Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare Kurulu (YİK) Üyesi ve 23. dönem Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanı Köksal Toptan, dünyanın yanı sıra Türkiye’nin ve Zonguldak’ın gündemiyle ilgili İmza Gazetesi’nden gazeteci Orhan Akyüz’e dikkat çekici çarpıcı açıklamalarda bulundu.

Röportajda Dünyada, Türkiye’de Ve Zonguldak’ta Yaşananların Nabzı Tutuldu!

Aybüke İmza Gazetesi (25)-1

Zonguldak’ta yayın yapan İmza Gazetesi’nden gazeteci Orhan Akyüz’ün, Türkiye’nin zirvelerinde önemli görevler yapmış nadir duayen devlet adamlarından YİK Üyesi olmasının yanı sıra 2007-2009 TBMM Başkanlığı görevinde bulunan Sayın Köksal Toptan ve eşi Sayın Saime Toptan hanımefendiyi Ankara'daki evlerinde 4 Nisan 2026 Cumartesi günü samimi atmosferde gerçekleştirdiği ziyaretteki röportajda adeta zamanda yolculuk yapılırken dünyada, Türkiye’de ve Zonguldak’ta yaşananların nabzı tutuldu.

Sağlıkta İş Sağlığı Ve Güvenliği Kurul Toplantısı!
Sağlıkta İş Sağlığı Ve Güvenliği Kurul Toplantısı!
İçeriği Görüntüle

Soruları İçtenlikle Yanıtladı!

YİK Üyesi Toptan, yaklaşık 2,5 saati aşkın dolu dolu röportajda “Siyasetteki Serüveni”, “Siyasetçilerin Duruşu”, “12 Eylül 1980 Darbesi”, “Süleyman Demirel’in AK Parti’ye Katılmasını Nasıl Karşıladığı”, “Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın, 2025 Yılının Kasım Ayında Evine Gelerek Ziyareti”, “Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanlığı’na Rekor Oyla Seçilmesi”, “Sakin Güç Köksal Toptan İle Ağabey Köksal Toptan Kitapları”, “Vatandaşlara Karşı Sevgisi Ve Hobileri”, “15 Temmuz Hain FETÖ (Fetullahçı Terör Örgütü) Darbe Girişimini Nasıl Haber Aldığı”, “Hükümetin Dış Politikada Attığı Adımlar Ve ABD-İsrail-İran Savaşı”, “Milli Savunma Sanayimizin Durumu”, “Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel’in Ara Seçim Çıkışı”, “Hükümetin Çalışmaları Ve Cumhur İttifak”, “İmralı’daki (Abdullah Öçalan) Kişi İçin Umut Hakkı” ve “Filyos Projesi”ne yönelik gazeteci Orhan Akyüz’ün sorularını samimi olarak içtenlikle yanıtladı.
Bu arada eşi Saime hanımefendi de Köksal Toptan için duygu ve düşüncelerini dile getirdi.

Yayınlandı!

Röportaj, www.youtube.com/@ImzaGazetesi isimli YouTube kanalında “İz Bırakanlar” programında yayınlanmasıyla birlikte ayrıca birçok sosyal medya platformlarında paylaşıldı.

İşte Röportaj!

Orhan Akyüz: Türkiye’nin zirvelerinde görev yapmış nadir önemli devlet adamlarından birisiniz. Siyasetteki serüveninizde kendinize ve ailenize zaman ayırabildiniz mi?

“Siyaset Bir İş Bir Meslek Değildir”

Köksal Toptan: “Hiç eksiklik yapmadım. Bir siyasetçinin iş yoğunluğu sebebiyle ‘evime geç gittim, çocukları görmedim’ gibi bir mazereti doğru değil. Siyasetteki marifetlerinden bir tanesi de zaman ayarlamasıdır. Yani siyasetçi istediği takdirde hem ailesine, eşine, çocuklarına, hem de yaptığı işe mutlaka zaman bulur, zaman ayırabilir. Birde şunu siyasetçi unutmamalıdır ki siyaset bir iş, bir meslek değildir. Toplumda bizim gerçi ‘ne iş yapıyorsun, siyaset yapıyorum diye’ bir slogan, laf vardır ama bu doğru değil, doğru bir iş değil. Siyaset meşgale, ama aile sevgisi, çocukların sevgisi, eş sevgisi o olması lazım gelen, olmaması düşünülene inanılan bir özelliktir. O nedenle siyasetçi; iş, ev, çocuk ilişkisi mutlaka kendi özelinde öyle saklı durur, durmalıdır. Ben kaç senedir Ankara’da 30-40 senedir yaşıyorum, akşam çocukları bırakarak, eşimi bırakarak partili arkadaşlarla bir yemeğe gidelim sayısı 20-30’u geçmez. Yani bir siyasetçi, istediği takdirde herkese lazım olduğu kadarıyla mutlaka zaman ayırabilir.”

Orhan Akyüz: Siyasette, iktidarda da muhalefette de yer aldınız. Siyasette var olabilmek için olmazsa olmaz kurallar var mıdır?

