İnsan bazen kendini o kadar büyütür ki, sonunda kendi gölgesini bile kendinden küçük sanmaya başlar.
Etrafındaki insanların susmasını saygı zanneder.
Kırılan kalplerin sessizliğini kabulleniş…
Geri çekilenlerin uzaklığını ise yenilgi.
Oysa insan psikolojisinin en tehlikeli yanılgılarından biridir bu:
Kendini merkeze koymak.
Çünkü kendini dünyanın merkezine yerleştiren insan, bir süre sonra herkesin kendi etrafında dönmesi gerektiğine inanır. Söylediği sözün tartışılmaz olduğunu, yaptığı davranışın mutlaka bir gerekçesi bulunduğunu düşünür.Hata yaptığında bile suçu başka birinin omzuna bırakacak bir sebep bulur.
Böylece insan, kendisini koruduğunu sanırken aslında kendi yalnızlığını inşa eder.
Felsefe bize insanın kendisini tanımasının, dünyayı tanımasından daha zor olduğunu söyler.
Çünkü insan başkasının kusurunu görmekte ustadır, kendi kusuruna gelince aynayı buğulandırır.
Belki de bu yüzden bazı insanlar ömürleri boyunca başkalarını yargılar ama bir kez olsun kendilerine şu soruyu sormaz:
“Ben,insanların hayatında nasıl bir iz bırakıyorum?”
Çünkü önemli olan kaç kişinin seni dinlediği değildir.
Kaç kişinin yanında kendini güvende hissettiğindir.
Kaç insanın senin yanında rol yapmak zorunda kalmadığıdır.
Kaç kişinin sen gittikten sonra ardından güzel bir cümle kurabildiğidir.
İnsan, başkalarını susturarak güçlü olduğunu sanabilir.
Ama gerçek güç, karşındaki insan konuşurken kendi öfkeni susturabilmektir.
Gerçek büyüklük, herkesi kendinden aşağı görmek değil; senden farklı olanı küçümsemeden yanında tutabilmektir.
Ve gerçek sevgi…
Bir insanın sana mecbur kalması değildir.
İsterse gidebileceği hâlde yanında kalmasıdır.
Çünkü korkuyla kurulan ilişkiler uzun sürebilir ama derinleşmez.
İnsan senden çekiniyorsa sana itaat eder.
Ama seni seviyorsa sana gönül verir.
Aradaki fark küçümsenecek bir fark değildir.
Biri korkunun, diğeri sevginin eseridir.
Bazen hayat,insanı en çok kendisine benzeyen insanlarla sınar. Sana yaptığını sana yapan biri çıkar karşına.Seni nasıl küçümsediysen öyle küçümsenir, nasıl susturduysan öyle susturulursun.
İşte o zaman insanın karşısına en acı öğretmen çıkar:
Kendi davranışlarının yankısı.
Sonunda anlarsın ki,kırdığın her kalp, unutulmuş bir hikâye değildir.
Bazıları yıllarca sessiz kalır.
Ama sessizlik, acının yokluğu değildir.
Bazen insanın söyleyebileceği son cümledir.
Bir gün yanında kimsenin kalmadığını fark edersen,önce hayatı suçlama.
Belki insanlar değişmemiştir.
Belki sen, onların gitmesi için yeterince sebep vermişsindir.
İnsanın en büyük trajedisi yalnız kalmak değildir.
Asıl trajedi,neden yalnız kaldığını anlayamayacak kadar kendine hayran olmaktır.
Çünkü hayat kimseye sonsuza kadar aynı insanları göndermez.
Bugün elini tutan yarın bırakabilir.
Bugün seni dinleyen yarın susabilir.
Bugün kapını çalan yarın yolunu değiştirebilir.
Sen ne kadar önemli olduğunu düşünürsen düşün, hayat bir gün sana çok basit bir gerçeği öğretir:
Dünya,sen yokken de dönmeye devam eder.
Güneş yine doğar.
Sokaklar yine kalabalıklaşır.
Çay yine demlenir.
Birileri yine güler.
Birileri yine sever.
Birileri senin adını bile bilmeden kendi hayatını yaşamaya devam eder.
İşte insanın egosunu en çok yaralayan ama ruhunu en çok olgunlaştıran gerçek budur:
Hiçbirimiz vazgeçilmez değiliz.
Fakat hepimiz unutulmaz olabiliriz.
Nasıl mı?
Birinin yarasına merhem olarak…
Bir çocuğun yüzünde bıraktığımız tebessümle…
Bir dostun en zor gününde tuttuğumuz elle…
Bize güvenen bir insanın güvenini boşa çıkarmayarak…
Çünkü insanın gerçek değeri, sahip olduğu makamda,paranın miktarında,kaç kişinin önünde yürüdüğünde ya da kaç kişinin onu alkışladığında saklı değildir.
İnsan,geride bıraktığı duyguda saklıdır.
Kimi insanlar geçer hayatımızdan ve ardından bir boşluk kalır.
Kimileri geçer, bir yara.
Kimileri ise gider ama içimizde güzel bir cümle bırakır.
İşte asıl mesele budur.
İnsan,kendisine kurduğu tahtın üzerinde değil; başkalarının kalbinde bıraktığı yerde büyüktür.
Bu yüzden biraz susmalı insan.
Biraz dinlemeli.
Biraz kendinden şüphe etmeli.
“ Ya ben yanılıyorsam ?” diyebilmeli.
Çünkü kendinden hiç şüphe etmeyen insan, çoğu zaman en büyük hatalarını yapar.
Ve belki de hayatın bize öğreteceği en ağır ders şudur:
Bir gün bütün alkışlar kesilir.
Bütün kalabalıklar dağılır.
Kapılar kapanır.
Telefonlar susar.
Ve insan, kendi sessizliğiyle baş başa kalır.
İşte o anda geriye yalnızca bir soru kalır:
“Ben, insanların hayatına ne kattım?”
Eğer cevabın sevgi ise, korkma.
Eğer birkaç insanın kalbinde güzel bir hatıran varsa, yalnız değilsin.
Ama geriye yalnızca kırdığın kalpler, susturduğun insanlar ve senden uzaklaşmak zorunda kalanların sessizliği kalmışsa…
O zaman kurduğun tahtın üzerinde oturup bir kez daha düşün.
Çünkü bazı tahtlar yüksekte değildir.
İnsanı yalnızca kendisinden uzaklaştırır.
Ve insanın düşebileceği en yüksek yer,bazen kendi kibirinin zirvesidir.
Murat İLERİ