Bazı ölümler insanı susturur. Bazıları ise insanı kendisiyle yüzleştirir.

Genç yaşta hayatını kaybeden oyuncu Serhat Kılıç’ın ardından yazılan veda mesajlarına bakıyorum.
“Işıklar içinde uyu”, “yattığın yer incitmesin” gibi sözler…

Kelimeler çoğalıyor,ölümün kendisi küçülüyor.

Oysa ölüm; sahneyi kapatır, kamerayı susturur, alkışı bitirir. Şöhreti,makamı, parayı ve egoyu toprağın altında eşitler.

Geriye yalnızca insan kalır.

---

Mesele kimseyi kullandığı söz yüzünden yargılamak değil.

Mesele,kendi kültürümüzle aramıza giren mesafeyi görmek.

Müslüman için “Allah rahmet eylesin” basit bir veda değildir.

Dua vardır içinde.

Merhamet vardır.

Teslimiyet vardır.

“Son söz bana ait değil” demektir.

İslam ahlakının özü de budur:Adalet, merhamet, emanet,kul hakkı ve insan onuru.

Kendi inancına sahip çıkarken başkasını küçümsememek…

Kendi köklerini bilirken dünyaya kapanmamak…

Asıl olgunluk budur.

---

Modernlik, köksüzlük değildir.

Aydınlık, kendi halkını küçümsemek değildir.

Sanatçı olmak, toplumundan uzaklaşmak hiç değildir.

Sanatçı halkın aynasıdır. Ayna, yüzü beğenmedi diye gerçeği değiştirmez.

---

Bir de dostluk var.

Ölünün ardından güzel söz söylemek kolaydır.

Asıl mesele insan yaşarken yanında olmaktır.

Mezara çiçek bırakmak kolaydır.

Yaşayanın gönlüne iyilik bırakmak zordur.

---

Sonunda hepimiz aynı kapıdan geçeceğiz.

İnanan da, inanmayan da…

Sanatçı da, siyasetçi de…

Zengin de,fakir de…

Her nefis ölümü tadacaktır.

Sahne kapanacak.

Alkış susacak.

Şöhret unutulacak.

Geriye yalnızca yaşarken yaptıklarımız kalacak.

İyilik…

Merhamet…

Dua…

Bir insanın hayatına dokunan güzel bir iz…

Ölümün sorusu aslında tek:

Nasıl yaşadın?

Çünkü ölüm, hayatın son cümlesi değil;

hayat boyunca yazdıklarının altındaki imzadır.

Gerisi sadece gürültüdür.

Allah rahmet eylesin.

Murat İLERİ