Oyuncu Serhat Kılıç’ın evinde iki gün boyunca hayatını kaybetmiş halde bulunması hepimizi düşündürmeli.

Allah rahmet eylesin.

Bir insanın iki gün boyunca yokluğunun fark edilmemesi, aslında çağımızın en büyük yaralarından birini gösteriyor:

Yalnızlık...

Telefonlarımız kalabalık, hayatlarımız kalabalık,sosyal medya hesaplarımız insan dolu…
Ama bazen kapımızı çalacak tek bir kişi bile yok.

Çünkü insanları birbirimizden uzaklaştıran yalnızca hayatın telaşı değil.

Makam ve mevki hırsı da var.

Kibir var.

Boş gurur var.

Bir koltuğa oturunca kendisini insanlardan üstün görenler var.

Dün selam verdiğine bugün tepeden bakanlar var.

Gücü eline geçirince gönül kırmayı marifet sananlar var.

Oysa makam geçer.

Mevki geçer.

Para geçer.

Şöhret geçer.

Geride insanın insanlara bıraktığı iz kalır.

Mevlânâ'nın sözü boşuna değil:

“Kusursuz dost arayan dostsuz kalır.”

İnsanları küçümseyerek, kırarak,hor görerek büyüdüğünü sananlar bir gün çok büyük bir gerçekle karşılaşır:

Etrafındaki herkes gitmiş,kendisi kendisiyle kalmıştır.

Bir de alınan ahlar vardır…

Sessizce edilen.

Kimsenin duymadığını sandığınız.

Bir annenin yüreğinden kopan…

Bir babanın içine gömdüğü…

Bir çocuğun gözyaşından süzülen…

İşte insanın asıl hesabı bazen mahkeme salonlarında değil, geride bıraktığı insanların vicdanında görülür.

Neşet Ertaş'ın Türkü'lerinde makam yoktu, mevki yoktu.

Gönül vardı.

İnsana insan gibi bakmak vardı.

Vefa vardı.

Şimdi hepimiz biraz durup kendimize bakalım.

Bunca hırs ne için?

Bunca kibir kimin için?

Kırdığınız insanlar, aldığınız ahlar, döktürdüğünüz gözyaşları ne olacak?

Çünkü hayatın sonunda insanın yanında ne koltuğu kalıyor ne unvanı.

Sadece yaptıkları kalıyor.

Bir gün kapınızı çalan olmayabilir.

Telefonunuz susabilir.

Adınız unutulabilir.

O gün insanın elinde yalnızca kendi vicdanı kalır.

İşte en ağır yalnızlık da budur.

Neşet Ertaş'ın diliyle söylersek:

Gönül kırmayın.

Çünkü kırılan gönül unutmaz.

Kibirle çıktığınız merdivenin son basamağında,sizi bekleyen şey bazen sadece yalnızca sessizlik değildir, bir çocuğun gözyaşları içinde göğe yükselen bedduasıdır.

Murat İLERİ