“Yazılı Olmayan Kurallar Vardır”

Köksal Toptan: “Tabii ki var. Yazılı olmayan kurallar var. Siyasetin gelenekleri vardır. Siyasetin genel gelenekleri dışında siyasetçinin mensubu olduğu partinin de kendi gelenekleri, görenekleri var. Zaman zaman bunları gözden kaçırıyoruz ama bu çok önemli bir unsur. Yani A partisinin bir mensubuyla B partinin bir mensubu farklı düşünebilir, farklı kişilikler olabilir. Onu öyle anlamak, öyle kabul etmek lazım gelir. Yani herkes, herkes gibi düşündüğü takdirde o zaman farklılıklar olmaz. Halbuki siyaset farklılıkların zenginliğidir. Yani bir siyasetçi istediği takdirde her işi çok iyi planlayabilir, herkesi sevebilir. Sevgi dediğimiz parayla pulla olan bir şey değil, satılabilir bir şey değil, bedava... Onun kadar güçlü bir şey de yok, dünyada yok sevgi kadar, insan sevgisi, ağaç sevgisi aklınıza ne geliyorsa… Hepsinin güzel tarafları var. Yeter ki onu sevmeye niyet edin. Bu bombaları Gazze’ye yağdıranların insan sevgisi, çocuk sevgisi olur mu? Yani o 3 yaşındaki bebeğe kıyan insanda insan sevgisi olur mu? Ama o X kişisidir, bu B kişisidir, X kişisi kötüdür, B kişisi iyidir de onu da ayırmamak lazım. İnsan insandır, insan yaratılış itibariyle güzeldir. Kur’an-ı Kerim’de ifade buyurulduğu gibi, yeter ki onu kullanan iyi kullansın, iyi niyette kullansın.”

Orhan Akyüz: Sizin siyasete başladığınızdaki siyasetçilerin duruşuyla günümüzdeki siyasetçi profilini karşılaştırmak ister misiniz?

“Eskiler Amatördü, Şimdi Siyaset Daha Kolay”

Köksal Toptan: “Tabii geçen döneme göre, geçen yıllara göre, değişen alışkanlıklara göre tabii ki farklılıklar var. Hani eskisi mi daha iyi, şimdiki mi daha iyi diye eskisinin de kötü yanları vardı, eskisi amatördü yani 30-40, 50-60 yıl önceki siyasete göre. Gece yarısı köylere giderdik, afiş asardık, şimdi böyle bir şey var mı yok. Herkes oturduğu yerden diyeceğini, söyleyeceğini söylüyor, göstereceğini gösteriyor, siyaset daha kolay, ama icraatı daha zor. Hata yapmaya tahammülünüz yok.”

Saime Toptan: “Ama işte köye gidip afişleri astığında ona hem bedensel olarak hem kafa olarak emek verdiğinde onun hem yapan açısından hem oradaki değeri insanlar açısından daha farklı oluyor.”

Orhan Akyüz: Sizinle ilgili yaptığım araştırmalarımda 12 Eylül 1980 darbesini bakan olarak yaşamışsınız. İhtilal haberini Aydın Menderes’den alarak rahmetli Süleyman Demirel’e o dönemde iletmek istemişsiniz ancak bağlantı kuramamışsınız. Bahsetmek ister misiniz?

“Bakanlar Kurulu Yapıyorduk, Kızılay’dan ‘Bomba’ Sesleri Geliyordu”

Köksal Toptan: “12 Eylül, daha doğrusu 11 Eylül günü Bakanlar Kurulu vardı. Bakanlar Kurulu’nu yaptık, öğlen arası verdi Sayın Demirel, sonra beni çağırdı odasına. Dedi ki ‘öğleden sonra sen Bakanlar Kurulu’na katılma, mecliste bulun (TBMM), bakalım orada neler oluyor’. Niye bunu söyledi? Çünkü, Türkiye kaotik bir dönemi yaşıyordu. Bakanlar Kurulu yapıyorduk, Kızılay’dan (Ankara) bomba sesleri geliyordu. Siyasetle bu şartlar altında hükümeti yürütmeyi çalışıyorduk. O nedenle ‘havayı bir anla dedi mecliste’, bende gittim döndüm, dedim ki ‘bir anormallik yok mecliste, sükunet var. CHP cumartesi günü bir miting yapacak Trabzon’da ona hazırlanıyor’ dedim.

‘Yaşar Okuyan Aradı Beni, (27 Mayıs Benzeri İhtilal Oluyor) Dedi’

Sonra ben izin aldım çıktım, eve gittim saat 7,5 (19.30) gibiydi, 12 Eylül’de telefon geldi, Yaşar Okuyan (Yaşamını Yitiren Eski Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı) aradı beni. Orada bir düzeltme yapmak lazım. Yaşar Okuyan bana, ‘27 Mayıs (27 Mayıs 1960 tarihinde yapılan ve Türkiye Cumhuriyeti tarihinde gerçekleşmiş ilk askeri darbe) benzeri ihtilal oluyor, haberin olsun’ dedi kapattı.

‘Yarım Saat Sonra Aydın Menderes Aradı Beni’

Yarım saat sonra aradı Aydın Menderes, ‘tanklar var, ya sokaklarda ne oluyor’ dedi. Ona da aldığım bilgileri söyledim, sonra Demirel’i aradım, anlattım böyle böyle oldu. Dedi ki ‘benimde kulağıma bir şeyler geliyor, sen evden ayrılma’ dedi, ‘peki’ dedim, kapattık telefonları. Yarım saat sonra bizim telefonlar da kesildi. Yani o gece biz artık oturduk hanımla (eşi Saime Toptan) beklemeye başladık ihtilal olduğu gün.

