Sabahın ilk ışıkları daha sokağa düşmeden çocuklar yollara çıktı.

Kimi servisle…

Kimi babasının eski arabasıyla…

Kimi de ayakkabısının altındaki taşı hissederek yürüdü.

Aynı okula vardılar.

Ama aynı hayattan gelmediler.

Bunu görmek için okul kapısında biraz beklemek yeter.

Bir çocuğun çantasına bakarsınız.

Sonra ayakkabısına…

Sonra gözlerine.

Bazı gözlerde merak vardır.

Bazılarında mahcubiyet.

Bazılarında ise yaşından çok büyük bir sessizlik.

Yoksulluk insanı yalnızca parasız bırakmaz.

Bazen çocuğun sesini de kısar.

Arkadaşından bir şey istemeye utanır.

Eksik kalanı söyleyemez.

Yeni ayakkabısı olanın yanında kendi ayakkabısındaki yırtığı saklar.

İşte eğitim meselesinin görünmeyen yüzü budur.

Karnesi düşük olan çocuğu hemen başarısız ilan ederiz.

Peki o çocuk gece kaç saat uyudu?

Sabah kahvaltı yaptı mı?

Evinde huzur var mıydı?

Çantasındaki defter tamam mıydı?

Bunları soran kaç kişi var?

Siyaset yalnızca kürsülerde konuşulan büyük cümlelerden ibaret değildir.

Siyaset, bir çocuğun okul çantasına ne koyabildiğimizdir.

Siyaset,onun hangi şartlarda sınıfa girdiğidir.

Siyaset,geleceği için önüne kaç kapı açabildiğimizdir.

Çaycuma’da bu dönem yirmi bir öğrencimize dolaylı yönden yardımcı olmanın gayreti içinde oldum.

Yirmi bir çocuk…

Yirmi bir ayrı hayat.

Yirmi bir ayrı hikâye.

Belki dışarıdan bakınca küçük bir sayı.

Ama insanın vicdanında sayıların anlamı değişir.

Bir çocuğun ihtiyacını karşılamak bazen bir defteri tamamlamak değildir.

Bir çocuğun başını eğmeden okuluna gitmesini sağlamaktır.

Bu nedenle yardım elini uzatan herkese teşekkür ediyorum.

İyi ki elini taşın altına koyan insanlar var.

Fakat burada başka bir soruyu da sormak zorundayız:

Çocukların geleceği neden yardımlara muhtaç kalıyor?

Bu soruyu sormadan meseleyi çözemeyiz.

Çünkü yardım değerlidir.

Dayanışma değerlidir.

Fakat adalet daha değerlidir.

Çocukların eğitim hakkı,insanların merhametine bırakılmayacak kadar kutsaldır.

Devletin görevi yalnızca okul yapmak değildir.

Çocuğun o okula başı dik ulaşmasını sağlamaktır.

Köy yolundaki çukuru da görmek gerekir.

Ailenin mutfağındaki boşluğu da…

Çocuğun içindeki korkuyu da…

Eğitim,yalnızca matematik öğretmez.

İnsana kendisini değerli hissetmeyi öğretir.

Sorgulamayı öğretir.

İtiraz etmeyi öğretir.

Karanlıkta bile yolunu bulmayı öğretir.

Belki bu yüzden bazıları için eğitim yalnızca bir ders meselesidir.

Oysa bizim için daha büyük bir meseledir:

Çocuğun kaderini değiştirme meselesi.

Taşlı yolların sonundaki okul bu yüzden önemlidir.

Çünkü o yolun sonunda yalnızca sınıf yoktur.

Bir hayat vardır.

Bir gelecek vardır.

Bir ülkenin yarını vardır.

Çocuklar bugün o taşların üzerinden geçiyor.

Bizim görevimiz taşları çoğaltmak değil.

Yolları açmak.

Çünkü çocukların ayağına batan her taş,aslında toplumun vicdanına batmalıdır.

Eylül başladı.

Ziller çaldı.

Çocuklar yürümeye başladı.

Kimi yeni ayakkabılarıyla…

Kimi eski ayakkabılarıyla…

Ama hepsi aynı hayale doğru:

Daha güzel bir hayat.

Bize düşen,o hayalin önüne duvar örmek değil.

Yolu açmak.

Çünkü bir ülkenin gerçek hikâyesi, en görkemli binalarında değil,

sabahın erken saatinde okuluna yürüyen yoksul bir çocuğun gözlerinde yazılır.

Murat İLERİ