Bir gün, öyle bir gün gelecek ki... Ne koltuğunuz kalacak, ne makamınız, ne kapınızda bekleyenler, ne de kendinizi güçlü sandığınız o duvarlar...

Belki de bir çocuğun yanağından süzülen
tek bir damla gözyaşında
kaybolup gideceksiniz.

Bir çocuğun sessiz ahında
çözülecek bütün saltanatınız.

Çünkü bazı gözyaşları su değildir,
içinde kırılmış bir kalbin,
susturulmuş bir vicdanın,
yarım bırakılmış bir hayatın
ve göğe yükselen bir ahın ağırlığını taşır.

Siz o gözyaşını belki görmediniz.

Belki başınızı çevirdiniz.

Belki makamınızın yüksekliğinden
aşağıya bakmadınız.

Ama hayat gördü.

Vicdan gördü.

Allah gördü.

Şimdi soruyorum:

Kolay mı sandınız?

Bir koltuğu ele geçirmekle
dünyayı ele geçirdiğinizi mi düşündünüz?

Bir makamı,
bir unvanı,
bir imzayı,
bir kapının anahtarını
kendinize sonsuzluk belgesi mi sandınız?

Yanılıyorsunuz.

Çünkü koltuklar geçicidir.

Makamlar geçicidir.

Güç geçicidir.

Şöhret geçicidir.

İnsan ömrü bile geçiciyken
hangi makamın sonsuza kadar süreceğini sandınız?

Bugün yukarıdasınız.

Yarın aşağıda olabilirsiniz.

Bugün herkes sizi dinliyor olabilir.

Yarın sesinizi duyacak kimse kalmayabilir.

Bugün insanların kaderiyle oynadığınızı sanabilirsiniz.

Fakat unutmayın:

İnsanların kaderiyle oynayanların
kendi kaderini de zaman yazar.

Kibir büyüdükçe insan küçülür.

Hırs büyüdükçe vicdan küçülür.

Ego büyüdükçe insanın içindeki insan ölür.

Sonra bir sabah uyanırsınız...

O büyük makam odası hâlâ oradadır.

Masanız hâlâ yerindedir.

Koltuk hâlâ karşınızdadır.

Fakat siz artık o koltuğun sahibi değilsiniz.

Çünkü koltukların sahipleri yoktur.

Sadece sıraları vardır.

Siz de sıranızı bekliyorsunuz.

Bir gün,neyiniz var neyiniz yok, her şeyinizi toplayacak

tıpış tıpış gideceksiniz.

Arkanızda ne kalacak?

İşte bütün mesele bu.

Bir makam mı?

Bir unvan mı?

Bir tabela mı?

Yoksa insanların kalbinde bıraktığınız iz mi?

Çünkü insan öldüğünde
arkasında makamını götürmez.

Koltuk taşınmaz mezara.

Unvan okunmaz kefenin üzerinde.

Geriye yalnızca insan kalır.

Yaptıkları kalır.

Yaptığı haksızlıklar kalır.

Kırdığı kalpler kalır.

Aldığı ahlar kalır.

Bir çocuğun gözyaşı kalır...

Belki de en ağır hesap,
işte o gözyaşında saklıdır.

O küçücük gözyaşı
bir gün koca bir makamdan daha ağır gelir.

Bir çocuğun “neden?” diye sorduğu yerde
bütün kibirler susar.

Bütün makamlar küçülür.

Bütün koltuklar anlamsızlaşır.

Çünkü Allah'tan başka
hiçbir güç sonsuz değildir.

Hiçbir insan ebedî değildir.

Hiçbir saltanat sonsuza kadar sürmez.

Siz kaybedeceksiniz.

Evet...

Bir gün o koltukları kaybedeceksiniz.

Yenileneceksiniz.

Hırsınıza yenileceksiniz.

Kibrinize yenileceksiniz.

Egonuzun altında ezileceksiniz.

Belki de en büyük yenilginiz,
başkalarını yenmeye çalışırken
kendinizi kaybetmiş olduğunuzu anlamak olacak.

O gün,
bir çocuğun gözyaşını hatırlarsınız belki.

Bir insanın yüzünü...

Bir annenin duasını...

Bir mazlumun sessizliğini...

Bir gecede içinize çöken o ağır vicdanı...

İşte o zaman anlarsınız:

Koltuk sizin değildi.

Makam sizin değildi.

Güç sizin değildi.

Hiçbir zaman sizin olmadı.

Hepsi Allah'ın mülkünde
size verilmiş kısa bir emanetti.

Siz ise emaneti saltanat sandınız.

Ama saltanat biter.

Ceket çıkarılır.

Kapı kapanır.

Işık söner.

Kalabalık dağılır.

İnsan,
kendi vicdanıyla baş başa kalır.

İşte asıl hesaplaşma o zaman başlar.

Ve belki...

Bütün makamlarınızdan daha güçlü bir ses,
küçük bir çocuğun gözyaşından yükselir:

“Bana bunu neden yaptınız?”

O sorunun karşısında
hangi koltuğa sığınacaksınız?

İşte o gün,
bir çocuğun gözyaşında
bir ömür kurduğunuz kibir
sessizce boğulup gidecek.

Çünkü bazı gözyaşları
yanaktan düşmez yalnızca...

Göğe yükselir.

Ama bazı ahlar
unutulmaz.

Allah'ın adaleti karşısında
hiçbir koltuk sonsuza kadar ayakta kalmaz.

Murat İLERİ