Hayali krampon giymekti ama kader ona fabrikatörlüğün kapısını açtı! Madenci bir babanın çocuğu olarak Zonguldak'ın zorlu coğrafyasında hayata gözlerini açan, futbola olan tutkusuna rağmen babasının vetosuyla rotasını İstanbul’a kıran Nejdet Tıskaoğlu; 56 ülkeye ihracat yapan dev bir sanayicinin hikayesini İmza Gazetesi Youtube kanalında anlattı.
Maden Ocağındaki Korku, Hayatını Değiştirdi
Haberimizin detaylarında, Türkiye Taşkömürü Kurumu'nda (TTK) staj yaparken yerin yüzlerce metre altına inen ve yaşadığı o anlık "basınç korkusu" ile madenci olmaktan vazgeçen bir gencin, İstanbul’da 6 metrekarelik bir fuar standından dünya devliğine uzanan ibretlik yükselişini bulacaksınız.
Tıskaoğlu'nun röportajı:
"Bir daha olsa bir daha gelirdim. Zonguldak bir turizm kenti olması lazım. Bu şehir özel bir şehir. Bu hataları yaptığımız için Zonguldak geri gidiyor. Önce şehrimize aksilik yapıyoruz, sonra memleketimize aksilik yapıyoruz. Burada böyle bir yapı var. Burada böyle bir stoper var. Yani o bir perde beton var. O perde betonun kırılması lazım. Hak etmediğim, yaşadığım, yaşatılan şeyler; Allah'a havale ettim. Sadece bir şey diyorum: Otuz büyükşehir ve Zonguldak kısmı bizi yaraladı.
Önce bir hoş geldiniz söyleşimize. Başarı hikayelerini bir araya getirmeye çalışıyoruz. Zonguldak'ın değer verdiği, Zonguldak'a değer katacak insanlarla söyleşi yapmaya çalışıyoruz. Bunlardan bir tanesi de sizlersiniz. Son 4-5 yıla hem ismen damga vurdunuz hem yaptığınız etkilerle damga vurdunuz. Merak ediliyor. Zonguldak'ta siyasetle ilgilenen, ilgilenmeyen birçok insan merak ediyor. 'Nejdet Tıskaoğlu kimdir?' diye merak eden var. Nasıl böyle hızlı büyüdüğünü merak eden var. Öncelikle tabii Nejdet Tıskaoğlu'nu bir tanımak isteriz. Sonra akabinde sıkıştırıcı sorular sormak isteriz. Teşekkür ederim."
"Ben de yayınlarınızı beğenerek izliyorum. Çok keyifli, çok güzel yayınlar yapıyorsunuz. Ben size ve ekibinize teşekkür ediyorum. Başta onu söyleyeyim; benim adım Nejdet Tıskaoğlu. 1972 Zonguldak, Çaycuma doğumluyum. Benim köyüm de hemen buranın üstünde olan Kayabaşı köyü. Babam madenci. Büyükbabam rahmetli de madenciydi. Kilimli'nin Bölüm Mahallesi'nde hayatımız geçti. Beş kardeşli bir ailenin en büyük ferdi olarak dünyaya geldim. Tabii Zonguldak çok zor bir coğrafya ve Zonguldak'ın içerisinde de Kilimli en zor bölgelerden bir tanesi. Hem ekonomisinin çok yoğun dönmesi hasebiyle hem de yapının çok sert ve çetin olması sebebiyle çok çetin bir coğrafyaydı, biz orada doğduk. İlkokulu orada, Madenci İlkokulu'nda okudum. Onun dışında Kilimli Ortaokulu'nda eğitim hayatımızı tamamladık. Sonrasında da gençlik yıllarımızda Zonguldak Endüstri Meslek Lisesi elektrik bölümünde okuduk ve mezun olduk. Halen de Açık Öğretim'de son sınıftayım; inşallah bir dersim kaldı, bu sene mezun olacağız.
Bunun dışında tabii biz bu coğrafyayı çok seviyoruz. Biz bunun çocuklarıyız. Dediğim gibi; benim babam, ecdadım, onun babası bu topraklarda doğmuş. Annem de madenlerden dolayı Ardahan'dan buraya gelmiş. Çaycumalı bir babanın, Ardahanlı bir annenin çocuğu olarak dünyaya geldim. Ben memleketimi ve insanımı çok seviyorum. Özellikle bu zor coğrafyada, zor şartlarda kendimizi yetiştirerek iyi insan olmayı hep hedef edindik. Ailemiz bize gerçekten en büyük sermayeyi verdi: Doğru, ahlaklı ve merhametli insan olmayı. Biz de bu düsturla büyüdük.
