Bazen insanın içinde öyle bir sessizlik büyür ki, kelimeler bile o sessizliğin kapısını çalmaya korkar.
Anlatmak istersin.
Fakat nereden başlayacağını bilemezsin.
Çünkü bazı acıların bir adı yoktur. Bazı yorgunlukların tarifi, bazı yalnızlıkların ise şahidi bulunmaz.
İnsan susar.
Sonra sustukça kendi içine çekilir.
Kendi içine çekildikçe, dışarıdan bakıldığında güçlü görünür.
Oysa kimsenin bilmediği bir şey vardır:
Bazı insanlar güçlü oldukları için susmaz.
Kimseye anlatamadıkları için susarlar.
Ben de hayat boyunca çoğu şeyi kendi başıma halletmeyi öğrendim.
“Ben yaparım.”
“Ben hallederim.”
“Bir şekilde geçer.”
Bu cümleler zamanla insanın karakterine dönüşüyor.
Kimseye el uzatmadan yaşamayı marifet sanıyorsun.
Kimseye yük olmamayı erdem biliyorsun.
Minnet etmemeyi özgürlük zannediyorsun.
Sonra bir gün fark ediyorsun ki insan, yalnızca başkalarına değil, bazen kendi acılarına bile yabancılaşabiliyor.
İçinde bir çocuk kalıyor.
Korkuyor.
Üzülüyor.
Sevilmek istiyor.
Birinin omzuna başını koyup hiçbir şey anlatmadan sadece susmak istiyor.
Fakat sen ona bile,
“Dayan.”
diyorsun.
“Geçer.”
“Güçlü ol.”
İşte insanın kendisine yaptığı en büyük haksızlık belki de burada başlıyor.
Kendini sürekli güçlü olmaya zorlamak...
Oysa güç, hiç düşmemek değildir.
Düştüğünde elinden tutacak birine ihtiyaç duyduğunu kabul edebilmektir.
İnsan gerçekten kendi kendine yeter mi?
Belki de hayır.
Çünkü insan, ne kadar bağımsız görünürse görünsün, başka bir insanın sesine, sıcaklığına, anlayışına muhtaç bir varlıktır.
Bir bakış bazen yıllarca taşınan yükü hafifletir.
Bir cümle bazen insanın içindeki karanlık odaya pencere açar.
Bir “Nasılsın?” sorusu bile, gerçekten sorulduğunda, insanın yıllardır sakladığı bütün cevapları yerinden oynatabilir.
Psikoloji bize insanın bastırdığı duyguların yok olmadığını söyler.
Onlar yalnızca başka bir yerde yaşamaya devam eder.
Kimi zaman uykusuzlukta...
Kimi zaman öfkede...
Kimi zaman anlamsız bir sessizlikte...
Kimi zaman da herkes gittikten sonra gecenin ortasında tavana bakarken ortaya çıkar.
İnsan başkalarından saklayabilir.
Kendisinden saklayamaz.
Edebiyatın bütün hikâyeleri biraz da bunun için vardır.
Çünkü insan, kendi söyleyemediğini bazen bir romanda bulur.
Bir şiirin içinde kendisini görür.
Bir cümlenin altında yıllardır taşıdığı yarayı fark eder.
Belki de kitapları bu yüzden seviyoruz.
Çünkü bazı satırlar bizi anlatırken, bazı insanlar bizi hiç anlayamıyor.
Benim de içimde kimsenin bilmediği bir alfabe var.
Harflerini yalnızca ben biliyorum.
Sırtımda ise kimsenin görmediği bir heybe...
İçinde yarım kalmış konuşmalar...
Söylenmemiş sözler...
Gizlenmiş kırgınlıklar...
Kaybedilmiş insanlar...
Sessizce çekilmiş acılar var.
Yıllardır taşıyorum.
Kimseye,
“Birazını da sen taşı.”
diyemeden...
Belki de insanın en ağır yükü, taşıdığı şey değil;
Taşıdığı yükü kimseyle paylaşamamaktır.
Çünkü bazı insanlar yardım istemeyi değil, yardım etmeyi öğrenmiştir.
Herkesin yarasını sararken kendi yarasına merhem bulamaz.
Herkese “Ben buradayım.” derken, kendi hayatında birilerinin ona aynı cümleyi söylemesini bekler.
Ve yıllar geçtikçe anlar:
İnsanı yaşlandıran yalnızca zaman değildir.
Söylenemeyen sözler de yaşlandırır insanı.
İçine atılan acılar da...
Affedilemeyen insanlar da...
Kendinden esirgediğin şefkat de...
Belki artık güçlü görünmekten vazgeçmek gerekiyor.
Bazen yorulduğunu söylemek gerekiyor.
Bazen “Ben de bilmiyorum.” diyebilmek...
Bazen “Bana yardım et.” diyebilmek...
Bazen hiçbir açıklama yapmadan birinin yanında sessizce oturabilmek...
Çünkü insanın her zaman kahraman olması gerekmiyor.
Bazen sadece insan olması yeterli.
Belki hayatın en güzel cümlesi de budur:
“Artık taşıma.”
“Bırak.”
“Dinlen.”
“Ben buradayım.”
İnsan bazen kurtarılmak istemez.
Sadece yalnız olmadığını bilmek ister.
Çünkü bazı geceler karanlık, sabahın gelmeyeceğinden değil;
İnsanın o sabaha kadar yanında kimsenin olmayacağından korkutur.
Ben artık biliyorum...
Her şeyi tek başına taşımak güç değildir.
Bazen gerçek güç, omuzlarındaki yükü yere bırakıp,
“Ben de yoruldum.”
diyebilmektir.
Çünkü insan...
En çok da kimseye belli etmeden güçlü kalmaya çalışırken tükenir.
Murat İLERİ