‘75 Lira Vardı Cebimde, 40 Lirasını Saime’ye Bıraktım, 35 Lirasını Lazım Olur Diye Ben Aldım’

Televizyon açık, her an bir şey söylenebilir diye… 75 lira para vardı cebimde, onun 40 lirasını Saime’ye bıraktım, öbür 35 lirasını ben aldım lazım olabilir diye. Dedim ki ona (eşi Saime Toptan) hiç endişe etme, adil bir yargılama olursa veremeyeceğim bir hesabım yok dedim benim. Allah’a çok şükür daha da yok. Sonra saat 24.00 gibi oldu evin önüne geldim askeri cip duruyor. Bizim karşımızda da Genel Kurmay Başkanı Semih Sancar oturuyordu. Herhalde ona bir şeyler söyledi gitti zannettim, sonra bizim polis geldi evin önünde bekleyen, dedi ki ‘efendim, ihtilal olmuş’ dedi. O gelen adam neyi soruyor dediğim de ‘bu gelen bizim senatör Ömer Naci Bozkurt’’un evini soruyor, ihtilal olmuş’ dedi. Ben ihtilali öyle tam öğrendim. Sonra yarım saat, bir saat sonra televizyon yayına başladı, işte ihtilal bildirgesini okumaya başladılar. Sabahleyin kalktık hazır bekliyoruz, kimse gelen yok giden yok. Öyle kaldı.

‘O Dönem Dostlukların Test Edildiği Dönemdi’

Ama tabii o dönemde dostluklar görüldü. O sabah bizim evin kapısını çalıp bir şeye ihtiyaç var mı diyen de oldu, beni karşıdan geliyor görüp hemen sokağı değiştirenler de oldu. Dostlukların test edildiği dönemdi bunlar.

‘Tek İmzayla Genel Müdür Yaptığım Adamlar Benden Bana Görünmemek İçin Kaçtı’

Bartın’da Turgut Işık vardı, Allah rahmet eylesin, o gün öğlene doğru bir adamını gönderdi bana eve, ‘Köksal beyin bir ihtiyacı var mı gidin sorun bakalım’ diye. Bu arada ‘duygulandınız’ şeklindeki soruya da Toptan, ‘duygulanmamak mümkün değildi’ diye yanıtladı. Ona karşılık, tek imzayla genel müdür yaptığım adamlar kaçtı benden bana görünmemek için…”

Orhan Akyüz: Siyasetin duayenlerinden Süleyman Demirel gibi DYP’de (Doğru Yol Partisi) de hizmetlerinizle hafızalarda olumlu yer bıraktınız. O dönem Sayın Demirel, AK Partiye katılmanızı nasıl karşıladı?

“AK Parti’ye Gitmemi Çok İstemedi, Sakına Da Gitme Demedi”

Köksal Toptan: “Yoğun AK Parti’ye girme teklifleri gelince, gittim kendisine (Süleyman Demirel) bu bilgileri verdim. Sayın Erdoğan (Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan) ile hukukumuzu anlattım, oradan gelen talepleri söyledim. Bana, ‘gitme, sen Doğru Yol Partisi’nde kal, siyaset yapmak istiyorsan gene burda yap’ dedi. Ben de ‘burda nasıl yapayım’ dedim. Bana ‘Tansu hanım sizinle konuşmuyor mu?’ dedi. Ben de ‘hayır hiç bir şey konuşmuyor benimle’ dedim. Sonra kalktık, ‘hakkında hayırlısı neyse o olsun’ dedi ve uğurladı beni. Yani gitmemi çok istemedi işin doğrusu. AK Parti’ye gitmemi çok istemedi. Ama sakına da gitme falan da demedi.

Orhan Akyüz: Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan, 2025 yılının Kasım ayında evinizde sizi ziyaret etti. Sohbetimizde kıymetli eşiniz Saime hanımefendinin ifade ettiği gibi, Sayın Erdoğan’ın sizi ziyaretinden yarım saat önceden haberdar olmuşsunuz. Bu süre zarfında özel bir hazırlık yapma imkanınız oldu mu? Sayın Cumhurbaşkanımıza ne ikram ettiğinizi mahsuru yoksa öğrenebilir miyiz?

“Yarım Saat Önceden Haberimiz Oldu, Buyursun Gelsin Dedik”

Köksal Toptan: Gülümsemeler eşliğinde “Özel bir hazırlık yapacak vakit yoktu zaten. Saat 7,5’mu (19.30) neydi. Muhsin bey özel koruma müdürü telefon etti, ‘müsaitseniz beyefendi size gelecek’ dedi. Buyursun gelsin dedik, yapacak bir şey yok, yani bir şey pişirmeye vakit yok. (Bu arada da gülümsemeler yaşandı).

Saime Toptan, ‘Köksal Beyin Önüne Koyduğum Çayı Cumhurbaşkanı İçti’

‘Çay mı içti’ soruma karşılık Saime hanım, ‘çay içti’ dedi. Tekraren Rize Çayı mı içti şeklinde soruma karşılık yine gülümsemeler eşliğinde Saime hanımefendi, ‘hatta şöyle oldu, Köksal beyin önüne koyduk çay, birde Sayın Cumhurbaşkanı’nın yanına masanın önüne çay koyduk, o şimdi Köksal beye yüzü dönük olduğu için o sırada yanında ki çayın yerine Köksal beyin önündeki çayı içti, kendisinin çayı kaldı’ şeklinde esprili gülümsemeler oldu.”

