İşçi Sessiz Konuşur,Rakamlar Haykırır. Bazen hiçbir slogan atılmaz... Hiçbir pankart açılmaz...

Hiç kimse yüksek sesle bağırmaz...

Ama rakamlar konuşur.

Rakamların söylediğini ise hiçbir yönetim görmezden gelemez.

Paylaşılan verilere göre 2026 yılında enflasyon farkı %18,4 ve %13,56 olarak hesaplanırken, toplu sözleşme sonucunda yaklaşık %5'lik bir gelir kaybı yaşandığından söz ediliyor.

Kâğıt üzerinde küçük görünen bu oran,emekçinin evinde küçülen tenceredir.

Çocuğun ertelenen ayakkabısıdır.

Mutfaktan eksilen bir file alışveriştir.

İşte sendikacılık tam da burada başlar.

Masada değil...

Kürsüde değil...

İşçinin mutfağında başlar.

Bir başka veri daha var.

SendikaData tarafından yayımlanan verilere göre Türkiye Sağlık-İş Sendikası'nın üye sayısı Ocak 2026'da 39.388 iken,Temmuz 2026 itibarıyla 37.631'e geriledi.

Altı ayda 1.757 üye...

Kimse bu rakamlara sadece istatistik diye bakmasın.

Çünkü her eksilen sayı,bir emekçinin verdiği karardır.

Her ayrılışın bir hikâyesi vardır.

O hikâyeler genel merkezlerde değil, işyerlerinin koridorlarında yazılır.

Şimdi dönüp Bülent Ecevit Üniversitesi'ne bakalım.

Daha düne kadar, Bülent Ecevit Üniversitesi'nde Türkiye Sağlık İşçileri Sendikası yetkiliydi.

Bugün ise, çalışanların Hak-İş Konfederasyonu'na bağlı Öz Sağlık-İş Sendikası'nı tercih ettiği görülmektedir.

Kimse bunu sadece bir sendika rekabeti sanmasın.

Bu,emekçinin verdiği bir mesajdır.

Türkiye Sağlık İşçileri Sendikası Genel Başkanı Sayın Toy Hakan'a sormak isterim:

Bülent Ecevit Üniversitesi'nde emekçinin yanında en son ne zaman görüldünüz?

Bir vardiya çıkışında kaç işçinin elini sıktınız?

Kaç işçinin derdini dinlediniz?

Kaç işçiye,"Ben buradayım." diyebildiniz?...

Çünkü emekçilerin beklentisi yalnızca toplu sözleşme masasında temsil edilmek değildir.

Koridorda...

Yemekhanede...

Servis beklerken...

Vardiya çıkışında...

Sendikasını yanında görmek ister.

Sendikacılık,genel merkezlerden yapılan açıklamalarla değil,sahadaki görünürlükle, ulaşılabilirlikle ve güvenle anlam kazanır.

Sosyoloji bize çok yalın bir gerçeği anlatır.

İnsan,kendisini yalnız bırakan kurumdan sessizce uzaklaşır.

Bağırmaz.

Hakaret etmez.

Kavga çıkarmaz.

Sadece yönünü değiştirir.

İşte bugün Bülent Ecevit Üniversitesi'nde konuşulan tablo da budur.

Emekçi, kendisini dinleyeni arıyor.

Kendisine ulaşanı arıyor.

Yalnızca aidat isteyen değil, hesap veren bir sendika istiyor.

Çünkü emekçinin hafızası güçlüdür.

Zor gününde yanında duranları da unutmaz.

Yalnız bıraktığını düşündüklerini de unutmaz.

Yetki belgeleri seçimle alınır.

Fakat güven...

Güven, emekçinin yüreğinde kazanılır.


Unutulmamalıdır ki;sendikaları ayakta tutan binalar değil, emekçilerin duyduğu güvendir.

Güven zedelendiğinde önce sorular çoğalır,ardından tercihler değişir. Rakamlar da bunun en sessiz ama en güçlü tanığı olur.

Hiçbir yetkili sendika,"Burası bizim kalemizdir." rehavetine kapılmamalıdır.

Nitekim geçtiğimiz günlerde Bülent Ecevit Üniversitesi'nde yetki, Hak-İş Konfederasyonu'na bağlı Öz Sağlık-İş Sendikası'na geçmiştir.

Bu,değişimin mümkün olduğunu gösteren basit ama önemli bir örnektir.

Her sendika, üyelerinin güvenini korumak için sürekli çalışmalı, gelişmeleri dikkatle takip etmeli ve gerekli dersleri çıkarmalıdır.

Murat İLERİ