Artık yeter! Vatandaşın sabrı da cebi de dayanacak durumda değil. Markete gidiyorsun, dün başka bugün başka bir fiyat
Akaryakıt zamları malum saxvaş sartlarından dolayı cep yakıyor. Bir de yolda radar
Trafik cezası!
Şunu açıkça söyleyelim.
Trafik kuralları elbette uygulanacak.
Kırmızı ışıkta geçene ceza kesilsin.
Alkollü araç kullanana ceza kesilsin.
İnsanların canını tehlikeye atan sürücünün gözünün yaşına bakılmasın.
Bunda kimsenin itirazı yok.
Ama mesele başka…
Trafik güvenliği adı altında yapılan uygulamalar vatandaşa “ceza makinesi” gibi görünmeye başladıysa burada durup düşünmek gerekiyor.
Devletin görevi vatandaşa tuzak kurmak değildir.
Devletin görevi vatandaşın canını korumaktır.

Radar mı, Tuzak mı ?

Vatandaşın en büyük şikâyetlerinden biri radarlar.
Bir yolda hız sınırı var.
Sürücü farkında olmadan birkaç kilometre hız aşımı yapıyor. O anda kimse durdurmuyor.
Günler sonra ceza geliyor.
Şimdi soruyorum:
Bu ceza kazayı nasıl önledi?
Vatandaş o gün hız yaptıysa yaptı.
Ceza günler sonra geldiğinde sürücünün o andaki davranışını değiştirmedi ki!
Trafik güvenliği gerçekten amaçlanıyorsa, sürücüyü hatayı yaptığı anda uyarmak, yavaşlatmak ve kazayı önlemek daha önemli değil mi?
Ceza sonradan gelsin, para tahsil edilsin…
Peki ya can güvenliği?
Ceza'nın amacı vatandaşı soymak değil yaydırmak olmalı
Burada çok açık konuşmak lazım.
Ceza, devlet için bir gelir kapısına dönüşmemeli.
Cezanın amacı vatandaşı korkutmak değil, yanlış davranışı değiştirmek olmalı.
Bir sistem vatandaşın gözünde “Devlet beni koruyor” duygusu yerine “Devlet yine benden para alacak” duygusu oluşturuyorsa, o sistemin ciddi biçimde sorgulanması gerekir.

Markette Ayrı Trafikte Ayrı Dayak

Vatandaşın derdi sadece trafik cezası da değil.
Markete giriyorsun, fiyatlar uçmuş.
Temel ihtiyaçların neredeyse tamamında vatandaşın cebinden daha fazla para çıkıyor.
Bir de üstüne trafik cezaları biniyor.
Akaryakıt parası veriyorsun.
Sigorta parası veriyorsun.
Bakım masrafı veriyorsun.
Vergi veriyorsun.
Sonra bir de ceza…
Bu vatandaşın sırtına daha ne kadar yük binecek?

Bakın, burada önemli bir noktayı özellikle belirtmek gerekiyor.
Bu ülkede vatandaş devletine düşman değil.
Tam tersine, devletinin güçlü olmasını istiyor.
Türkiye'nin savunma sanayisinde attığı adımlarla gurur duyuyor.
Terörle mücadelede kararlı olunmasını istiyor.
Türkiye'nin dış politikada güçlü olmasını istiyor.
Dünyada sözü geçen bir ülke olmasını istiyor.
Ama vatandaş şunu da istiyor:
“Devletim beni görsün.”
Vatandaş markette eziliyorsa görsün.
Vatandaş trafik cezaları altında eziliyorsa görsün.
Çünkü güçlü devlet sadece dışarıda güçlü olmak değildir.
Kendi vatandaşının sofrasında da güçlü olmaktır.
Bu işin sonu nereye gidiyor
Bugün vatandaşın ağzında aynı kelimeler var:
Zam!
Ceza!
Vergi!
Akaryakıt!
Geçim!
İnsanlar artık hesap yapmaktan yoruldu.
Maaş yatıyor.
Kira gidiyor.
Faturalar gidiyor.
Market gidiyor.
Yakıt gidiyor.
Varsa kredi borcu gidiyor.
Ayın ortasında vatandaşın cebinde para kalmıyor.
Bir de üzerine trafik cezası gelirse ne olacak?
Vatandaş bunu nasıl ödeyecek?

Devlet vatandaşın cebini değil güvenliğini düşünmeli
Devlet elbette trafik denetimi yapacak.
Elbette kurallara uymayanı cezalandıracak.
Ama bu sistemin temelinde “daha fazla ceza, daha fazla tahsilat” anlayışı varsa, vatandaşın bunu sorgulaması kadar doğal bir şey yoktur.
Radarların nerede bulunduğu, hız limitlerinin nasıl belirlendiği, cezaların caydırıcılığı ve uygulamaların gerçekten kazaları önleyip önlemediği açıkça tartışılmalıdır.
Vatandaşın sorusu çok basit:
“Beni koruyor musunuz, yoksa cebimi mi korumasız bırakıyorsunuz?”
Bu soruya devletin vereceği cevap çok önemli.
Vatandaşın Feryadı Duyursun Artık

Buradan kimse trafik kuralları kaldırılmalı demiyor.
Kimse ceza olmasın demiyor.
Kimse devlet denetim yapmasın demiyor.
Tam tersine…
Denetim olsun ama adaletli olsun.
Ceza olsun ama mantıklı olsun.
Radar olsun ama amacı belli olsun.
Hız sınırı olsun ama yolun şartlarına göre değerlendirilsin.
Ve en önemlisi:
Ceza, devletin vatandaştan para toplama aracına dönüşmesin.
Çünkü vatandaş zaten zamlarla boğuşuyor.
Market fiyatlarıyla boğuşuyor.
Faturalarla boğuşuyor.
Akaryakıtla boğuşuyor.
Şimdi bir de trafik cezalarıyla boğuşuyor.
Bu milletin artık biraz nefes almaya ihtiyacı var.


ZAM, ZAM, ZAM… CEZA, CEZA, CEZA…

Sözün özü şu:
Türkiye güçlü olsun.
Devlet güçlü olsun.
Terör bitsin.
Savunma sanayimiz büyüsün.
Türkiye'nin dünyadaki itibarı artsın.
Bunların hepsini istiyoruz.
Ama aynı vatandaş şunu da söylüyor:
“Beni de unutmayın!”
Vatandaşın cebini boşaltarak güçlü devlet olunmaz.
Artık vatandaşın feryadı duyulmalı.

Ve bugün milyonlarca insanın beklediği cevap aslında çok açık:
Bizi cezayla değil, adaletle yönetin.
Bizi zamla değil, hizmetle rahatlatın.
Bizi korkutmayın; koruyun.
Çünkü bu millet artık daha fazla yük değil, biraz olsun nefes almak istiyor.