Orhan Akyüz: Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanlığı görevini 1950-1960 döneminde 10 yıl gibi en uzun süreyle yapan Refik Koraltan 385 oyla başkanlığa seçilmişti. Sizde 9 Ağustos 2007’deki ilk tur oylamada 450 oy alarak TBMM’nin 23. başkanı oldunuz, dönemin TBMM Başkanı Refik Koraltan’ın da rekorunu kırmış oldunuz. Başkan seçilmeden bir saat önce torun sevinci yaşayarak torununuzun adını Doruk koydunuz. TBMM Başkanı olduğunuzda neler hissettiniz, paylaşmak ister misiniz?

“Atatürk’ün Oturduğu Koltukta Oturuyorsunuz”

Köksal Toptan: “Tabii yani çok değişik, çok olağanüstü durumdu. Atatürk’ün oturduğu koltukta oturuyorsunuz. Yani o tarif edilemez, anlatılamaz bir büyük duygu, gururla karışık bir heyecan yaşadık. Bu arada rekor kırdınız şeklindeki soruya ise esprili gülümsemeler eşliğinde ‘o ayrı bir şey’ diye cevapladı. Doruk ismini daha önce planlamış mıydınız şeklindeki soruyu ise o an değil diyerek araya eşi Saime hanımefendi girerek, ‘Doruk ismini teyzesi koydu ona, onlar da Köksal ismini koydular. Adı Doruk Köksal’ diye yanıtladı.

Orhan Akyüz: Gazeteci meslektaşımız yazar Sefa Salantur tarafından adınıza hazırlanan “Sakin Güç Köksal Toptan” ile yazar Esra Güner Hacıoğlu tarafından kaleme alınan “Ağabey Köksal Toptan” kitabından bahsetmek ister misiniz?

“Hazırlanan Ağabey Köksal Toptan ile Sakin Güç Köksal Toptan Kitaplarında, Kesitler Halinde Yaşam Öyküm Var”

Köksal Toptan: “Arkadaşlarımız ve üniversitemiz o zamanki adıyla Zonguldak Karaelmas üniversitesi şimdiki (Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi) kadirşinaslık gösterdi, ‘Ağabey Köksal Toptan’ ile sonrasında Doğan Kitap Sefa Salantur arkadaşımız ‘Sakin Güç Köksal Toptan’ yazdı. İkisinde de kesitler halinde benim bir yaşam öyküm var. Ama sonradan fırsat bulup baktığım zaman çok fazla eksik var. Unuttuğum çok şey var. İkinci baskıyı ‘Sakin Güç Köksal Toptan’ olarak yaptık. Şu anda yok vitrinlerde. Bir ara düşündük üçüncü baskı olsun mu olmasın mı… Ama o kadar çok eksik var ki bir kitap daha olacaksa bu üçüncü kitap olsun, üçüncü baskı olmasın diye düşündük. Bu ara sağlık sorunları da araya girdi. Benim biraz daha çalışmam lazım ona.

‘55 Bin Gazete Kupürü Var, Hepsinden Bir Hikaye Çıkar’

Çok belge var, 55 bin gazete kupürü var, bunların hepsinden bir hikaye çıkar, hepsi bir şeye dayanıyor.”

Orhan Akyüz: Vatandaşlara karşı sevginizi nasıl açıklamak istersiniz? Yaptığınız aktivitelerden bahsetmek ister misiniz? Zonguldak halkına da neler söylemek istersiniz, yapmış olduğunuz hizmetler apaçık ortada?

“İnsanın Derdiyle Dertlene Biliyorsanız Siyaset Yapabilirsiniz Demektir”

Köksal Toptan: “Öncelikle bir şeyi yaparken bunu yapayım da bunun karşılığında oy alayım diye düşünüyorsanız bu yanlış. Neyi yapabilirsiniz? Doğruya bakacaksınız, yaptığınız iş doğru mu değil mi. Kendi vicdanınıza karşı doğru yaparsanız sorun yok demektir, yanlış yapılabilir, olabilir ama kendi vicdan muhasebesi yaptıktan sonra ‘yaptığım doğrudur’ denilebiliyorsa orada sorun yok demektir. Ben sadece Zonguldaklı hemşehrilerimize değil insanlığa, herkese, muhatabı olan herkese böyle davranmaya çalışmışımdır. Beni geceleyin yarısında 2’sinde, 3’ünde arayan insanlara da ne derdin var, ne zorun var, hatır sormuşumdur. Hem de gecenin hangi saati, günün hangi saati olursa olsun hastası için beni arayanlara ‘ben bu işe bakamam’ dememişimdir.
Herkesle ilgilenmeye çalışmışımdır. Ben gençlere zaman zaman söylemişimdir. Üniversiteden ziyarete gelen gençler de oluyor, çocuklar da oluyor, onlara da söylüyorum. Siyasete heves duyuyorsanız insanı sevip sevmediğinize bakın. Yani insanın derdiyle dertlene biliyorsanız siyaset yapabilirsiniz demektir, ‘yok yani ben neyle uğraşacam şimdi, hasta gelmiş, ben ona nerden doktor bulacağım, nerden yatak bulacağım diyorsanız bu işe (siyasete) bulaşmayın, insanlara da sıkıntı vermeyin’ dedim. İster Zonguldaklı hemşehrilerimiz olsun, ister başka yerlerden olsun hiç kimseye ne memleketini sormuşumdur, ne siyasi partisini sormuşumdur. Gelen insan bana geldiğine göre, benim onun derdini çözebileceğime inanıyor demektir. Yani o yanlış düşünüyor olabilir, doğru düşünüyor olabilir. Doğru düşünüyorsa zaten ne istiyorsa yapılabilir, doğru düşünmüyorsa yapabilecek bir şey yok. Güler yüz, insanımızın istediği odur.

