Cezaevinde bazı geceler vardır; insan demir parmaklıklara değil,kendi içindeki boşluğa bakar.
Ben o gecelerden birinde,kimseye göstermeden bir cümle yazmıştım defterimin kenarına:İnsanın özgürlüğü elinden alınabilir ama özlediği insanın adını yüreğinden silemezler.
Sonra uzun uzun sustum.
Çünkü bazı duyguların sesi olmaz.
Duvarlar bilir onları.
Gece bilir.
Bir de insanın kendi kalbi...
Cezaevinde zaman başka geçiyor. Saat ilerliyor ama insanın içindeki saat bazen aynı yerde takılı kalıyor. Bir kapının açılmasını beklerken yalnızca özgürlüğü düşünmüyorsun.
Bir yüzü düşünüyorsun.
Bir bakışı.
Bir elin sıcaklığını.
Birlikte yürüdüğün bir sokağı...
Bir zamanlar sıradan sandığın ama şimdi dünyanın en değerli anısı olan küçücük bir ayrıntıyı.
Özlem biraz da böyle bir şey.
İnsana sahip olduklarının değerini, onlardan uzak kaldığında öğreten acımasız bir öğretmen.
Ben özledim.
Hem de öyle şiirlerde anlatıldığı gibi değil.
Sessizce, gecenin içinde,kimseye belli etmeden özledim.
Bazen başımı yastığa koyduğumda, özgürlüğün dışarıda olmadığını düşündüm.
Özgürlük bazen bir insanın sesinde saklıydı.
Bazen bir çift gözde.
Bazen “Nasılsın?” diye soran iki kelimede.
İnsan sevdiği birini özleyince kilometreleri değil, zamanı sayıyor.
Kaç gün geçti?
Kaç gece kaldı?
Kaç sabah daha sensiz uyanacağım?
Sonra anlıyorsun...
Aşk, kavuşmak kadar beklemeyi de bilmektir.
Fakat benim aşk anlayışım hiçbir zaman diz çökmedi.
Ben sevdiğim kadının karşısında bile başımı eğmem.
Çünkü aşk teslimiyet değil, iki özgür insanın birbirini seçmesidir.
Ben seni kendime mahkûm etmek istemem.
Sen de beni zincirlerinle sevme.
Yan yana yürüyelim.
Aynı gökyüzüne bakalım.
Aynı haksızlığa öfkelenelim.
Aynı güzelliğe sevinebilelim.
Çünkü aşk yalnızca iki insanın birbirine sarılması değildir.
Bazen dünyanın karşısında yan yana durabilmektir.
Ben hayatı mücadele ederek öğrendim.
Kaybettim.
Yoruldum.
Haksızlığa uğradım.
Bazen sustum.
Bazen sesimi yükselttim.
Bazen yalnız kaldım.
Fakat hiçbir zaman içimdeki itirazı öldürmedim.
Çünkü insanın ruhunda küçük bir isyan ateşi varsa, hiçbir duvar onu tamamen söndüremez.
Belki de seni bu yüzden seviyorum.
Çünkü sen benim için yalnızca özlenen bir insan değilsin.
Sen dışarıdaki hayatın kendisisin.
Gökyüzüsün.
Sokağın sesisin.
Bir kahvenin dumanısın.
Gece yarısı duyulan bir şarkısın.
Özgürlüğün ta kendisisin.
Bazen düşünüyorum da...
İnsan neden sever?
Belki kendisinde eksik olan bir şeyi başka bir insanda bulduğu için.
Belki yalnızlığın karşısına iki kişilik bir hayat koymak için.
Belki de bu kısacık ömürde “Ben buradaydım” diyebilmek için.
Ben seninle dört mevsim yaşamak istiyorum.
Fakat öyle pembe masallardaki gibi değil.
Bahar geldiğinde çiçekleri birlikte görmek istiyorum.
Yaz geldiğinde güneşin altında yürümek...
Sonbaharda dökülen yapraklara bakıp hayatın geçiciliğini konuşmak...
Kış geldiğinde birbirimize yaslanıp dışarıdaki soğuğa meydan okumak...
Bazen kavga edelim.
Bazen birbirimize kızalım.
Bazen susalım.
Ama birbirimizin hayatından kolayca vazgeçmeyelim.
Çünkü kolay vazgeçilen şeyin adı çoğu zaman aşk değildir.
Aşk biraz direnmek ister.
Biraz sabır.
Biraz cesaret.
Biraz da delilik...
Benim aşkımın içinde biraz delilik varsa,varsın olsun.
Hayat zaten akıllı insanların kurduğu kusursuz bir düzen değil.
Bazen bütün hesapları bozan bir insan çıkar karşına.
Bütün planlarını değiştirir.
Bütün cümlelerini yeniden yazdırır.
İşte sen benim hayatımda böyle bir yerdesin.
Sana “beni bekle” demiyorum.
Kimseyi beklemek zorunda bırakacak kadar bencil değilim.
Sadece şunu söylüyorum:
Eğer bir gün yollarımız yeniden kesişirse,beni olduğum yerde bul.
Biraz daha yaşlanmış...
Biraz daha yorulmuş...
Ama hâlâ aynı inatla seven bir adam olarak.
Çünkü ben senden bir mevsim istemiyorum.
Bir ömürlük masal da istemiyorum.
Masalların sonu vardır.
Ben gerçek bir hayat istiyorum.
İçinde kavga da olsun.
Özlem de.
Kahkaha da.
Gözyaşı da.
Mücadele de.
Aşk da.
Özgürlük de.
Birlikte yaşanmış gerçek günler olsun.
Cezaevinde bir defterin kenarına düşülen küçük bir not gibi başladı bu cümleler.
Sonra büyüdü.
Özleme dönüştü.
Özlem aşka...
Aşk mücadeleye...
Mücadele umuda...
Belki de insanın elinden her şeyi alabilirler.
Parasını.
İşini.
Özgürlüğünü.
Yıllarını...
Fakat insanın içinde yaşattığı umuda dokunamazlar.
Sevdiği insanın adını silemezler.
Çünkü bazı isimler nüfus kayıtlarında değil,insanın ruhunda yazılıdır.
Benim defterimin kenarında hâlâ aynı cümle duruyor:
“Bir gün bütün kapılar açılır. Mesele,o güne kadar içindeki ışığı söndürmemektir.”
Ben ışığımı söndürmedim.
Sen de kendi ışığını koru.
Belki bir gün...
Bir bahar sabahı...
Demir kapıların ardında değil, gökyüzünün altında karşılaşırız.
O zaman sana uzun uzun konuşmam.
Sadece bakarım.
Çünkü bazı özlemler kavuştuğu anda kelimelerini kaybeder.
Seninle dört mevsim...
Ama en çok da özgürlükte.
En çok da yan yana.
En çok da gerçek hayatta.
Murat İLERİ