Bazı geceler insan, kendi hayatının kapısında bekleyen yabancıya dönüşür.

Aynaya bakarsın; yüzün oradadır ama sen biraz uzakta kalmışsındır. Gözlerin bir yere dalar.Saat ilerler. Şehir susar. İçindeki kalabalık ise bir türlü dağılmaz.

Ben de böyle bir gecenin içinden geçiyorum.

Sanki ömrümün bir yerinde görünmeyen bir kapı aralanmış. İçeriden eski bir ses geliyor.Bir zamanlar çok sevdiğim,sonra kaybettiğim, kaybettikten sonra da içimde yaşamaya devam eden bir ses...

Senin sesin.

İnsan bazı sesleri kulaklarıyla değil, yaralarıyla duyar.

Senin sesini hâlâ ilk karşılaştığımız günkü kadar canlı hatırlamam bundan belki. Aradan ne kadar zaman geçerse geçsin bazı anılar eskimez.Çünkü zaman,insanın yaşadıklarını değil, onlara verdiği anlamı aşındırır.

Seninle yaşadıklarım aşınmadı.

Sadece sustu.

Bazen bir gamze kadar küçük bir ayrıntı,koskoca bir ömrü yerinden oynatmaya yeter.Sen gülümsediğinde yanağında beliren o çukur,benim için dünyanın bütün yollarından daha derindi.

İnsan oraya bir kez düştü mü kolay kolay çıkamıyor.

Dudaklarını da hatırlıyorum.

Kimseye anlatmadığım kadar kendime sakladığım o yakınlığı...

Birbirine yaklaşan iki insanın, bütün dünyanın sesini bir anda susturabildiği o birkaç saniyeyi...

Bazı Özlemler gönülde kalmaz.

İnsanın kaderine karışır.

Sen gittin.

Ben kaldım.

Asıl hikâye de bundan sonra başladı.

Çünkü insanın en büyük yalnızlığı, yanında kimsenin olmaması değildir. Yanında olmayan birinin hayatının içinde hâlâ bir yerinin bulunmasıdır.

Sen artık hayatımın içinde değilsin belki.

Fakat bazı şeyler senin bıraktığın yerde duruyor.

Bir bakış.

Bir cümle.

Bir sessizlik.

Bir zamanlar bana iyi gelen bir ses.

Bazen de hiç ummadığım bir anda uzanan görünmez bir el...

İnsanı hayatta tutan şeylerin hepsi büyük mucizeler değildir. Kimi zaman bir telefon,kimi zaman sessizce hatırlanmak,kimi zaman “yanındayım” demeden yanında durulduğunu hissetmek yeter.

Hayatın ağırlaştığı günlerde insan, kimin gerçekten yanında olduğunu daha iyi anlıyor.

Bazı insanlar gitse de tamamen gitmiyor.

Adını koymadan yardım ediyor.

Bir yükün ucundan sessizce tutuyor.

Sen fark etmeden insanın düşmesini engelliyor.

Belki sen bunun farkında bile değilsin.

Belki ben de söylemeye utanıyorum.

Fakat insanın hayatında bazı iyiliklerin adı konulmaz.

Çünkü adını koyarsan büyüsü bozulur.

Ben bugün hâlâ ayaktaysam, bunun yalnızca kendi gücüm olduğunu söyleyemem.

Bazen insan kendisini güçlü zanneder.

Oysa bir yerlerde, görünmeyen bir omuz vardır.

Birilerinin iyi niyeti vardır.

Birilerinin sessiz desteği vardır.

Birilerinin “ben buradayım” demeden bıraktığı sıcaklık vardır.

Belki senin payın da burada.

Adını anmadan.

Sana bir borç çıkarmadan.

Geçmişi yeniden çağırmadan...

Sadece içimden teşekkür ederek.

Çünkü bazı insanlar sevgili olmaktan çıkar, insanın hayatında başka bir şeye dönüşür.

Bir hatıraya...

Bir vicdan sızısına...

Bir güven duygusuna...

Bazen de karanlıkta insanın elini bulduğu görünmez bir korkuluğa.

Şimdi bana sorarsan;

“Bunca zaman sonra hâlâ beni özlüyor musun?”

Cevabım kolay değil.

Özlemek,yalnızca bir insanı istemek değildir.

Özlemek,onunla birlikte kendinden kaybettiğin parçaları da aramaktır.

Ben seni özlüyor muyum bilmiyorum.

Ama senin yanında olduğum adamı özlüyorum.

Daha az kırılmış olanı.

Daha çok inananı.

Bir çift gözün içine bakınca dünyanın değişebileceğine inananı...

Belki de bu yüzden bazen içimden tuhaf bir cümle geçiyor:

Ağırla beni.

Nereye çağırıyorsan oraya.

Cennet dediğin yere de götür beni, cehennem dediğin yere de...

Çünkü benim cehennemim sen gittikten sonra başladı zaten.

Ben o günden beri kendi içimde yürüyorum.

Kimi zaman karanlıkta.

Kimi zaman bir anının ışığında.

Kimi zaman da hiç beklemediğim bir yerden gelen küçük bir iyiliğe tutunarak.

Ölümden korkmuyorum artık.

Asıl korktuğum, yaşarken içimdeki bazı şeylerin ölmesi.

Bir insanın gülüşünü unutmak...

Bir sesi hatırlayamamak...

Bir dokunuşun sıcaklığını kaybetmek...

Bir zamanlar çok sevdiğin birinin sana iyi gelen tarafını, zamanla yalnızca bir isim olarak hatırlamak...

İşte bundan korkuyorum.

Bu yüzden hâlâ bazı geceler gözlerimi kapatıp seni düşünüyorum.

Belki sen başka bir gökyüzünün altındasın.

Belki beni çoktan başka bir hikâyenin kenarında bıraktın.

Belki sen de zaman zaman geçmişin kapısını aralayıp bizim hikâyemize bakıyorsun.

Bilmiyorum.

Bilmek de istemiyorum.

Bazı sorular cevapsız kaldığında güzeldir.

Çünkü insan bazen gerçeği değil, ihtimali yaşatır içinde.

Benim ihtimalim sensin.

Benim sustuğum yerde başlayan cümlem...

Benim gecemin uzak ışığı...

Benim hâlâ kapanmayan kapım...

Şimdi eğer gerçekten bir yerlerden beni çağırıyorsan, sesini biraz daha yükselt.

Çünkü ben yoruldum.

Bu dünyanın gürültüsünden, insanların hesaplarından, eksik kalan cümlelerden, yarım bırakılmış vedalardan yoruldum.

Bir kez olsun beni olduğum gibi kabul et.

Kırıklarımla.

Sessizliklerimle.

Geçmişimle.

Borçlarım, yaralarım, korkularım ve hâlâ içimde sakladığım o çocuk yanımla...

Ağırla beni.

Çünkü ben zaten bu yüreğe yıllar önce kilit vurdum.

Anahtarını da senin gidişinin olduğu yere bıraktım.

Şimdi kim bulursa bulsun...

Ben artık kapıyı açacak kadar güçlü değilim.

Fakat hâlâ bir yerlerde, küçücük bir ışığın altında, beni hayata bağlayan bir elin sıcaklığını hissediyorum.

Adını koyamadığım...

Kimseye anlatamadığım...

Belki senin bile bilmediğin bir sıcaklık.

Belki hayatın bana son anda uzattığı ince bir ip.

Ben o ipe tutunuyorum.

Şimdilik.

Çünkü bazı insanlar insanın hayatından çıkar.

Bazılarıysa, farkında olmadan, insanın hayatta kalma sebebine dönüşür.


Murat İLERİ