‘Siyasetçi Biraz Sanatçıya Benzer’

Yani ‘ben şu siyasetçiye gittim, yüzüme bakmadı’ dedirtmemesi lazım siyasetçinin. Uğraşırsın yapamazsın o gene senin görevindir siyasetçi olarak, güler yüz göstermek zorundasın. Bu açıdan siyasetçi biraz sanatçıya benzer, sahneye çıktığı zaman bir sanatçı zannedersin ki bu adamın bu kadının dünyada hiç derdi yok mu şen şakrak oynuyor. O da insan, onun da sabah evde bıraktığı çocuğu hastaydı, buna benzer siyaset. Sabahleyin hanımıyla kavga edip hışımla giden adama rastlayan birisi, selam vermedi diye küser gider, halbuki bir sürü dertle uğraşıyor o adam. O bakımdan biraz fedakarlık ister siyaset. Yani onu taşıyamayacak olan siyaset yapmamalı.

‘PTT Genel Müdürlüğü Tarafından Onaylanan Pul Koleksiyonum, 500-600 Adet Tesbih Koleksiyonum ve Baston Koleksiyonum Var’

Hobilerim, bir iki koleksiyonum var. Bir pul koleksiyonu iyi bir koleksiyon, PTT Genel Müdürlüğü tarafından da onaylanan bir koleksiyon. Bir tesbih koleksiyonum var, 500-600 tane. Bir baston koleksiyonum var çoğu Devrek (dünyaca ünlü Devrek bastonları), bir kaç tanesi de siz bilir misiniz bilmem Münteka Çelebi’nin (Zonguldak'ın Devrek ilçesine özgü dünyaca ünlü bastonculuk sanatının modern dönemdeki en önemli ustası ve Devrek bastonunu Türkiye'ye tanıtan kişidir) onun elinden çıkma…”

Orhan Akyüz: Darbelerden çok çeken bir siyasetçi olarak 15 Temmuz hain FETÖ darbe girişimini nasıl haber aldınız, ilk tepkiniz ne oldu?

“15 Temmuz Günü, Eşim Ve Torunlarımla Çeşme’de Tatildeydik”

Köksal Toptan: “O gün 15 Temmuz günü biz eşim ve torunlarla birlikte Çeşme’deydik (İzmir’in ilçesi), gelinimle ve oğlum Ankara’daydı, biz orada tatildeydik.

‘Çay İçiyorduk, Çocuklar Telefon Ederek Darbe Oluyor Dediler, Ne Darbesi Dedim’

Trabzon Milletvekili İbrahim Çevik komşumuz, onun balkonunda çay içiyorduk. Ankara’dan çocuklar telefon ettiler, ‘darbe oluyor’ dediler, ‘ne darbesi’ dedim, ‘televizyon açık değil mi’ dediler. Açtık televizyonu ooooooo kıyamet kopuyor. Öyle öğrendim. Tatildeyken öğrendim. O süreçte kimseye ulaşmak mümkün değildi.

‘Kötü Alışkanlığın Devamı Olarak Görülüyor’

O süreçte kimseye ulaşmak mümkün değildi. Sayın Cumhurbaşkanı zaten uçaktaydı. Sık sık telefonla bilgi almaya çalışıyorduk. Beklenmeyen bir girişimdi, kötü bir alışkanlığın devamı olarak görülüyor.”

Orhan Akyüz: Hükümetin çalışmalarını nasıl buluyor sunuz? Cumhur İttifakı, AK Parti ve Milliyetçi Hareket Partisi nasıl gidiyor, değerlendirmek ister misiniz?

“Hükümet Partileri Çok Güzel Bir Uyum İçinde Çalışıyorlar”

Köksal Toptan: “Bana göre hükümet partileri çok güzel bir uyum içinde çalışıyorlar. Yani bilmediğiniz, basına sızmayan bir takım sorunları var mı yok mu bilmiyorum ama en azından görünürde bir sorun gözükmüyor.”

Orhan Akyüz: İmralı’daki (Abdullah Öçalan) kişi için bir umut hakkı, öyle bir çalışma yapıldığı konuşuluyor, bu konuyla ilgili değerlendirmede bulunmak ister misiniz?

“Türkiye’de Terörle Mücadelede Binlerce İnsan Öldü, Yani Bunların Hepsini Yok Sayarak Şimdi Sil Baştan Türkiye Yapmaz, Yapamaz”

Köksal Toptan: “Spesifik olarak o konuda değil ama Türkiye bu uğurda terörle mücadelede binlerce insanını kaybetti, milyarlarca lirasını terörle mücadelede kaybetti. Aileler çocuksuz kaldı, aileler annesiz, babasız kaldı. Bunları Türkiye unutmadı, unutmaz… Yani bunların hepsini yok sayarak şimdi sil baştan Türkiye yapmaz, yapamaz. Bana göre şimdiki sürdürülen müzakerelerin temelinde de bu unutulmaz. Bunu konuşan arkadaşlarımız elbette her şeyi enine boyuna tartışıyorlar, ‘yapmayalım, bunlar hapiste çürüsün’ bu da bir yol, ama her şeyin, yapılacak işin gerekçesinin tatmin edici olması lazım. İnandırıcı olması lazım.