Gençlik yıllarıma kadar Zonguldak'taydım. Hayalimde futbolcu olmak vardı. Şu an bile 53 yaşındayım, çocuklar top oynasın hemen gider ayağımdan topu alırım; bir heyecan başlar. Futbol benim aşkımdı. Okuldan, evden kaçar top oynamaya giderdik. Babam bizi döverdi, 'Niye top oynamaya gidiyorsun?' diye. Onlar tabii akademik kariyerimiz olsun isterdi. Ama sporcu olamadık, bu içimizde hep ukdedir. Neden olamadık? Genelde babalar istemezdi. Aslında altyapım iyiydi, iyi bir kaleciydim. Ama anne ve babanın desteği çok önemli, biz o desteği göremedik. Lisede çantayı eve atar antrenmana giderdim. Her cumartesi pazar sabah 10'dan akşam 5'e kadar Kilimli Stadı'nda bütün maçları izlerdim. Askerden gelene kadar yüzmeyi bilmiyordum çünkü denize gitmiyor, vaktimi futbola harcıyordum. Nasip olmadı ama demek ki bunda da bir hayır varmış.
Zonguldak hem çok güzel hem çok zor bir şehir. İşin, emeğin sadece madenden geçtiği zamanlardaydık. Hepimizin hedefi okuldan mezun olup TTK'ya (Türkiye Taşkömürü Kurumu) girmekti çünkü önümüzde başka bir rol model yoktu. Meslek lisesinde okurken Karadon'da staj gördüm. Bu, hayatımın dönüm noktalarından biridir. Saadettin Ustamız vardı, 'Çocuklar sizi ocağa sokayım, görmek ister misiniz?' dedi. Oysa stajyerlerin girmesi yasaktı. O asansöre bindik; o asansör aşağı o kadar hızlı iniyor ki böbrekler bir tarafta, dalak bir tarafta... Kalp atışım hızlandı, inanılmaz bir heyecan ve basınç vardı. İne kadar bildiğim bütün duaları okudum. İndiğimiz yere 'Paris' diyorlardı, alan çok büyüktü. 10-20 metre yürüdükten sonra ustaya 'Ben geri gidiyorum, ocağa girmem' dedim. O gün benim maden hikayem bitti.
Askerden gelince sorumluluk başladı. Annemin akrabası Güngör abi, vaktiyle bizde kalmıştı. 'Necdet İstanbul'a gelsin, iş burada, ekmek burada' dedi. 1995 Mart ayında İstanbul'a gittim. Silikon kablo üreten bir firmaya kalite kontrol elemanı olarak girdim. Zonguldak insanı vefalıdır, sadıktır, emektir. Gurbete çıkınca başarmaktan başka şansımız yoktu. Çalıştım, çabaladım; müdürler ve patronlar bunu gördü. Bir gün kalite kontrol şefi ayrılınca o pozisyona talip oldum ve beni şef yaptılar. 1997-98 yıllarında ise fabrika müdürü oldum. Mesai kalmak yasaktı ama ben akşam 6'da lavaboya girer, herkesin çıkmasını beklerdim. Sonra diğer şeflerin yanına gider 'Abi bana bunu öğret, bu detayı anlat' derdim. Kendimi işime verdim.
Daha sonra fabrika battı. Ortağım Refik Bey'in küçük bir atölyesi vardı. 'Beraber yapalım mı?' dedi. 1999 yılında bir pastanede oturduk, 'Tek şartım var; Avrupa'da ve Türkiye'de saygın bir firma olacaksak ortak olurum' dedim. 93 model Doğan L marka arabamı sattım, sermaye yaptım. Kazandığımız her kuruşu şirkete yatırdık. 125 metrekareden başladık, sürekli büyüdük. 2004 yılında Almanya'daki fuara katıldık. Paramız azdı, en küçük yeri tuttuk ama o fuar sayesinde ihracat kapıları açıldı. Bugün 56 ülkeye ihracat yapıyoruz.
2007'de kızım doğdu, aynı yıl Arnavutköy'deki arsamızı aldık. 3500 metrekarelik fabrikamızı kurduk. KOSGEB'den destekler aldık; hatta 2008'de Brüksel'de Avrupa Komisyonu Başkanı'ndan ödül aldık. Arçelik ile çalışmaya başlamamız bizi kurumsal bir yapıya taşıdı. Koç Grubu'nun vizyonumuza katkısı büyüktür. 2018 yılında ise Arçelik'in davetiyle Güney Afrika'da üretim kurduk. Sekiz arkadaşımla oraya gittim ve aylarca orada kalarak fabrikayı faaliyete geçirdik."



