Hayat insana her zaman kazanmayı vaat etmez.Bazen elindekini alır,bazen de seni seçimlerinle baş başa bırakır.

İşte tam orada, insanın kim olduğu ortaya çıkar. Kaybetmemek için susan mı olacaksın, yoksa kaybetmeyi göze alıp kendin olarak kalabilen mi?

Çoğu insan kayıplardan korkar. Bir işi,bir makamı, bir insanı yitirmek ağır gelir.Oysa asıl ağır olan,bunları korumak uğruna kendinden vazgeçmektir.
Onur dediğin şey, insanın kendi aynasına bakabilme cesaretidir.O aynaya yabancılaştıktan sonra, kazandığın hiçbir şey sana ait değildir.
Sistemler değişir, isimler değişir, dönemler değişir ama bir gerçek değişmez.
Emek çoğu zaman korunmaz,çoğu zaman harcanır.
Alın teri kutsal denir ama ilk gözden çıkarılan yine o olur. İnsan, emeğini koruyamadığında sadece kazancını değil,zamanla inancını da kaybeder.
Korku,insanın içini yavaş yavaş kemiren sessiz bir düşmandır.
Bir kere boyun eğdin mi, devamı gelir. Taviz,tavizi doğurur. Sonra bir bakarsın ki,sen diye bir şey kalmamış. Başkalarının çizdiği sınırlar içinde yaşayan,kendi hayatına uzaktan bakan birine dönüşmüşsün.
Dirençli olmak,her şeye kafa tutmak değildir.Direnç, gerektiğinde “hayır” diyebilmek, gerektiğinde de bedel ödemeyi göze alabilmektir.
Çünkü bazı bedeller ödenmeden kazanılan hiçbir şeyin değeri yoktur. İnsan bazen kaybederek kazanır; ama sadece kendini koruyabildiği sürece.
Rızkı insanlardan bilmek,insanı küçültür.Her kapıda biraz daha eğilirsin, her reddedişte biraz daha eksilirsin. Oysa bilirsen ki veren de alan da Rabbil Âlemîn’dir, işte o zaman duruşun değişir. Korkunun yerini tevekkül alır.
İnsan o noktada özgürleşir.
Kaybetmekten korkma.Eğer giden şey senin onurunu zedeliyorsa, zaten sana ait değildir. İnsan bazen bir kapıyı kapatmak zorunda kalır ki, başka bir kapı açılabilsin.
Hayat, eğilenleri değil,dimdik duranları hatırlar.
Sonunda geriye tek bir soru kalır. Kendini mi korudun, yoksa sadece elindekileri mi?...

Murat İLERİ