Bugün benim için sıradan bir gün değil. Bugün, Zonguldak İmza Gazetesi’nde yayımlanan 500. köşe yazımın sessizce sayfalara düştüğü gün.
Beş yüz yazı…
Beş yüz kez insanın kendisiyle konuşması…
Beş yüz kez içindeki sesi kelimelere emanet etmesi…
Beş yüz kez, “Acaba biri beni anlayacak mı?” diye düşünerek kalemi kâğıda bırakması…
Benim için yazmak, hiçbir zaman yalnızca yazmak olmadı.
Bazen bir insanın söyleyemediği sözü söylemekti.
Bazen bir ayrılığın ardından odada kalan sessizliği anlatmaktı.
Bazen kavuşamamanın ağırlığını bir cümlenin omuzlarına bırakmaktı.
Bazen de insanın kendi yarasına bakıp,başkasının yarasını anlamaya çalışmasıydı.
İnsan en çok kendi içinde sakladığı şeyi başkasında arar.
Belki de bu yüzden yazılarımın önemli bir bölümünde aşk var.
Ayrılık var.
Özlem var.
Kavuşamamak var.
Beklemek var.
Bir kapının açılmasını bekleyen insan var.
Bir telefonun çalmasını bekleyen yürek var.
Bir zamanlar söylenmiş bir cümlenin yıllar sonra bile insanın zihninde yankılanması var.
Okurlarımdan bazıları soruyor:
“Senin gerçekten özlediğin, kavuşamadığın bir sevgilin mi var?”
“Bu yazdıkların birine mi?”
Belki…
Belki de yok.
Ama bir nebze Özlem her daim var.
Çünkü bazı aşklar bir insana duyulmaz.
Bazı özlemler bir kişiye ait değildir.
İnsan bazen bir kişiyi değil,o kişinin yanında hissettiği kendisini özler.
Benim aşkı anlatmamın başka bir sebebi daha var.
Ben Anadolu Abdal kültürüyle yetiştim.
Anne tarafımdan Neşet Ertaş’ın akrabası olmanın gururunu taşıyorum.
Bozkırın Türkü'lerini,insanın içine işleyen o yanık sesi,sevdayı anlatırken bile insanı incitmeyen o büyük kültürü çocukluğumdan beri taşıyorum.
Belki kelimelerle kurduğum bu ilişkinin kökleri oradadır.
Belki de bazı insanlar konuşarak değil,yazarak Türkü söyler.
Ben de kendi Türkü'mü kelimelerle söylüyorum.
Kalemim bazen bir bağlama oluyor.
Bazen bir susuş.
Bazen yarım kalmış bir sevda.
Bazen de gecenin bir saatinde insanın kendisine sorduğu o zor soru:
“ Bunca insanın arasında insan neden hâlâ kendisini yalnız hisseder? ”
Ben 500 yazıdır soruyorum:
Aşk nedir?
Özlem nedir?
İnsan neden gider?
Neden bekler?
Neden bazı insanlar hayatımızdan çıktıkları hâlde zihnimizden çıkmaz?
Neden bazı karşılaşmalar birkaç dakika sürer ama hatırası yıllarca devam eder?
Belki de aşkın en acı tarafı budur:
Bir insanın hayatından çıkması kolaydır, insanın içinden çıkması bazen yıllar sürer.
Fakat benim kalemim yalnızca aşkla beslenmedi.
Hayatımın başka bir tarafında emek vardı.
İşçi vardı.
Alın teri vardı.
Sendikacılık vardı.
Yaklaşık 13 yıl sahada sendikacılık yaptım.
İşçinin derdini dinledim.
Alın terinin ne demek olduğunu gördüm.
Haksızlığa uğrayan insanların gözlerindeki sessizliği gördüm.
Bu nedenle yazılarımda emek de oldu.
İşçi hakları da oldu.
Kardeşlik de oldu.
Barış da oldu.
Özgürlük de oldu.
Umut da oldu.
Duruşum itibarıyla milliyetçi ve muhafazakâr bir çizgide yazdığım doğrudur.
Fakat hiçbir zaman bir düşünceyi savunmanın başka bir insanı hedef almak anlamına gelmediğine inandım.
Kimseyi incitmeden…
Kimseyi aşağılamadan…
Kimseyi hedef göstermeden…
Kendi doğrularımı anlatmaya çalıştım.
Çünkü kalemin gücü, bağırmasında değil,
insanın içine dokunabilmesindedir.
Yaklaşık 16 yıl emek verdiğim kurumla ilgili bildiğim pek çok gerçek var.
Fakat bunları kaleme almadım.
Çünkü bazı meseleler gazete köşesinden önce mahkeme salonunda konuşulmalıdır.
Şu anda hukuki bir süreç içerisindeyim.
Benim için adaletin vereceği karar neyse,söylenecek son söz de odur.
Kalem bazen susmayı da bilmelidir.
Çünkü her bildiğini yazmak cesaret değildir.
Bazen doğru zamanı beklemek de bir sorumluluktur.
Fakat bugün bunların günü değil.
Biraz daha zamanı var.
Bugün 500. yazının günü.
Bugün yine aşktan söz edelim.
Özlemden…
Kavuşamamaktan…
İnsanın içinde büyüttüğü sessiz sevdalardan…
Çünkü hayat dediğimiz şey, biraz da hatırladıklarımız ve unutamadıklarımız arasındaki uzun yolculuktur.
---
Daha önce iki kitap çalışmam olduğundan bahsetmiştim.