‘İntikam Peşinde Koşmadığımıza Göre, Ülkemizin Menfaati Neyi Gerektiriyorsa Onu Yapmak Lazım’

Yani intikam peşinde koşmadığımıza göre ülkemizin menfaati, insanımızın menfaati neyi gerektiriyorsa onu yapmak lazım. Şimdiden seyri takip etmek lazım, tarafların yapacaklarına, yaptıklarına bakmak lazım. Terörle mücadelede ne faydası oldu, yahut oldu mu olmadı mı ona bakmak lazım. Ona göre bir değerlendirme yapmak lazım.“

Orhan Akyüz: Hükümetin dış politikada attığı adımlar, ABD’nin bazı ülkelere yönelik müdahaleleri var, malum biliyorsunuz mesela Venezuela’ya, bazı ülkelere de tehditvari söylemleri oluyor. Ayrıca ABD-İsrail-İran savaşı konularında yorum yapmak ister misiniz? Türkiye’nin bu savaş sürecinde bugüne kadar attığı adımları nasıl buluyorsunuz?

“Türkiye Hep Doğru Pencereden Baktı, İyi Duruş Sergiledi, Kaypak Soğuk Politikaya Hiç Bir Gün Kaymadı”

Köksal Toptan: “Şimdi öncelikle şunu söyleyeyim, Türkiye başından beri Körfez ve arkasından Gazze, arkasından Lübnan, İran müdahalelerinde hep doğru pencereden yaklaştı, iyi duruş sergiledi. Kaypak soğuk politikaya hiç bir gün kaymadı, açıkça dürüst neyse doğrusu onu söyledi, söylemeye çalıştı. İran’a da yapma yanlış yapıyorsun dedi, Amerika’ya da yapma dedi ve ‘Dünya 5’den büyüktür’ lafı da böyle haklılık kazanmaya başladı bu politikaların sonucunda. Bence iyi bir politika izledik bu konularda, şu anda da iyi götürülüyor, umarım olağanüstü bir takım gelişmeler olmaz, savaş daha geniş bölgelere yayılmaz ve bu haliyle de biter, Türkiye ondan karlı çıkar.”

Orhan Akyüz: ABD-İsrail-İran savaşında Türkiye’nin kara harekatında etkin rol oynayacağı yönünde bazı yorumlar yapılıyor, kendi konularında uzman kişiler ve bazı gazeteciler tarafından, böyle bir durum söz konusu mu olabilir mi?

“Türkiye’nin Kara Savaşlarına Müdahil Olması Yanlış Olur”

Köksal Toptan: “O ihtimalleri bilemem ama Türkiye’nin hava olsun, kara olsun, deniz olsun, özellikle kara savaşlarına müdahil olması yanlış olur bence.”

Orhan Akyüz: Milli savunma sanayimimizdeki durumumuzu şu anda göz önünde bulundurursak nasıl değerlendiriyorsunuz?

“3 Bin Tane İnsansız Hava Uçağımız Var”

Köksal Toptan: “Mükemmel yani, Kıbrıs Barış Harekatı (1974) müdahalesinde 15 tane askeri kayıp veren Kıbrıs’a çıkarmaya çalışan Türkiye, şimdi dünyaya silah satıyor. Bir arkadaşım söyledi, 3 bin tane insansız hava uçağımız var envanterinde. Savaş uçağı yapıyor, dediğim gibi bir tane çıkarma gemisi yoktu, Kıbrıs’a savaşa gidiyoruz gemi yok, şu anda mükemmel.”

Orhan Akyüz: Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Sayın Özgür Özel’in, ara seçim konusunda bir çıkışı oldu. Malumunuz 600 milletvekili olan TBMM’de vefat edenler, belediye başkanlığına seçilme, bakanlığa atanma ve milletvekilliğinin düşürülmesi gibi sebeplerle şu anda 592 milletvekili mevcut. 30 milletvekili koltuğunun boşalması durumunda 3 ay içinde ara seçim yapılması gerektiği ifade ediliyor, yani 22 milletvekilinin istifa etmesi durumunda 30 milletvekili koltuğu boşalmış oluyor, ancak TBMM’nin de bunu onaylaması gerekiyor. Fakat TBMM’de Cumhur İttifakı milletvekili sayısı fazla. CHP Genel Başkanı Özel’in bu çıkışını nasıl değerlendiriyorsunuz?

“Türkiye Çok Dinamik Bir Ülke, Bakarsınız Olağanüstü Gelişmeler Olur Belli Olmaz, Ama Şu Anda Bir Erken Seçim Havası Yok, Ara Seçim Havası Da Yok Bana Göre”

Köksal Toptan: “Burada siyasi partilerin kendi politikaları, temel politikaları istikametinde geliştirdiği bir takım fikirleri oluyor. Şimdi muhalefetin de böyle bir çıkışı var. Onun çıkış yeri o olmaz. Öbür türlü de olmaz. Yani şartların gereği Türkiye’yi böyle ara seçime, yahut ta erken seçime getirirse bu TBMM’nin vereceği kararla oluyor biliyorsunuz. Bunun için o konuda bir yorum yapmanın anlamı yok. Türkiye çok dinamik bir ülke, bakarsınız olağanüstü gelişmeler olur belli olmaz. Ama şu anda bir erken seçim havası yok. Ara seçim havası da yok bana göre.

