Bazen bir köyün sessizliği,bir şehrin gürültüsünden daha çok şey anlatır.

Alaplı’nın bir köyünde yaşanan münferit bir olayın ardından büyüyen tartışmaya bakıyorum. Ekranlarda cümleler çoğalıyor. Öfkeler büyüyor. İnsanlar birbirinin yüzünü görmeden hüküm veriyor.

Oysa gerçeğin yüzü,henüz bütün yönleriyle ortaya çıkmış değil.

Devlet açıklamasını yapmış.

Adli soruşturma başlatılmış.

Sorumlular varsa hukuk önünde hesap verecek.

Bundan sonrası bize düşmüyor mu?

Birbirimize düşman olmak yerine birbirimizin yarasını sarmak...

Çünkü bir insanın yaptığı yanlışı doğduğu yere, konuştuğu dile, taşıdığı kimliğe yüklemek adalet değildir.

Bu yalnızca büyük bir haksızlık değil, insanın kendi vicdanına kurduğu en tehlikeli tuzaktır.

İnsan korktuğu zaman zihni bazen gerçeği değil, düşmanı arar.

Bir yüz seçer.

Bir kimlik seçer.

Bir topluluk seçer.

Sonra bütün öfkesini onun üzerine bırakır.

Oysa suçun kimliği olmaz.

Suç,yapanın omzunda taşınır.

Masumiyet ise insanın doğduğu toprakla değil, kendi hayatıyla ölçülür.

Ben Kürt kardeşlerimin arasında bulundum.

Üniversite eğitimimi Doğu’da tamamladım.

İki yengem Kürt.

Ben onların evinde ekmek yedim, sofralarında oturdum,çaylarını içtim.

Misafirperverliklerini gördüm.

Vefalarını gördüm.

İnsanlıklarını gördüm.

Bu yüzden birkaç kişinin yaptığı bir yanlış üzerinden koskoca bir halk hakkında hüküm kurulmasına gönlüm razı olmaz.

Nasıl razı olsun?

Zonguldak’ın dağlarına bakın.

O dağların altında kömür var.

Kömürün içinde alın teri var.

Alın terinin içinde insan var.

Türk var.

Kürt var.

Laz var.

Çerkez var.

Doğudan gelen var.

Batıdan gelen var.

Aynı vardiyada çalışan, aynı ekmeği bölüşen, aynı maden ocağının karanlığından aynı gökyüzüne çıkan insanlar var.

Zonguldak yıllardır bunun hikâyesini yazıyor.

Burada insanın memleketinden önce emeği konuşur.

Yerin yüzlerce metre altında insanın hangi şehirden geldiğinin önemi yoktur.

Orada önemli olan, yanında duran arkadaşının elidir.

Kömür karası yüzlere bulaşır.

Fakat o kara insanları birbirinden ayırmaz.

Tam tersine aynı ekmeğin etrafında toplar.

Kardeşlik biraz da budur.

Aynı acının karşısında susabilmek...

Aynı sofrada oturabilmek...

Birbirinin dilini anlamasan bile gözündeki hüznü anlayabilmek...

Şimdi sosyal medyada birbirimize bağırıyoruz.

Bir görüntüden hüküm çıkarıyoruz.

Bir yorumdan gerçek yaratıyoruz.

Bir kişinin sözünü binlerce insanın üzerine bırakıyoruz.

Oysa insan tek bir cümleye sığmaz.

Bir insanın hayatı; çocukluğudur, annesidir, babasıdır, yoksulluğudur, sevinçleridir, korkularıdır, hatalarıdır, umutlarıdır.

Bir halk ise hiç sığmaz tek bir olaya.

Kürt halkı da sığmaz.

Türk halkı da sığmaz.

Zonguldak da sığmaz.

Bu şehir yıllardır gurbetten gelen insanların ayak seslerini dinliyor.

Her gelen burada bir parça hayat bırakıyor.

Her giden burada bir hatıra taşıyor.

Bu nedenle Zonguldak’ı iki kişinin davranışıyla yargılamak, koskoca bir şehrin hafızasına haksızlık etmektir.

Şimdi yapılması gereken bellidir.

Soruşturma tamamlanmalı.

Gerçek ortaya çıkarılmalı.

Suçu olan hukuk önünde hesabını vermeli.

Masum olanın hakkı korunmalı.

Fakat bu süreçte hiçbirimiz ateşe odun taşımamalıyız.

Çünkü bazı ateşler bir evi değil,bir toplumu yakar.

Bugün bir köyde başlayan öfke, yarın başka bir şehirde başka bir insanın kapısını çalabilir.

Kardeşlik ise tam tersine büyür.

Bir insan diğerine el uzattığında büyür.

Bir Türk,Kürt kardeşinin yanında durduğunda büyür.

Bir Kürt,Türk kardeşinin acısını kendi acısı bildiğinde büyür.

Bir Zonguldaklı, başka şehirden gelen işçiye “Hoş geldin kardeşim” dediğinde büyür.

Benim söyleyeceğim söz çok açık:

İki kişinin hatası, binlerce insanın kimliğine yüklenemez.

Bir suç varsa suçlusu bellidir.

Bir hesap varsa hukuk sorar.

Fakat kardeşliğin hesabını kimse bozamaz.

Çünkü bu ülkenin en büyük zenginliği,aynı düşünmek değildir.

Aynı bayrağın altında farklı hayatlarla birbirimize rağmen değil,birbirimizle yaşayabilmektir.

Akşam olduğunda Alaplı’nın tepelerine yine aynı güneş inecek.

Köyün yollarında yine çocukların sesi duyulacak.

Fındık dalları yine rüzgârla sallanacak.

Toprak,insanların birbirine söylediği ağır sözleri değil, insanın iyiliğini hatırlayacak.

Biz de biraz bunu hatırlayalım.

Öfkemizden önce vicdanımız konuşsun.

Hüküm vermeden önce gerçeği bekleyelim.

Kimliklere değil, insanlara bakalım.

Çünkü bu memlekette hepimizin bir mezarı aynı toprağa düşecek.

Hepimizin duası aynı gökyüzüne yükselecek.

Türk’üyle, Kürt’üyle...

Doğulusuyla, Batılısıyla...

Zonguldaklısıyla, memleketinden kilometrelerce uzakta ekmek peşinde koşanıyla...

Hepimiz bu ülkenin çocuklarıyız.

Birbirimizi kaybedersek yalnızca kardeşimizi değil, kendimizden bir parçayı da kaybederiz.

Ben kardeşlikten yanayım.

Ben barıştan yanayım.

Ben hukuktan yanayım.

Ben Zonguldak’ın insanına,bu ülkenin insanına güveniyorum.

Çünkü bazen bir ülkeyi ayakta tutan şey büyük sözler değildir.

Bir insanın diğerine uzattığı eldir.

O el havada kalmasın.

Kavga büyümesin.

Kin büyümesin.

Öfke,kardeşliğin önüne geçmesin.

Çünkü bizim birbirimize düşman olacak kadar fazla değil,birbirimize sarılacak kadar çok ortak hikâyemiz var.

Aynı göğün altında yaşıyoruz.

Aynı toprağa basıyoruz.

Aynı geleceğin çocuklarına umut bırakmak istiyoruz.

Türk Kürt kardeştir.

Bizim kavgamız değil,kardeşliğimiz var.

Murat İLERİ