500 yazının içinden süzülen kelimeler…
Yılların biriktirdiği hikâyeler…
Aşkın,ayrılığın, özlemin,insanın, emeğin ve hayatın izleri…
Uygun bir sponsor desteği bulabilirsem bu iki kitabımı da okuyucularımla buluşturmak istiyorum.
Çünkü bazı yazılar gazetede kalmamalı.
Bazı cümleler bir gazete sayfasından çıkıp başka insanların kitaplığında yaşamaya devam etmeli.
Belki yıllar sonra hiç tanımadığım bir insan kitabımı açacak.
Bir cümle okuyacak.
Sonra kitabı kapatıp kendi hayatını düşünecek.
İşte bir yazar için bundan daha büyük bir mutluluk olabilir mi?
---
Bugün İmza Gazetesi’nde 500. yazım yayımlanıyor.
Elbette gururluyum.
Ama bu gurur yalnızca benim değil.
Bu yolculukta bana kapı açanların da…
Beni okuyanların da…
Eleştirenlerin de…
Bazen kızanların da…
Bazen bir cümlemde kendisini bulanların da…
Bu nedenle gazetemizin imtiyaz sahibi Osman SAV abime özellikle teşekkür ediyorum.
Yıllardır kalemime ve yazılarıma yer verdi.
Ayrıca İmza Gazetesi’nin emektarı Sayın Orhan Akyüz’ün benim için değeri gerçekten çok kıymetlidir.
Bazı insanlar hayatınıza yalnızca meslekleriyle girmez.
İnsanın yolculuğunda iz bırakırlar.
Onların emeğini unutmamak gerekir.
---
Bir de bugün söylemem gereken başka bir söz var.
Geçmişte bazı insanlardan övgüyle bahsettim.
Onlara inandım.
Onlar hakkında siyasi yazılar yazdım.
Fakat zaman bana bazı konularda yanılabileceğimi gösterdi.
Gerçek hayat, bazen insanın zihninde kurduğu tabloyu değiştirebiliyor.
İnsan yaş aldıkça bir şeyi öğreniyor:
Yanılmak insan olmaktır.
Yanıldığını kabul edebilmek ise insanın kendisiyle yüzleşmesidir.
Bu nedenle geçmişte övgüyle bahsettiğim,fakat zaman içerisinde farklı düşündüğüm insanlar hakkında yazdığım bazı yazılar nedeniyle kendimden ve siz değerli okurlarımdan özür diliyorum.
Çünkü insanın gerçek büyüklüğü hiç hata yapmamak değildir.
Hatasıyla yüzleşebilmesidir.
---
Bugün 500.
Beş yüz kez kalemimi elime aldım.
Beş yüz kez kendimi kelimelerin karşısında yalnız bıraktım.
Bazen güldüm.
Bazen sustum.
Bazen sevdim.
Bazen özledim.
Bazen kızdım.
Bazen umut ettim.
Ama hiçbir zaman kalemimi kiraya vermedim.
Çünkü insanın düşüncesi satın alınabilir bir eşya değildir.
Kalem,insanın vicdanıyla arasındaki en uzun köprüdür.
O köprüden geçerken insan önce kendisine hesap vermelidir.
Ben de vermeye devam edeceğim.
Bugün 500. yazımı yazarken geriye dönüp baktığımda şunu görüyorum:
Yıllar geçmiş.
İnsanlar değişmiş.
Dostluklar değişmiş.
Aşklar başlamış, bitmiş.
Bazıları gelmiş, bazıları gitmiş.
Bazıları özlenmiş.
Bazıları unutulmuş.
Bazıları ise unutulmak istense bile unutulamamış.
Fakat kelimeler kalmış.
Çünkü insan gider.
Zaman geçer.
Hatıralar solgunlaşır.
Ama iyi yazılmış bir cümle, bazen sahibinden daha uzun yaşar.
Ben de bundan sonra yazmaya devam edeceğim.
Aşkı yazacağım.
Özlemi yazacağım.
İnsanı yazacağım.
Emeği yazacağım.
Kardeşliği yazacağım.
Barışı yazacağım.
Özgürlüğü yazacağım.
Umudu yazacağım.
Belki yine yanılacağım.
Belki yine öğreneceğim.
Belki bir gün yazdığım 1000. yazıya da ulaşacağım.
Ama bugün için…
Sadece bugün için…
Kalemimi masanın üzerine bırakıp sessizce şunu söylemek istiyorum:
Beş yüz yazı…
Beş yüz kez hayatın kapısını çaldım.
Beş yüz kez kelimelerle kendime ve size dokundum.
Beş yüz kez insanı anlamaya çalıştım.
Şimdi önümde yeni bir sayfa var.
O sayfada henüz yazılmamış binlerce kelime…
Belki bir aşk…
Belki bir ayrılık…
Belki bir özlem…
Belki bir işçinin alın teri…
Belki bir annenin duası…
Belki bir çocuğun umudu…
Belki de gecenin bir yerinde yalnız kalmış bir insanın içinden yükselen tek bir cümle:
“Ben hâlâ umut ediyorum.”
Ben de umut ediyorum.
Çünkü hayat,bütün cevaplarını vermese de insanın önüne her sabah yeni bir soru bırakıyor.
Benim işim de o soruların peşinden gitmek.
Kalemimle…
Vicdanımla…
Ve insan sevgimle…
Bugün 500.
Yarın 501.
Hikâye devam ediyor…
Özlem halen yüreğimde...
Murat İLERİ