Bazı insanlar hayatımızdan gitmez. Sadece sessizleşir.

Zaman geçer, şehirler değişir, hayat başka yüzler getirir önümüze. Ama insanın kalbi, aklın verdiği kararlara her zaman uymaz.

Akıl, “Bitti.” der.
Kalp, gecenin en sessiz yerinde sorar:

“Gerçekten bitti mi?”

Belki aşkın en acı tarafı, birini kaybetmek değil; onunla yaşayabileceğin ihtimalleri kaybetmektir.

“Ya biraz daha sabretseydim?”
“Ya gururumu bir kenara bıraksaydım?”
“Ya o gün gitmeseydi?”

İnsan bazen yaşadığı acıdan değil,yaşanmamış bir geleceğin yasından yorulur.

Psikoloji bize bağlandığımız insanlardan ayrılırken yalnızca kişiyi değil,onunla kurduğumuz güveni, alışkanlıkları ve geleceğe dair hayalleri de kaybettiğimizi söyler.

Felsefe ise daha acımasız bir soru sorar:

İnsan,kendi mutluluğundan neden bile bile vazgeçer?

Cevabı çoğu zaman gururdur.

Gurur, kendimizi korumak için ördüğümüz duvardır.Ama bazen bizi koruyan o duvar,sevdiğimiz insana ulaşmamızı engelleyen bir hapishaneye dönüşür.

Oysa bazı kırgınlıkların ilacı haklı çıkmak değil, birbirini anlamaktır.

Bazen yılların susturduğu tek bir cümle yeter:

“Geç kaldım…
Ama seni hiç unutmadım.”

Çünkü bazı sarılmalar yalnızca iki bedeni değil, iki yaralı geçmişi birbirine yaklaştırır.

İnsan o anda anlar:

Özlemek,yokluğa alışamamak değildir.

Özlemek,kalbin hâlâ bir ihtimale inanmasıdır.

Elbette her aşk geri dönülmeyi hak etmez. Her yara sarılmaz.Her hikâye yeniden yazılmaz.

Ama içinde hâlâ sönmeyen bir ateş varsa,bir isim hâlâ göğsünün ortasında eski bir sızı bırakıyorsa, kendine dürüst ol.

Belki hikâye bitmemiştir.

Belki sadece ikiniz de korktunuz.

Çünkü insanın en büyük kaybı sevdiğini yitirmek değildir.

Kendi kalbinin gerçeğini bile bile ondan kaçmaktır.

O yüzden bazı kapılar kapanmaz.

Sadece çalınmayı bekler.

Bazı yollar tükenmez.

Sadece yeniden yürünmeyi bekler.

Bazı aşklar ölmez.

İki insanın yeniden cesaret etmesini bekler.

Murat İLERİ