‘Siyaset Çareyi Arama Ve Bulma Sanatıdır, Onu Bulduktan Sonra Doğru Kullanma Sanatıdır, Vakti Saati Gelince Öyle Bir İhtiyaç Ortaya Çıkarsa Türkiye Onu Yapar, Elini Kolunu Bağlayan Yok’

Cumhurbaşkanının görevine devam etmesiyle ilgili soruya da siyaset çareyi arama ve bulma sanatıdır, onu bulduktan sonra doğru kullanma sanatıdır. Vakti saati gelince öyle bir ihtiyaç ortaya çıkarsa Türkiye onu yapar, elini kolunu bağlayan yok. Şartlar bizleri nereye götürür o bilinmez. Günün şartları dinamiğe açık olur. Beklemek lazım gelir onları, ona göre gelişmeleri beklemek lazım. Anayasa değişikliği yapılırsa, yapılmazsa neler yapılabilir o günün şartlarına göre değerlendirmek lazım. Şimdi o konuda bir yorum doğru değil.
İran’da sadece Cumhurbaşkanı değil, dini lider, meclis başkanı herkes öldürüldü gene sistem yürüyor, yerine başkaları geliyor. ABD’de başkan Tramp ölsün yeri boş mu kalır? Onun için bu tür gelişmeleri kendi seyrinde değerlendirmek mümkün olur.”

Orhan Akyüz: Filyos Projesi’ne (Zonguldak’ın Çaycuma ilçesine bağlı Filyos beldesinde) gelmek istiyorum. Filyos Projesiyle ilgili neler söylemek istersiniz?

“Filyos Projesi, Başlı Başına Bir Hikayedir”

Köksal Toptan: “Filyos Projesi, başlı başına bir hikayedir. Aslında çok şey söylemek isterim işin doğrusu. Ama bir tek şey söyleyeyim. Filyos Projesi büyük bir ‘Mega Proje’ biliyorsunuz. Türkiye’de onunla (Filyos Projesi’ni) ilgili olmadığı bakanlık hemen hemen yoktur. Bakanlıkların hepsinin bu Filyos Projesi’nin ana fikrinde birleşmesi kolay bir iş olmadı. Günlerce, aylarca toplantılar yaptık. Bakanlıklar arasında gidildi, gelindi. Her şeyi hallettik gibiyken birgün Bayındırlık Bakanlığı’ndan (Şimdi ki Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı) beklediğimiz Filyos Projesiyle ilgili görüş yazısı geldi. Bana getirdiler. Bakanlık, bu alanda ilgili olarak 13 tane birime sahipmiş. Kendine bağlı bu 13 birimden bakanlık görüş istemiş. Bunlardan bir tanesi olumsuz bildirdi görüşünü. Ne olacak? Bayındırlık Bakanlığı olumlu vermiyor görüş.

‘Deli Misiniz Siz?’

Deli misiniz siz? Bu oldu bitti, yazıldı, çizildi. Bir tane şube müdürüne…. Bir aya yakın onunla uğraştık o yazıyı düzeltmek için. Aylarca, birkaç yıl kafalardaki fikirleri düzeltmek için uğraştık, tam çözdük mü? Çözemedik.

‘Çaycuma’daki Bir Gazete…’

Burada (Filyos) Sayın Cumhurbaşkanı (Recep Tayyip Erdoğan) tarafından açılışı yapıldığı limanın açıldığı gün Çaycuma’daki bir gazete, ‘liman açıldı, tören yapıldı ama Köksal Toptan bu limanı İzmir’e götürebilir’, yahu liman Zonguldak’tan İzmir’e gider mi? Bunlarla da mücadele etmek zorunda kaldım.

‘Kırgınlık Gerekiyorsa, Benim Kırgınlığım Odur’

Biraz evvel konuştuk işte siyasette vefa. Kırgınlık gerekiyorsa, benim kırgınlığım odur.
Kastettiğim, sizinde dediğiniz gibi yapılan hizmetlere olumsuz yönden bakılmasıdır. Onu yazan ‘Ya kusura bakmasın Köksal Toptan, biz böyle bu kadar yazdık ama, liman da açıldı, tamam sağolsun’ dese ne olurdu? Olmuyor yani ama, ona takılı da kalmamak lazım.

‘O Projeyi Yapan Benim (Bartın Üniversitesi), Her Şeyini Yapan Benim, Temelini Atan Benim, Halka Hesabını Veren De Benim, Orada Seçimi Kaybettim’

Nitekim geçenlerde Bartın Üniversitesi, doktora payesi verdi. Bartın Üniversitesi’nin ilk kuruluşunu gerçekleştiren arkadaşımıza doktora payesi verdi. O projeyi yapan benim, temelini atan benim, her şeyini yapan benim, halka hesabını veren de benim, orada seçimi kaybettim. Onun için bunlara takılıp kalmadan yürümek lazım.

‘Çaycuma’da Bu Yazıyı Yazan Adama Ne Diyeyim’

Şimdi Çaycuma’da bu yazıyı yazan adama ne diyeyim yani… Şunu beklerim ben, ‘halktan 3 kişi çıkıp telefon etsin, ya yanlış yapıyorsun arkadaş’ desin, onu da demiyorlar. Bu arada konuşmanın arasında eşi Saime hanım, ‘belki diyen olmuştur canım’ şeklinde görüşünü belirtti.

‘Zonguldak’taki Büyük Projelerde Benim İmzam Var’

Şimdi Zonguldak’taki yollarda, üniversitede, limanda daha başka aklınıza gelen büyük projelerde benim imzam var. Milli Eğitim Bakanlığım dönemimde Zonguldak’ta 35 tane yeni okul yaptık. Zonguldak-Filyos yolu başlı başına bir işti, Mithatpaşa Tüneli (Prof. Dr. Şaban Teoman Duralı Tünelleri) hiç kimsenin dahili yok. Ben onlara takılıp kalmam.

