İnsan bazen birini değil, onunla birlikte yaşadığı ihtimali özler.
Bir sesin akşamına karışmasını…
Bir elin eline değmesini…
Yanında hiçbir şey söylemeden oturan birinin sessizliğini…
Özlem dediğin biraz da budur zaten.
Gidenin ardından bakmak değil yalnızca;
onunla birlikte yarım kalan hayatı düşünmektir.
Gece olur.
Şehir susar.
İnsan kendisiyle baş başa kalır.
Tam o sırada, yıllardır kapısını kapattığını sandığın bir duygu gelir oturur yanına.
Aşk…
Ne davet ister,
ne izin.
Kalbin en savunmasız yerini bulur.
Belki uzun zamandır kimseye güvenmiyorsundur.
Belki bir zamanlar sevmenin bedelini ağır ödemişsindir.
Bu yüzden yeni birinin gözlerinde eski bir ayrılığı ararsın.
“Ya yine giderse?”
İşte insanın en büyük yanılgısı burada başlar.
Henüz yaşanmamış bir ayrılığın acısını,
daha yaşanmamış bir aşkın önüne koyarsın.
İnsan hatırladığını söyler.
Fakat kalp, hatırladığı her acıyı geleceğin gerçeği sanmak zorunda değildir.
Geçmiş seni uyarmalıdır;
yönetmemeli.
Çünkü karşına çıkan herkes, senden önce hayatına girenlerin devamı değildir.
Bazı insanlar geçmişin hesabını kapatmak için gelir.
Bazılarıysa sana, kalbinin hâlâ atabildiğini hatırlatır.
Belki de aşk dediğimiz şey biraz cesarettir.
Yeniden güvenme cesareti…
Yeniden özleme cesareti…
Birinin yokluğunu hissedecek kadar yakınlaşma cesareti…
Çünkü sevmek, biraz da kaybetme ihtimalini göze almaktır.
Ama insan yalnızca kaybetmekten korkarak yaşarsa,
hayatının en güzel ihtimallerini daha başlamadan öldürür.
Bırak kalbin biraz korksun.
Bırak geçmişin sesi bir süre daha konuşsun.
Sonra ona şöyle de:
“Sen yaşandı ve bitti.
Şimdi sıra bende.”
Çünkü bazı insanlar hayatımıza geç kalmış gibi gelir.
Oysa belki de tam zamanında gelmişlerdir.
Biz hazır değilizdir.
Belki kalbimiz hâlâ eski bir vedanın enkazındadır.
Sonra bir gün biri gelir.
Bakışı tanıdık gelir.
Sesi içindeki uzak bir yere dokunur.
Uzun zamandır unuttuğun bir şeyi hatırlarsın:
Sevilmenin nasıl bir şey olduğunu değil sadece…
Birini sevmenin sende nasıl bir insan bıraktığını.
İşte o zaman anlarsın:
Özlemek,her zaman geri dönmek istemek değildir.
Bazen özlemek,
kalbin bir zamanlar ne kadar güzel sevdiğini hatırlamasıdır.
Aşk ise…
Aşk, bütün bunları bildiğin hâlde
bir insanın gözlerine bakıp
“Ben yine de seni sevmeyi deneyeceğim”
diyebilmektir.
Belki bu kez hikâye yarım kalmaz.
Belki bu kez biri giderken kapıyı çarpmaz.
Belki bu kez özlemek,
bir ayrılığın adı değil,
aynı yastığa baş koyacağın gecelerin hasreti olur.
Kim bilir?...
Hayatın en güzel hikâyeleri,
insanın “Artık olmaz” dediği yerde başlar.
O yüzden kalbini geçmişin mezarlığına çevirme.
Çünkü bazen aşk,
tam da insanın artık sevemeyeceğini düşündüğü anda gelir.
İnsan bir sabah uyanır…
Birinin adını düşünürken.
Özleyerek.
Gülümseyerek.
Korkarak.
Ama yine de severek.
Murat İLERİ