Bazı akşamlar vardır,insan bir bardak çayın karşısına oturur da aslında çayı değil, ömrünü seyreder.
Buharı yükselir önce.
Sıcaktır.
İnsanın ellerini, içini, hatta geçmişten kalan bazı üşümüş duygularını ısıtır.
Sonra dalarsın.
Birini düşünürsün.
Bir zamanlar yanında olanı...
Şimdi uzakta olanı...
Belki de hâlâ özlediğini kendine bile itiraf edemediğini...
Derken çay soğur.
İnsan fark eder ki, hayat da tıpkı o çay gibi sessizce eksilmektedir.
Biz ise çoğu zaman yaşamayı erteleriz.
"Sonra ararım."
"Sonra konuşuruz."
"Sonra giderim."
"Sonra söylerim."
"Sonra sarılırım."
İnsanın kendisine söylediği en büyük yalanlardan biridir belki de bu küçük kelime:
Sonra...
Çünkü hayatın garantisi yoktur.
Yarın diye sakladığın bir sarılma,bir gün hiç gerçekleşmeyebilir.
Söylemeye kıyamadığın "seni seviyorum", içinde sonsuza kadar susabilir.
Kavuşmak için beklediğin insan, bir gün artık beklemiyor olabilir.
İnsan ruhu garip bir sığınaktır.
Acıdan kaçarken sevgiden de kaçabilir.
İncitilmekten korkarken hiç sevilmemiş gibi yaşayabilir.
Kaybetmekten korkarken sahip olduğu güzellikleri bile fark edemeyebilir.
Oysa yaşam, yalnızca başımıza gelenlerden ibaret değildir.
Bir de cesaret edip yaşamadıklarımız vardır.
Belki en ağır yük de budur.
Yaşanmamış ihtimaller...
Yarım bırakılmış sevdalar...
Gidilmeyen yollar...
Söylenmeyen sözler...
Ve gecenin bir saatinde insanın aklına düşen o tek soru:
"Acaba gitseydim ne olurdu?"
Bazen insanın ihtiyacı olan şey cevap değildir.
Bir adım atmaktır.
Bir telefon açmaktır.
Bir kapının önüne gitmektir.
Bir insanın gözlerinin içine bakıp,yıllardır içinde taşıdığı cümleyi söylemektir.
Çünkü bazı mesafeler kilometrelerle ölçülmez.
İki insanın arasındaki sessizlik,dünyanın en uzun yolu olabilir.
Özlemek de böyledir.
İnsan bazen bir şehri değil, bir insanın yanında kendisi olduğu hâlini özler.
Bir sesi...
Bir kokuyu...
Bir bakışı...
Birlikte içilen çayı...
Bir akşamüstü konuşmasını...
Geçmişte kalmış küçücük bir anı...
Sonra anlarız ki, özlediğimiz yalnızca insan değildir.
Onunla birlikte yaşadığımız kendimizi de özlemişizdir.
Belki bu yüzden kavuşmak yalnızca iki insanın yeniden karşılaşması değildir.
Kavuşmak,insanın kendi içindeki eksik parçaya yeniden dokunmasıdır.
Bir gün yeniden karşılaşmak...
Birbirine bakmak...
Yılların bütün sessizliğini tek bir sarılmayla susturmak...
Bazen insanın bütün hayatı, böyle bir ana sığabilir.
Bu yüzden umudu küçümsememek gerekir.
Umut, insanın karanlıkta tuttuğu küçük bir ışıktır.
Bazen hiçbir şey değişmemiş gibi görünür ama insan yine de bekler.
Çünkü kalbin bildiği bazı şeyleri akıl açıklayamaz.
Belki yarın güzel bir haber gelir.
Belki hiç beklemediğin bir telefon çalar.
Belki yıllardır özlediğin insan karşına çıkar.
Belki de hayat,tam bittiğini düşündüğün yerde sana yeniden başlamayı öğretir.
Kim bilir?
Hayatın en güzel tarafı da biraz budur.
Henüz yaşanmamış olması...
Fakat bütün bunların gerçekleşmesi için önce yaşamaya cesaret etmek gerekir.
Seviyorsan söyle.
Özlediysen ara.
Kavuşabiliyorsan yola çık.
Bir dostun varsa kıymetini bil.
Bir annenin, babanın, evladın, kardeşin varsa sarıl.
Bir insan sana kalbini açmışsa onu gururla sınama.
İnsanları kaybettikten sonra değerlerini anlamak yerine, yanımızdayken kıymetlerini bilelim.
Çünkü hayat beklemiyor.
Çay beklemiyor.
Zaman beklemiyor.
İnsan beklemiyor.
Akşam oluyor.
Mevsimler değişiyor.
Saçlara aklar düşüyor.
Fotoğraflardaki insanlar yaşlanıyor.
Bazıları sessizce hayatımızdan çıkıyor.
Bazılarıysa yalnızca hatıralarda yaşamaya devam ediyor.
Bir gün geriye dönüp baktığımızda elimizde ne kalacak?
Mal mülk mü?
Kazanılmış tartışmalar mı?
İnsanlara karşı üstün geldiğimiz anlar mı?
Yoksa sevdiğimiz insanların yüzündeki tebessümler mi?
Bence insanın ömründen geriye en çok sevgisi kalıyor.
Birinin kalbinde bıraktığı güzel iz...
Bir çocuğun hafızasında kalan baba kokusu...
Bir dostun yıllar sonra bile hatırladığı bir iyilik...
Bir sevgilinin unutamadığı bir cümle...
Bir insanın hayatına dokunabilmiş olmak...
Asıl zenginlik belki de budur.
Öyleyse geç kalmayalım.
Sevmeye geç kalmayalım.
Özlediğimizi söylemeye geç kalmayalım.
Kavuşmaya geç kalmayalım.
Affetmeye geç kalmayalım.
Yaşamaya hiç geç kalmayalım.
Çünkü hayat bize her sabah yeniden kurulmuş bir sofra gibi sunuluyor.
Önümüzde bir bardak çay...
İçinde geçmişten kalan bir yudum hüzün...
Gelecekten kalan bir yudum umut...
Yanında sevgi...
Biraz özlem...
Biraz cesaret...
Belki de tam karşımızda, yıllardır beklediğimiz bir kavuşma...
Çay soğumadan içelim.
Sevgi soğumadan söyleyelim.
Özlem büyümeden yola çıkalım.
Kalbimiz hâlâ birini çağırıyorsa, o çağrıyı duymazdan gelmeyelim.
Çünkü ömür dediğimiz şey, sandığımız kadar uzun değil.
Bir bakmışız çocukluk geçmiş.
Bir bakmışız gençlik.
Bir bakmışız yıllar avuçlarımızdan sessizce akıp gitmiş.
Sonra insan bir akşam, elinde soğumuş bir çayla oturup geçmişi düşünür.
Keşke dememek için bugün yaşamak gerekir.
Sevmek gerekir.
Sarılmak gerekir.
Umut etmek gerekir.
Kavuşmak için bazen yalnızca bir adım gerekir.
Geç kalma.
Hayat beklemiyor.
Çayın soğuyabilir...
Akşam karanlığa dönebilir...
Yollar uzayabilir...
Fakat kalbin hâlâ sevgiye inanıyorsa, bugün hâlâ güzel bir şey yapmak için vaktin var.
Yaşa.
Sev...
Özle...
Umut et...
Kavuşmak için yola çık.
Çünkü bazı hikâyelerin son cümlesi henüz yazılmadı.
Belki de en güzel cümle,daha önümüzde duruyor
Murat İLERİ