Bazen insan gerçekten çok şey istemez.

Bir ömrün tamamını istemez.
Büyük yeminler, bitmeyen “seni seviyorum”lar, gökyüzüne yazılmış aşk sözleri de istemez.

Bazen yalnızca sabah olduğunda alarmın acımasız sesiyle değil, sevdiği birinin yumuşak sesiyle uyanmak ister.

“Çayı koydum… Hadi uyan.”

Ne büyük bir cümledir aslında.

İçinde bir ev vardır.
Bir sıcaklık vardır.
Bir bekleyen vardır.

İnsanın bütün yorgunluğunu alabilecek kadar küçük,bütün yalnızlığını susturabilecek kadar büyük bir cümledir.

Çünkü sevgi bazen söylenmez.

Sevgi,çayın içine bırakılan iki kaşık şekerdir.

Sevgi,gece üzerin açıldığında sessizce battaniyeyi omuzlarına kadar çekmektir.

Sevgi,sen uyurken üzerine düşen ışığı kapatmaktır.

Sevgi, “Üşüdün mü?” diye sorarken aslında “Sen benim için önemlisin.” demektir.

---

İnsan hayatı boyunca birçok insanla karşılaşır.

Kimi gelir,bir mevsim gibi geçer.

Kimi gelir,yıllarca kalır ama yine de insana kendisini yalnız hissettirir.

Kimi ise yalnızca yanında oturur.

Hiçbir şey söylemez.

Fakat insan onun yanında ilk kez kendi sessizliğinden korkmaz.

İşte bazı insanlar böyledir.

Onların yanında susmak bile bir konuşmadır.

Göz göze gelmek, uzun uzun anlatmaktan daha fazla şey anlatır.

Bir insanın seni gerçekten sevip sevmediğini bazen söylediklerinden değil,sen konuşmadığında sana nasıl baktığından anlarsın.

---

Belki de insanın en büyük ihtiyacı sevilmekten önce anlaşılmaktır.

Kalabalıkların içinde bile insan kendisini yalnız hissedebilir.

Bir masada onlarca kişi oturabilir.

Gülüşmeler duyulabilir.

Telefonlar çalabilir.

Şehir bütün gürültüsüyle akıp gidebilir.

Ama insanın içinde kimsenin bilmediği bir sessizlik varsa, dünyanın bütün kalabalığı hiçbir işe yaramaz.

Sonra biri gelir.

Sen anlatmadan anlar.

“Bir şeyin mi var?” diye sormaz belki.

Yanına oturur.

Çayını önüne koyar.

Elini tutar.

Bazen insanın ihtiyacı tam olarak budur.

Çözülmek değil, sarılmak.

---

Özlemek de tuhaf bir şeydir.

İnsanın aklı başka şeylerle meşgulken bile kalbinin bir köşesinde hep aynı insanın durmasıdır.

Bir şarkının ortasında onu hatırlamaktır.

Bir sokaktan geçerken eski bir günü yeniden yaşamaktır.

Telefonun ekranına bakıp onun adını görmeyi beklemektir.

Gece herkes uyurken, insanın kendi kendine:

“ Acaba o da beni düşünüyor mu? ”

diye sormasıdır.

Özlem, insanın sevdiği kişiden uzakta olması kadar,onunla yaşayamadığı anların da acısını taşır.

Belki bu yüzden bazı kavuşmalar çok değerlidir.

Çünkü kavuşmak yalnızca bir insanın karşısına çıkmak değildir.

Aylarca,yıllarca içinde taşıdığın bir özlemin nihayet susmasıdır.

---

Bazen yollar ayrılır.

Hayat insanları farklı yerlere savurur.

Kimisi gururuna yenilir.

Kimisi korkusuna.

Kimisi yanlış zamanda doğru insanı kaybeder.

Sonra yıllar geçer.

İnsan değişir.

Şehir değişir.

Sokaklar değişir.

Fakat bazı duyguların adresi değişmez.

Bir gün beklenmedik bir anda karşılaşırsın.

Göz göze gelirsin.

O an bütün geçmiş, birkaç saniyenin içine sığar.

Söylenecek yüzlerce cümle vardır.

Hiçbiri söylenmez.

Belki yalnızca:

“İyi misin?”

dersin.

O da:

“İyiyim.”

der.

Oysa ikiniz de bilirsiniz…

Bazı “iyiyim”lerin içinde yıllarca saklanmış bir özlem vardır.

---

Ben artık büyük sözlerden çok küçük davranışlara inanıyorum.

“Senin için ölürüm.” diyenlerden ziyade,

“Eve vardın mı?” diye soranları önemsiyorum.

“Dünyayı senin için yakarım.” diyenlerden ziyade,

“Üşüme,hava soğuk.” diyenleri…

Çünkü hayat büyük cümlelerden ibaret değil.

Hayat, insanın sevdiği kişinin başucuna bıraktığı bir bardak sudur.

Kapının önünde beklemektir.

Yağmur yağarken şemsiyeyi diğerine doğru tutmaktır.

Kırgınken bile “Kendine dikkat et.” diyebilmektir.

İnsan bazen sevildiğini duymak istemez.

Sevildiğini hissetmek ister.

---

Belki de aşkın en güzel tarafı budur.

Birinin hayatına girdiğinde dünyayı değiştirmesi değil…

Senin dünyanda küçük bir yer açıp orayı yuva yapmasıdır.

Sabahları çayını beklediğin,

geceleri üzerini örten,

canın yandığında yüzünden anlayan,

özlediğinde sesini duymak istediğin,

kavuştuğunda bütün dünyanın sustuğunu hissettiğin bir insan…

İnsan sonunda şunu anlıyor:

Aradığı şey kusursuz bir aşk değil.

Aradığı şey, yanında kendisi olabildiği bir kalp.

Başını yasladığında geçmişin susacağı,

yarınların korkutmayacağı,

özlemin biteceği,

bekleyişin sona ereceği bir yer…

Belki de insanın bütün ömrü bunun arayışıyla geçiyor.

Bir eve değil.

Bir şehre değil.

Bir masala hiç değil.

Bir kalbe kavuşmak istiyor insan.

Çünkü bazı insanlar vardır…

Onları sevmek bir tesadüf,

Özlem(ek) bir kader,

Kavuşmak ise, bütün ömrün beklediği bir mucizedir.

Murat İLERİ