spor Akademisi yapılabilirdi ama vizyonsuzluk şehri geri bıraktı."

"Zonguldak'ın Kurtuluş Reçetesi: Maden Şehitlerinin Hakkını Savunacak İdealistler Lazım"
Yüksel Bey, tüm bu tecrübeler ışığında Zonguldak’ın kurtuluşu için nasıl bir reçete sunarsınız? Genç siyasetçilere ve meclis üyelerine tavsiyeleriniz nelerdir?

"Tek bir reçete var: Zonguldak için çalışacağız. Ankara’ya gönderdiğimiz insanları iyi seçeceğiz. Dürüst, bu şehri gerçekten loving seven insanları seçeceğiz. Ankara’da meclis koltuklarında pineklemeyecek, buranın sorunlarını meclis kürsüsünde haykıracak siyasetçiler lazım. Bu toprakların altı maden şehitleriyle dolu. Çanakkale’de nasıl şehitler verdiysek, bu toprakların altında da bu ülkeyi kalkındırmak için binlerce maden şehidi verdik. Politikacılar bunu göz önüne getirmeli. Bu zamana kadar bu şehrin ekmeğini yiyenler Zonguldak’a ne verdi? Kaç tane başbakan çıkardı bu bölge, ne yaptılar? Hiçbir şey.

O yüzden niyet değişecek. Meclis üyeleri sadece Ankara’daki gibi el kaldırıp indiren değil; vizyon sahibi, idealist insanlar olmalı. Öneri getirmeli, Zonguldak’ın menfaatini her şeyin önünde tutmalılar."

Peki iş hayatında başarılı olmanın ilk 3 maddesi nedir?

"1. Dürüstlük: Ticaretin de hayatın da temeli dürüstlüktür. Dürüst olmayan hiçbir yapı kalıcı olamaz.

Severek Yapmak: Tıpkı meslek seçerken doktorluğu, mühendisliği seçtiğin gibi; ticarette de hangi dalda gideceksen o işi severek ve isteyerek yapacaksın.

Kendi Kararını Verebilmek: Başkalarının rüzgarıyla değil, kendi fizibiliteni ve iradeni koyarak işe girişeceksin."

"Her insana lazım olan en büyük destekçi. Benim eczanemi 35 yıl boyunca benden daha iyi çalıştırarak, diğer sektörlerdeki işlerime odaklanmama vesile olan, fedakarlığını her zaman gördüğüm can yoldaşım."

"Allah onlardan razı olsun. Beni bugüne kadar hiç mahcup etmediler; okullarında da işlerinde de çok başarılı oldular. Allah onları hiçbir zaman doğru yoldan ayırmasın."

"Öz kardeşim... Hatta öz kardeşimden de öte, hayatımın en güzel köşesini işgal eden insan."

"Sevdiğim vatanım... Öz vatanım... Vatan içindeki öz vatanım."

"Rize'de Doğdum Ama Gaca'da Gömüleceğim"

Yüksel Bey, Zonguldak sizin için ne ifade ediyor? Geleceğe dair buradaki planınız nedir?

"Bu memleket bizim. Bu şehirde oturan, buranın ekmeğini yiyen, suyunu içen herkesin bu şehre dikili bir ağacı, bir katkısı olmalı. Ben Rize’de doğdum ama orada kimseyi tanımam, benim evim de yurdum da burası. Gaca’da (Elvanpazarcık) kendime bir ev yaptım. Şimdi o evimin yakınlarında bir mezarlık yeri bakıyorum kendime. Ben bu topraklarda gömüleceğim. Son nefesime kadar da Zonguldak sevdalısı olmaya devam edeceğim. Bana bu platformda kendimi, anılarımı ve Zonguldak sevdamı anlatma fırsatı verdiğiniz için İmza Gazetesi’ne çok teşekkür ederim."

Muhabir: Osman Sav