Bazen insanın bütün ömrü, iki kelimenin içinde saklanır:

Sen gel yeter…

Gerisi susabilir.

Saatler durabilir.

Şehirler uzak kalabilir.

Geceler uzayabilir.

Yollar yorabilir insanı.

Yine de kalbin bir köşesinde küçücük bir ışık yanıyorsa, insan beklemeye devam eder.

Çünkü bazı insanlar vardır; hayatımıza bir insan gibi değil, karanlık bir gecede pencereden süzülen ay ışığı gibi girer. Geldiklerinde odanın eşyaları değişmez belki ama insanın dünyaya bakışı değişir.

Ben seni böyle bir zamanda sevdim.

Hayatın üzerime ağır bir gökyüzü gibi çöktüğü, nefes almanın bile bazen uzun bir yolculuk kadar yorucu olduğu günlerde…

Tam kendime “Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak.” dediğim yerde karşıma çıktın.

Sonra sen oldun.

Bir yağmur sonrası toprak kokusu gibi…

Uzun bir gecenin ardından doğan sabah gibi…

Susuz kalmış bir kalbin karşılaştığı serin bir su gibi…

Adını duyduğumda içimde başka bir dünya kurulmaya başladı.

Belki de insanın en büyük mucizesi budur.

Hayatın bütün kapıları kapanmış gibi görünürken bir insan gelir ve sana yeniden umut etmeyi öğretir.

Psikoloji, insanın güven duyduğu yerde kendisini yeniden kurabildiğini anlatır.

Ben bunu seninle öğrendim.

Sen bana hiçbir şey vaat etmeden, yalnızca varlığınla bazı yaraların zamanla değil, sevgiyle iyileştiğini gösterdin.

Sesin bazen içimdeki fırtınaya karşı açılmış bir liman oldu.

Gülüşün, uzun zamandır karanlıkta kalmış bir evin penceresinde yanan ışık gibiydi.

Bakışın, kelimelerin ulaşamadığı yerlere dokunan bir eldi.

Belki aşk biraz da budur.

Bir insanın varlığının, yokluğundan bile daha güçlü olması…

Yanında değilken bile yanında hissetmek…

Kalabalıkların ortasında yalnızca onun sesini aramak…

Bir şarkının içinde onu bulmak…

Bir sokağın köşesinde onu görecekmiş gibi kalbinin hızlanması…

Telefonun ekranı aydınlandığında içinden geçen ilk düşüncenin onun olması…

Gece herkes uyurken, zihninin sessiz bir odasında onunla konuşmaya devam etmek…

Özlemek biraz da böyle bir şeydir.

İnsan bazen bir kişiyi değil, onunla yaşayacağı hayatı özler.

Birlikte içilecek sabah kahvelerini…

Aynı yağmurun altında yürümeyi…

Akşamları günün yorgunluğunu birbirine anlatarak hafifletmeyi…

Bir başın omzuna yaslanıp hiçbir şey söylemeden saatlerce oturmayı…

Birlikte susmayı bile özler.

Çünkü sevdiğin insanla sessizlik bile konuşmaya dönüşür.

Felsefe bize insanın hayat boyunca bir anlam aradığını söyler.

Kimi zaman o anlam kitaplarda, kimi zaman uzak şehirlerde, kimi zaman başarıların ardında aranır.

Fakat insanın kalbi bazen bütün felsefeleri bir kenara bırakır.

Bir çift göze bakar ve sadece şunu söyler:

“Aradığım yer burası.”

Belki ben de seni bulduğumda biraz bunu hissettim.

Sanki yıllardır dolaştığım bütün yollar, sonunda sana çıkmak için varmış.

Sanki geçmişte yaşadığım bütün yalnızlıklar, seni tanıdığım günün anlamını büyütmek için içimden geçmiş.

Sanki hayat, bana önce özlemenin ne olduğunu öğretmiş, sonra seni karşıma çıkarmış.

Bazen düşünüyorum…

İnsan neden bazı insanları unutamıyor?

Neden bazı isimler yıllar geçse de kalbin içinde aynı sıcaklıkla duruyor?

Neden bazı gözler, bir kez baktığında insanın hafızasına değil, ruhuna yazılıyor?

Belki cevap çok basit.

Çünkü bazı insanlar hatıra değildir.

Bazı insanlar, insanın hayatında bir duyguya dönüşür.

Sen benim için böyle oldun.

Bir hatıra değil…

Bir özlem.

Bir umut.

Bir bekleyiş.

Bir dua.

Bir kavuşma hayali…

Kimi zaman gecenin en sessiz saatinde seni düşünüyorum.

Dışarıda şehir uyuyor.

Sokak lambaları kaldırım taşlarının üzerine sarı bir yalnızlık bırakıyor.

Uzaklardan bir araba sesi geliyor.

Perdenin arasından sızan gece, odanın içine ağır ağır yayılıyor.

Ben ise gözlerimi kapatıp seni düşünüyorum.