‘Mehmet Çelikel Lisesi’ne Ve Erkek Sanat Endüstrisi’ne Adımın Verilmek İstenmesini Duyunca Kıyameti Kopardım, Engel Oldum’

Şimdi orda Zonguldak Valisi Ali Kaban döneminde Mehmet Çelikel Lisesi’ne (Zonguldak merkezde) benim adımın verilmesini istemiş birileri. Ben bunu duyunca kıyameti kopardım, öyle şey olur mu? Tabii orada diğer sivil toplum örgütleri de haklı olarak kıyameti kopardılar. Böyle şey olmaz. Bu arada sizinle istişareye geçilmeden mi şeklindeki soruyu ‘evet, öyle’ diye cevapladı. Böyle şey olmaz. Sonra erkek sanat endüstrisi (Şimdi ki Zonguldak Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi) oraya adımı vermeye, ona da ‘adımın verilmesini istemiyorum’ dedim. Yeni bir şey yapalım oraya tamam, ama mevcut bir yere niye verelim. Bazılarına böyle engel oldum ben istemiyorum. Ama bazıları var ki yüzde 100 benim emeğimle… Hangileri olduğuna lüzum yokta… Yani öyle beklentisi oluyor insanın.

‘Bartın’da Üniversitenin Olduğu Yerde İlköğretim Okulu yaparak Adını Öğretmen Lisesi Dedik Ve Üniversiteye Devrettik, Ne Oldu Biliyor Musunuz, 600 Küsür Oy Aldığımız Köyden Seçimlerde 22 Oy Aldık, Sandıkta Çakıldık’

Bartın’da üniversitenin ilk olduğu yerde o zaman YÖK’ün (Yükseköğretim Kurulu) parası, bütçesi yok, ödeneği yok. Bende oraya ilköğretim okulu yaptım. Kapalı spor salonu, yüzme havuzu, kütüphanesi, bilgisayar salonları, üniversite kampüsü gibi düşündük ama adını Öğretmen Lisesi dedik. Sonra da üniversiteye devrettik.
Biz oradaki Akağaç Köyü’nden 600 küsur oy almıştık, sonra seçim oldu 22 oy aldık iyi mi? Yani sandıkta çakıldık.

‘Köydekiler, Hayvanları Otlatacak Yeri Kalmadı Diye Oy Vermemişler’

Yahu merak ettim nasıl oldu bu iş diye çağırdım muhtarı ‘niye böyle oldu’ diye, muhtarda ‘efendim kusura bakma, bizim köy hayvanları otlatacak yerimiz kalmadı diye oy vermediler’ dedi. Bunlarla da karşılaştık, varsın olsun.”

Orhan Akyüz: Saime hanım, Köksal bey için duygu ve düşüncelerinizi öğrenebilir miyim?

‘Onunla Evlendiğim İçin Çok Şanslıyım’

Saime Toptan: “Benim için okullardayken iyi bir arkadaş, evlendikten sonra yine iyi bir arkadaş, iyi bir baba, iyi bir ev reisi ve bize her zaman vakit ayıran bütün yoğunluğuna rağmen her zaman bizi kollarının altına alabilen iyi insan, onunla evlendiğim için çok şanslıyım. Bu arada Köksal bey araya girerek, ‘daha ne desin’ şeklinde görüşünü dile getirince gülümsemeler oldu.

Orhan Akyüz: Köksal bey, son olarak söylemek istediğiniz, vereceğiniz mesajlar varsa öğrenmek isteriz?

‘Devletin Kaynaklarını Bölgemize Getirmeye Çalışıyoruz, Kimse Babasının Parasıyla Onları Yapmıyor’

Köksal Toptan: “Çok teşekkür ediyorum, çok güzel bir sohbet oldu. Aslında sizin de benim de daha söyleyecek çok şeyimiz var, unuttuğumuz şeyler var, fazla laf olmasın diye söylemediğimiz, anlatmadığımız şeyler var. Ama sonuç itibariyle yakın geçmişimizin hemen hemen herkes tarafından, orta yollu geçmişimizin de gelecek nesiller tarafından bilinmesi lazım. Siz bu işi yapıyorsunuz gazeteci olarak, bizde siyasetçi olarak size zemin bulmaya çalışıyoruz. Devletin kaynaklarını bölgemize getirmeye çalışıyoruz, kimse babasının parasıyla onları yapmıyor. Herkes devletin kaynaklarını olabildiği kadarıyla iyi ve dürüst, yerinde kullanarak karşılamaya çalışıyor. Yani yaptığımız işler bakımından çok büyük bir fark yok. Halka hizmet Hakk’a hizmet anlayışıyla…”

İmza Gazetesi’nden Teşekkür!

İkametgahlarında konuk ederek ikramlarda bulunmalarının yanı sıra güler yüzleriyle yakın ilgi gösteren Sayın Köksal Toptan beyefendi ve eşi Sayın Saime Toptan hanımefendiye kalben teşekkür ediyorum, sağlık ve mutluluklar diliyorum.
Bu arada yakın ilgilerinden dolayı Koruma Amiri Sayın Vedat Akın’a da teşekkürlerimi sunuyorum.

Muhabir: Orhan Akyüz