Sanki birazdan kapı çalacak.

Sanki bütün bekleyiş bitecek.

Sanki sen içeri gireceksin.

Ben sana hiçbir şey sormayacağım.

Sadece bakacağım.

Belki gözlerim her şeyi anlatacak.

Sonra sana sarılacağım.

Uzun uzun…

Öyle bir sarılacağım ki aramızdaki bütün mesafeler, bütün geceler, bütün bekleyişler o sarılmanın içinde eriyip gidecek.

İşte benim kavuşma hayalim bu.

Gösterişli değil.

Büyük sözlere ihtiyacı yok.

Bir sarılma yeter.

Bir bakış yeter.

Bir “Buradayım.” demen yeter.

Sen gel yeter.

Çünkü ben senden dünyayı istemiyorum.

Bütün hayatımı değiştirecek mucizeler de beklemiyorum.

Sadece kalbimin yanında kalmanı istiyorum.

Bazen elimi tut.

Bazen gözlerimin içine bak.

Bazen hiçbir şey söylemeden yanımda otur.

Bana yeter.

Çünkü insan sevdiğinin yanında, dünyanın en zengin insanı gibi hissedebilir.

Bir evin içindeki küçük bir masa bile saraya dönüşebilir.

Bir fincan çay, dünyanın en güzel sofrası olabilir.

Bir akşam yürüyüşü, yıllarca anlatılacak bir hatıraya dönüşebilir.

Çünkü güzellik bazen mekânda değildir.

Kiminle olduğundadır.

Ben seni özlüyorum.

Bunu inkâr edecek kadar güçlü değilim.

Seni beklemeyecek kadar da vazgeçmiş değilim.

Kalbimde sana ayrılmış bir yer var.

O yer öyle kolayca kapanacak bir kapı değil.

Orası biraz gece…

Biraz yağmur…

Biraz şiir…

Biraz dua…

Biraz da sen.

Belki hayat bizi sınayacak.

Belki yollar yine uzayacak.

Belki beklediğimizden daha fazla sabretmemiz gerekecek.

Ama ben şuna inanıyorum:

Gerçekten sevilen bir insan, mesafelerin arkasında kaybolmaz.

Aşk bazen ateş gibi görünür,bazen köz gibi sessizleşir.

Fakat gerçek sevgi, en sessiz hâlinde bile insanın içini ısıtmaya devam eder.

Sen benim içimde böyle bir yerdesin.

Ne zaman seni düşünsem içimde bir kapı açılıyor.

O kapının ardında güneşli bir gün var.

Deniz var.

Uzaklara uzanan bir yol var.

Yanımda sen varsın.

Ben artık o manzarayı özlüyorum.

Belki de en çok bunu özlüyorum:

Seninle aynı hayalin içinde yaşamayı…

Günün birinde bütün bu bekleyişlerin sona ereceğine inanmak istiyorum.

Bir sabah uyanıp içimdeki özlemin yerini huzurun aldığını görmek istiyorum.

Sana bakıp “Bunca zaman seni beklemişim.” demek istiyorum.

Sonra geçmişi konuşmadan, geleceğe bakmak istiyorum.

Çünkü bazı kavuşmalar geçmişi anlatmak için değil,geleceği birlikte kurmak içindir.

Bütün yollarımız yeniden birleştiğinde sana sadece bir cümle söyleyeceğim:

“Geç kaldın.” demeyeceğim.

“Neden gittin?” demeyeceğim.

“Beni neden beklettin?” demeyeceğim.

Sadece sana sarılıp kulağına fısıldayacağım:

“Sen gel yetermiş…
Meğer bütün mesele buymuş.”

Çünkü insan bazen bir ömür boyunca çok şey ister.

Sonunda anlar ki, kalbinin istediği aslında o kadar büyük değildir.

Bir insan…

Bir sevgi…

Bir güven…

Birlikte yaşanacak güzel günler…

Bir de kavuşmak.

Gerisi dünyanın gürültüsüdür.

Ben o gürültünün içinde seni duyuyorum.

Kalabalıkların arasında seni arıyorum.

Gecenin sessizliğinde seni düşünüyorum.

Sabahın ilk ışığında seni diliyorum.

Kalbimin en sessiz yerinde seni bekliyorum.

Sen gel yeter.

Ben bütün özlemleri bir kenara bırakırım.

Bütün yolları sana çıkarırım.

Bütün yarım kalmış cümleleri tamamlarım.

Yeter ki bir gün karşıma geç ve gözlerimin içine bak.

Çünkü bazı aşklar anlatılmaz.

Bazı aşklar yazılmaz.

Bazı aşklar yalnızca beklenir.

Sonra bir gün…

Özlem biter.

Mesafe susar.

Zaman durur.

İki kalp yeniden birbirini bulur.

İşte o an,insan bütün hayatı boyunca aradığı cümlenin aslında ne kadar kısa olduğunu anlar:

SEN GEL YETER…

Murat İLERİ